BlackRock şirketi CEO’su Larry Fink, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 27 Mart 2026 tarihinde yani dün bir görüşme gerçekleştirdi.
Bu görüşmenin öneminden ve altında yatan nedenlerden bahsetmeden önce bilmeyenler için kısaca BlackRock şirketinden bahsetmek istiyorum.
BlackRock, dünyadaki en büyük varlık yönetim şirketlerinden biridir. En basit haliyle; kendi parasını değil, müşterilerinin parasını yönetir. Bu müşteriler arasında emeklilik fonları, sigorta şirketleri, devlet fonları, kurumlar ve bireysel yatırımcılar vardır. Şirket kendisini küresel bir yatırım yöneticisi ve finansal teknoloji sağlayıcısı olarak tanımlar. 2026 başı itibarıyla yönettiği varlık büyüklüğü yaklaşık 14 trilyon dolar seviyesindedir ki bu sermaye, Dünya’nın birçok ülkesinden çok daha etkili bir sermaye büyüklüğü anlamına gelmektedir.
Tek cümleyle ifade edecek olursak:
BlackRock, dünyanın dört bir yanındaki büyük yatırımcıların parasını yöneten ve bunu çok güçlü finansal teknoloji altyapısıyla yapan dev bir küresel sermaye şirketidir.
Market değeri olarak baktığımızda, birçok şirketten çok daha düşük bir değere sahip olsa da burada önemli olan husus şirketin yönettiği paranın büyüklüğünde gizlidir.
ABD şirket ekosisteminde BlackRock gibi varlık yönetim şirketlerinin yönettiği toplam tutar yaklaşık olarak 50 trilyon dolar civarındadır.
50 trilyon doların ne denli büyük bir güce sahip olduğunu şöyle ifade edeyim; Türkiye’nin 1 yıllık geliri 1,5 trilyon dolar. Kıyası size bırakıyorum.
Dünya üzerindeki en lüks tüketim araçlarına sahip olabilmek için gerekli olan maddi gücü düşününce sizlerin de tahmin edeceği üzere bu denli büyük bir servete sahip olmaya veya yönetmeye gerek olmadığı aşikâr.Çok daha azıyla Dünya üzerinde maksimum refah seviyesinde, lüksün zirvesi yaşanabilir.
Maksimum lüksün zirvesini yaşamalarına rağmen daha fazla sermaye elde edebilmek için çaba gösteriyorlarsa bu insanlar neyin peşinde? Amaçları ne? Gizli ajandalarında yer alan misyonları ne?
Konu, sayfalara sığmayacak kadar derin ama kısaca anlatayım…
Bu büyüklükte bir para tabi ki sadece ekonomiye yön vermekle yetinmez.
• Elde ettikleri medya gücü sayesinde bir ülkenin vatandaşlarının kararlarını yönlendirebilir.
• Yapacakları PR çalışmaları ile bir kitlenin seçimlerini etkileyebilir.
• Bir ülkede iç kargaşa yaratmak adına gereken bütün ögeleri bir araya getirebilir, organize edebilir ve koordine edebilir.
• Siyasi bir karakteri parlatabilir veya itibarsızlaştırabilir.
• Seçecekleri bir kitleye istedikleri fikri yayabilir ve bu fikri adeta bir kalkan gibi kendi lehlerine kullanarak bir fikir akımı başlatabilir.
• Ülkelerin kararlarını, ekonomik tehditler ile yönlendirebilir ve yönetebilir.
Ve bunun gibi bir çok sosyal ve siyasi alanda etki sahibi olabilirler.
İyi de, bunları yapmayı neden istesinler?
Ben sizlere “BlackRock şirketinin kurucu CEO’su olan Larry Fink kimdir?” sorusunun cevabını vereyim, sizler de “neden istesinler?” sorusunun cevabını tahmin edin.
Larry Fink Yahudi bir ailede dünyaya gelen, İsrail ile ve ABD siyaseti ile yakından ilişkili olan bir isimdir. Az evvel bahsettiğim üzere de global çapta boy gösteren ve global çapta etki gücüne sahip ekonomik bir figürdür.
Larry Fink, Yahudilik dinine müntesip bir figür olsa da gerçekleştirdiği fiiller genel anlamda Siyonizme hizmet etmektedir desek yanlış bir tahmin yürütmüş olmayız.
Siyonizmin, bir ülkenin kararlarına “Siyonizm çıkarları” doğrultusunda etki etme çabası ise en ucuz yöntemden en pahalı yönteme doğru sınıflandırılabilir.
• İlk adım müzakere yöntemidir. Müzakere, en ucuz ve en basit yöntemdir. Masada çeşitli kozlar öne sürülür ve karşı taraf ikna edilmeye çalışılır.
• Şayet bu çaba sonuçsuz kalırsa ikinci adımda ekonomik yaptırımlar, yatırımların geri çekilmesi vb. kozlar devreye girer.
• Üçüncü adımda ülke, siyasi olarak darboğaza sokulur. Siyasi figürler parlatılır veya itibarsızlaştırılır.
• Bu da sonuç vermez ise dördüncü adım olarak ülkede fikir ayrılıkları yaratmak suretiyle iç kargaşa yaratılmaya çalışılır ve mevcut iktidarın halk nezdinde ki etkisinin kademeli olarak söndürülmesi hedeflenir.
• Beşinci adım ise ülkenin halkının dezenformasyon ile yönlendirilmesi ve bu sayede devlet mekanizmasının çökertilmesi hedeflenir.
• Beşinci adım işe yaramazsa altıncı ucuz adım hayata geçirilir. Bu adımın Türkiye’deki karşılığı ise 15 Temmuz Darbe Girişimidir.
• Yedinci adımda ise en pahalı ve en riskli yöntem devreye girer… Savaş… Bugün yaşamakta olduğumuz Ortadoğu savaşı, bahsettiğim 6 adımın başarısızlığı (!) sonucu meydana gelmiştir.
Görüldüğü üzere amaç daha çok servet edinmek değildir. Asıl amaç Siyonizmin hedeflerinin tüm Dünya’da egemen hale gelene kadar ekonomiden siyasete hayatın her alanında savaşmaktır.
Larry Fink’in Türkiye ziyareti de tahminimce birinci adım olan “Masada Müzakere” adımının başlatılarak Siyonizmin küresel planının Türkiye üzerinden startını verdiği sinyalini taşıyor.
Karşı taraf güçlü, zengin, donanımlı ve oldukça koordine… Peki bu derin ve karanlık emellerden ülkemizi korumak ve potansiyel tehlikeleri bertaraf etmek imkansız mıdır?
Tabi ki hayır!
Kıymetli Hocam Sayın Dr. Hikmet Aytek’in de yazılarında ve konuşmalarında defaatle belirttiği üzere “Millî” ögelere sahip çıkmak, materyalist zihniyet yapısından uzaklaşıp “ruh” kavramına önem vermek, tehlikenin farkında olup bu farkındalıkla yaşamak, kutsal değerlerimize sahip çıkmak, ayrıştırıcı her türlü fikri elimizin tersiyle itip bir arada yaşamanın verdiği gücü farketmek ve en önemlisi aleni bir ihanet görmediğimiz müddetçe Devletimizin aldığı kararları benimsemek bizim kurtuluş reçetemizdir.
Bizim kurtuluşumuza ve tam bağımsızlığımıza, tüm Dünya milletlerinin ihtiyacı vardır. Yüzlerce yıllık tarihimiz ise bunun en somut ispatıdır.
28.03.2026
Ramda Afsar
- BlackRock CEO’su Neden Türkiye’ye Geldi? 28.03.2026
- Atatürk’ün Kemiklerini Sızlatanlara. Konu:Laiklik 26.02.2026
- 2025: “Güç” Yılında Türkiye’nin Görünmez Kalkanı MİT 19.02.2026
- MHP: Bir Parti Değil, Ortak Bir Ruhun Adıdır 10.02.2026
- Türkiye’yi hangi çılgın durduracakmış? 08.02.2026
- Tümünü Gör