Doğu Akdeniz’de Yeni Hesap: Hedefte Yine Kıbrıs mı Var?

Doğu Akdeniz’de Yeni Hesap: Hedefte Yine Kıbrıs mı Var?
Dr. Büşra Çakmak Üzehan
05.03.2026 Perşembe 11:49 | Son Güncelleme: 05.03.2026 Perşembe 11:49

Doğu Akdeniz’de yükselen gerilim bir kez daha bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Kıbrıs yalnızca bir ada değil, bölgesel güç mücadelesinin tam merkezinde bulunan stratejik bir düğüm noktasıdır.

İran’dan fırlatılan ve Türk hava sahasına yöneldiği belirtilen füzenin hedefinin Güney Kıbrıs, Ada’da bulunan İngiliz ve ABD üstleri olabileceğine dair değerlendirmeler, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimin Kıbrıs’ı da etkileyebilecek bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Türkiye ve KKTC, İran ile ABD arasındaki gerilimin hiçbir tarafı değildir. Ancak bölgedeki askeri hareketlilik ve yaşanan gelişmeler, bu krizin etkilerinin Doğu Akdeniz’e ve dolayısıyla Kıbrıs’a kadar uzanabileceğini ortaya koymaktadır.

Çünkü bugün bölgede yaşanan hiçbir kriz Kıbrıs’tan bağımsız değildir. Tam da bu atmosferde Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın yaptığı açıklamalar dikkat çekici. Dendias, mevcut kriz ortamının “Türk askerinin KKTC’den çekilmesi için iyi bir fırsat olabileceğini” dile getirerek aslında uzun yıllardır sürdürülen bir stratejik hedefi yeniden gündeme taşıyor.

Kıbrıs meselesinde zaman zaman değişen diplomatik dilin arkasında değişmeyen bir gerçek vardır: Adadaki güç dengesi. Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimi için Türk askeri varlığı bu dengenin temel unsurudur. Bu nedenle bölgesel krizler çoğu zaman bu dengeyi değiştirmek için bir fırsat olarak görülür. Ancak unutulmaması gereken bir başka gerçek daha var. Kıbrıs meselesi yalnızca askeri ya da diplomatik bir tartışma değildir. Bu mesele aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve varlığıyla doğrudan ilgilidir. Bu güvenlik yıllardır garantör devlet Türkiye tarafından sağlanmaktadır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son yıllarda birçok ülke ile yaptığı askeri ve güvenlik anlaşmaları, adayı bir güvenlik alanından çok bölgesel güçlerin rekabet sahasına dönüştürmektedir. Bu ülkelerin adadaki varlığı, çoğu zaman Kıbrıs’ın güvenliğini sağlamaktan ziyade kendi stratejik hedeflerini korumaya yöneliktir. Bu durum ise Kıbrıs’ı korunan bir ada olmaktan çıkarıp, krizlerin temas hattına daha da yakınlaştırmaktadır.

Bugün Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik, enerji rekabeti ve bölgesel güç mücadeleleri adayı yeniden uluslararası stratejilerin merkezine yerleştirirken, Kıbrıs Türk halkı açısından asıl önemli olanın iç siyasi çekişmelere kapılmadan ülkenin geleceği söz konusu olduğunda ortak bir ulusal duruş sergileyebilmek olduğu açıktır.

Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Kıbrıs’ta jeopolitik hesaplar yapılırken, adadaki toplumların iç bölünmüşlüğü çoğu zaman dış aktörlerin işini kolaylaştırmıştı. Tarihin defalarca gösterdiği gibi Kıbrıs, yalnızca bir ada değil; bölgesel hesapların kesiştiği stratejik bir eşiktir. Bugün de Türkiye ve KKTC, İran–ABD geriliminin hiçbir tarafı olmamasına rağmen, bölgeye düşen füzelerden yapılan siyasi açıklamalara kadar uzanan gelişmelerle bu krizin içine çekilmek istenmektedir. Kimi zaman söylemlerle, kimi zaman sahadaki askeri hamlelerle adanın yeniden bir gerilim hattına dönüştürülmeye çalışıldığı görülmektedir. İşte tam da bu nedenle böyle dönemlerde mesele kimin haklı çıktığı değil, kimin birlikte durabildiğidir. Bu coğrafyada ayakta kalanlar yalnızca güçlü olanlar değil, ortak akıl ve ortak duruşla hareket edebilenlerdir.

haber365.com