Aldı başını gidiyor bir tartışma... Orhan Veli’nin Yahya Kemal'e imzaladığı birinci baskı Garip kitabı, bir müzayedede tam 508 bin liraya satıldı. Peki ama ne oldu da yaşarken mektup pulu dahi alamayan bir şairin ilk baskı kitabı, bugün bir servet değerine ulaştı?
Orhan Veli; Türk şiirinin üzerindeki o ağır, süslü ve aristokratik örtüyü tek bir hamlede yırtıp atan o asi adam.
Hayatı da en az şiiri kadar yalın, iddiasız.
Eserlerinde o süslü salonların hiç görmek istemediği sınıfsal çelişkilere en yalın yerden ayna tuttu. "Kuyruklu" şiirindeki o meşhur ciğercinin kedisi ile sokak kedisinin kapışmasını hatırlayın. Sokak kedisi, kalaylı kapta yiyen o konforlu kediye şöyle sesleniyordu:
Uyuşamayız yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak tanrının günü...
Ciğercinin kedisi ise sistemin o hiç değişmeyen tanıdık refleksiyle, konforunu tehdit eden bu açlık çığlığına hemen etiketi yapıştırıyordu:
Açlıktan bahsediyorsun;
Demek ki sen komünistsin.
Demek bütün binaları yakan sensin.
İstanbul'dakileri sen, Ankara'dakileri sen...
Sen ne domuzsun sen!
Dönemin yayıncılık çarkları arasında hak ettiği telif hakkını bulamayan, çıkardığı gazetenin matbaa borçlarını ödeyebilmek için Abidin Dino’nun hediyesi o paha biçilemez tablolarını satan, kış günü ceketini dahi satmak zorunda kalıp Ankara ayazını ödünç pardösülerle geçiren bir şairin anısı; bugün o eprimiş ceketlerin cebine asla girmeyecek paralarla takas ediliyor.
Yaşarken mektup pulu dahi alamayan bir şairin ilk baskı kitabı, bugün bir servet değerinde.
Çünkü modern dünya, nesnelerin üzerine sinen yaşanmışlığı ve o sahici kavgaları satın almak istiyor. O 508 bin liralık etiket, aslında bir kitabın kâğıt değerine değil; Garip akımının o ilk doğduğu ana, iki büyük şairin (Orhan Veli ve Yahya Kemal) o tarihi karşılaşma anına, o benzersiz hafıza kırılmasına ödenen gecikmiş bir bedel.
Ancak buradaki asıl çelişki tam da bu noktada derinleşiyor: Sistem, sanatçıyı yaşarken yalnızlığa ve imkânsızlığa mahkûm ederken; o öldükten sonra onun kavgasını, hatırasını ve trajedisini lüks birer estetik nesne olarak salonların baş köşesine yerleştiriyor.
Bugün o imzalı sayfanın etrafında dönen tüm bu gürültünün üzerine, sanki en çok Yahya Kemal'in o meşhur fısıltısı yakışıyor:
"Üstümüze zaman yağdı, hüznümüz ondandır."
- Pardösüsü ödünç, kitabı yarım milyon 30.06.2026
- Tümünü Gör