Doğu Akdeniz, modern tarihin en karmaşık jeopolitik denklemlerinden birine sahne oluyor. 1960 Garanti Anlaşmaları ile tesis edilen hassas denge, bugün bazı Avrupa başkentlerinin tek taraflı hamleleriyle ciddi bir erozyona uğratılmak isteniyor. Özellikle Fransa’nın Güney Kıbrıs ile geliştirdiği "kalıcı askeri iş birliği" modellemesi, sadece bir savunma tercihi değil; bölgedeki hukuksal statükoyu kökten sarsacak bir doktrin değişikliğidir.
Kıbrıs üzerindeki egemen üsleri (Sovereign Base Areas) vasıtasıyla bölgedeki istihbari ve lojistik üstünlüğünü koruyan İngiltere, Fransa’nın adadaki varlığına karşı manidar bir sessizlik içinde. Londra, bir yandan Ankara ile stratejik ortaklığını korumaya çalışırken, diğer yandan adanın bir "AB askeri garnizonuna" dönüşmesine göz yumuyor. Oysa 1960 Anlaşmaları’nın ruhu, adanın herhangi bir dış gücün münhasır askeri alanı olmasını açıkça yasaklar. Bu sessizlik, bölgedeki "yaratıcı kaosun" bir parçası mıdır?
Paris’in Akdeniz politikası, sadece enerji yataklarıyla sınırlı değildir. Lübnan ve Suriye üzerindeki tarihsel etkisini kaybeden Fransa, Kıbrıs’ı Ortadoğu’ya açılan bir "ileri harekat merkezi" olarak konumlandırmaktadır. Yunanistan ve Rum tarafı ise, Türkiye’nin bölgesel liderliğini dengelemek adına bu yayılmacı politikaya zemin hazırlıyor. Ancak unutulmamalıdır ki; uluslararası hukuk, ikili anlaşmaların "Genel Garanti Anlaşmaları"nın üzerine çıkmasına izin vermez. Türkiye’nin itirazı, sadece bir egemenlik vurgusu değil, aynı zamanda uluslararası hukukun savunulmasıdır.
Türkiye, bugün sadece bir kıyı devleti değil, "Mavi Vatan" doktrini ile denizlerdeki hak ve menfaatlerini tescillemiş bir bölgesel güçtür. Libya ile yapılan deniz yetki alanları anlaşmasından, yerli sondaj filomuzun faaliyetlerine kadar her adım, Akdeniz’de Türkiye’nin rızası olmadan bir düzen kurulamayacağının ilanıdır. Ortadoğu’daki istikrarsızlığın Kıbrıs üzerinden yönetilmeye çalışılması, Ankara’nın stratejik derinliğine çarpmaya mahkumdur.
Sonuç olarak; Akdeniz, hiçbir gücün tek taraflı hegemonya kurabileceği bir iç deniz değildir. Fransa’nın askeri ihtirasları, İngiltere’nin denge oyunları ve Yunanistan’ın maksimalist talepleri karşısında Türkiye; rasyonel, hukuki ve kararlı duruşunu korumaktadır. Kıbrıs Türkünün haklarını ve Türkiye’nin deniz yetki alanlarını yok sayan her türlü "yeni statüko" arayışı, bölgedeki barış zeminini tahrip etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Çözüm, dış aktörlerin askeri yığınağında değil; coğrafyanın gerçeklerini kabul eden adil bir paylaşım ve saygılı bir diplomasidedir.
- Akdeniz’de Güç Kayması: Diplomasi mi, Askeri Tahkimat mı? 28.04.2026
- Kıbrıs Semalarında Milli Müdafaa: Türk F-16’ları 09.03.2026
- Doğu Akdeniz’de Yeni Hesap: Hedefte Yine Kıbrıs mı Var? 05.03.2026
- İran’aA Sözde Özgürlük Müdahalesi 01.03.2026
- KIBRIS’TA TIKANAN SÜREÇ, GÜÇLENEN TÜRKİYE DURUŞU 19.02.2026
- Tümünü Gör