Ülke ekonomisinin gelişimi doğrudan işletmelerin gelişimine bağlıdır. Bu yüzden Ekonomi biliminin bir alt dalı da İşletme Yönetimi Bilimidir.
Bu tanımdan çıkarım yapabileceğimiz doğal sonuç ise ekonominin gelişiminin yalnızca devletlerin makro kararlarına bağlı olmadığıdır. Yani her işletme sahibi kendi stratejisini belirlemek, uygulamak ve başarı sağlamakla sorumludur. Fakat Türkiye’de bunu başarabilen patron sayısı çok ama çok azdır. Sebebi ise tamamen bilgi eksikliğidir.
Bilgi eksikliği nedeni ile gerçek potansiyellerinin çok daha altında bir verim ile işletme yöneten yüzbinlerce patron genelede piyasa şartlarına, devletin mali ve ekonomik politikalarına suç atmaktadır. Devlet faktörü ve aldığı ekonomik kararlar piyasa üzerinde tabi ki oldukça etkilidir fakat suçluyu gösteren işaret parmağımızı kendimize doğrultmamızın vakti çoktan geldi.
Peki bilgiden kasıt nedir?
Neyi bilmiyoruz?
Bu soruların cevabını, teşbihte hata olmayacağının bilinci ile sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu sizlere bir soru yönelterek daha iyi ifade edebileceğimi düşünüyorum.
Soru: Karıncalar mı balıkları yer? Yoksa balıklar mı karıncaları yer?
Cevap: Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir. Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları yer. Sular çekildiğinde ise karıncalar balıkları…
Yani kimin kimi alt edeceğine suyun akışı karar verir.
World Inequality Report yani Dünya Eşitsizlik Raporunun 2026 verilerine göre en zengin %10, küresel kişisel servetin yaklaşık %75’ine sahipken, en alttaki %50 yalnızca %2 paya sahiptir.
Daha anlaşılır biçimde ifade edece olursak Dünya’da 100 kişi olduğunu varsayalım. En zengin 10 kişi servetin 75 birimini alırken ortadaki 40 kişi 23 birimi paylaşmaktadır. Geriye kalan 50 kişi ise yalnızca 2 birimle hayatta kalmaya çalışıyor.
Bu rapordan da anlaşılacağı üzere balıklar Dünya’nın %10’unu temsil ederken karıncalar ise geriye kalan %90’ı temsil eder. Sayısal olarak üstün olan karıncalar yanlış hamleler nedeni ile balıklara yem olmaktadırlar!
Bu yazı Rockefeller ve Rothschild aileleri ve türevleri tarafından okunmayacağı için karıncalara hitaben yazıma devam etmek istiyorum.
Yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermek istemem. Bu benzetme bir küçümseme ifadesi değildir. Çaresizlik ifadesi hiç değildir. Aksine… Karıncalar kendi ağırlıklarının 10 ila 5.000 katını taşıyabilecek güçtedirler. Lakin bir çoğumuz bu gücün farkında değiliz. Çünkü yeterli ve gerekli bilgiyi edinerek birlikte hareket etmenin yaratacağı muazzam gücün farkında değiliz.
Black Rock şirketi ile ilgili yazdığım yazıda da bahsettiğim üzere “Balıklar” zaten lüksün zirvesini yaşayan insanlar. Yani amaçları daha fazla servet edinmek değil ama bir amaçları olduğu aşikâr. Bu amacın ne olduğunu da aynı yazımda ifade etmiştim lakin tekrarlama ihtiyacı hissediyorum. En net ifade ile balıklar karıncalara hükmetmek istiyorlar. Kendi faşist siyonizm ülkülerini hayata geçirmeye çalışıyorlar ve bunu yaparken de bizler gibi “5 yıllık kalkınma planı” olarak değil, minimum 100 yıllık planlar çerçevesinde hayata geçiriyorlar. Başarılarının altında yatan asıl faktör bu. Bir diğer faktör ise her daim yedek planlarının olması.
Çizdiğim karamsar tablo sizleri üzmesin. Sorunlar, ancak ve ancak kaynaklarının tespiti ile çözülebilir. Sorunu kavramadan problemi çözmek imkansızdır.
Dünyada 2 tür güç vardır. Birincisi ekonomik güç, ikincisi ise caydırıcı nitelik taşıyan askeri güçtür. Birincisi sağlanmadan ikinci güç yeterli caydırıcılığa sahip olamaz. Çünkü ekonomi düzelmeden Askerî motivasyon düşer ve caydırıcılığını yitirir. Türkiye ise bu bağlamda kapsam dışıdır. En yakın örneği ise Türklerin, Mustafa Kemal Atatürk ve ekibinin önderliğinde destansı bir zaferle taçlandırdığı Kurtuluş Savaşı’dır. Bütün imkansızlıkların mevcut olduğu bir ortamda karıncalar organize olarak balıkları yenmiştir fakat o dönemde milli değerlere sıkı sıkıya sarılan, kutsal değerlerini canı pahasına koruyan bir millettik. Atalarımızın motivasyon kaynağı bu kutsal değerlerdi.
Balıklar, bizim bu gücümüzün farkında oldukları için milli ve kutsal değerlerimiz üzerine oyunlar oynayarak bizim organize olmamızı engellemeye çalışmakta ve bu konuda da başarı elde etmektedirler.
Kıymetli Hocam Dr. Hikmet Aytek’in bana öğrettiği “Eleştiri ile geliyorsan, sorun ile geliyorsan çözümü de yanında getir” kural üzerinden yola çıkarak çözümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
-Türkiye’de irili ufaklı tüm işletmeler tamamen milli amaçlar doğrultusunda organize olmalıdır.
- İşletmeler, kapitalizm oyununun kurallarını tam anlamıyla öğrenerek kurallara uygun biçimde masada olup, oyunu kurallarına göre oynamayı öğrenmelidir.
- Patronlar, sermayelerinin çapına göre değil, hayallerinin çapına göre strateji belirlemelidir.
- İrili ufaklı tüm işletmeler milli ve kutsal değerlerimiz için bu savaşta devletimizin yanında yer almalıdır.
- Balıkları zayıflatmak kolay… Önemli olan “1 Türk tüm Dünya’ya bedeldir.” sözünü şiar edinerek gücümüzün farkında olmaktır.
Bugünün savaşları ekonomi cephelerinde yaşanmaktadır. Kurtuluş Savaşı döneminde sıfırın altında bir sermaye ile zafer elde eden bu millet bugün çok daha zengindir. Bu bilinçle hareket ederek, rehavete kapılmadan, savaşta olduğumuzun bilinci ile hareket etmeliyiz.
Ramda Afsar
17.05.2026
-
- SAVAŞTAYIZ ! 17.05.2026
- Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz… 04.04.2026
- BlackRock CEO’su Neden Türkiye’ye Geldi? 28.03.2026
- Atatürk’ün Kemiklerini Sızlatanlara. Konu:Laiklik 26.02.2026
- 2025: “Güç” Yılında Türkiye’nin Görünmez Kalkanı MİT 19.02.2026
- Tümünü Gör