KIBRIS’TA TIKANAN SÜREÇ, GÜÇLENEN TÜRKİYE DURUŞU

KIBRIS’TA TIKANAN SÜREÇ, GÜÇLENEN TÜRKİYE DURUŞU
Dr. Büşra Çakmak Üzehan
19.02.2026 Perşembe 12:31 | Son Güncelleme: 19.02.2026 Perşembe 12:31

Kıbrıs’ta son haftalarda yaşanan gelişmeler, çözüm sürecinin hangi noktada tıkandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Takvime bağlanan sınır kapısı düzenlemeleri hayata geçirilmedi, ekonomik başlıklarda ilerleme sağlanamadı, gençleri bir araya getirecek sembolik adımlar dahi sonuçsuz kaldı.

 

Derinya ve Bostancı geçiş kapılarındaki seyrüsefer düzenlemeleri için belirlenen tarihler geride kaldı. Metehan Sınır Kapısı’nın genişletilmesine ilişkin Türk tarafının teknik çalışmalarını tamamladığı bilinirken, karşı tarafta sürecin henüz sonuçlanmaması dikkat çekti. Oysa geçiş kapıları yalnızca fiziki bağlantı noktaları değil; iki toplum arasındaki psikolojik mesafenin azalmasını sağlayacak alanlardır. Ekonomik cephede ise hellim meselesi hâlâ çözüme kavuşmuş değil. Avrupa Birliği çerçevesinde oluşturulan mekanizmanın pratikte tam anlamıyla işletilememesi, üreticilerin beklentilerini karşılamadı. Hellim, Kıbrıs için yalnızca bir tarım ürünü değil; iki toplumun ortak ekonomik potansiyelini temsil eden sembolik bir değerdir. Bu başlıkta yaşanan gecikmeler, ekonomik iş birliğinin siyasi çekişmelerden bağımsız ilerleyemediğini gösteriyor.

 

Belki de en çarpıcı örnek, 14–16 yaş grubundaki Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerin dostluk maçı önerisinin hayata geçirilememesi oldu. Sporun birleştirici dili devreye sokulamadı. Oysa gençlerin aynı sahada buluşması, geleceğe dair umut üretmenin en yalın yollarından biri olabilirdi. Futbol sahasına dahi taşınamayan bir temas zemini, güven artırıcı adımların ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler temsilciliği cephesinden yapılan açıklamalarda da ilerlemenin sınırlı kaldığı vurgulandı. Tarafların söz verdiği ancak somut gelişmelerin beklenen düzeyde gerçekleşmediği ifade edildi. Diplomasi dilindeki bu temkinli ifadeler, aslında sürecin ciddi bir irade sınavından geçtiğini gösteriyor.

 

Tam da bu noktada değişmeyen tek unsur Türkiye’nin tutumudur. Bugün Kıbrıs’ta atılması beklenen güven artırıcı adımların gecikmesi, teknik eksikliklerden çok siyasi irade meselesine işaret ediyor. Ancak bu belirsizlik ortamında değişmeyen tek gerçek, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkına verdiği kesintisiz destektir. Ankara, yalnızca diplomatik düzeyde değil; ekonomik protokollerle, altyapı yatırımlarıyla, güvenlik garantisiyle ve uluslararası platformlardaki siyasi duruşuyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında durmaktadır. Türkiye’nin pozisyonu nettir: Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü korunmadan sürdürülebilir bir çözüm mümkün değildir. Güven artırıcı adımların dahi ertelendiği bir zeminde, kapsamlı çözüm vizyonunun gerçekçi parametreler üzerinden konuşulması kaçınılmazdır.

 

Doğu Akdeniz’de enerji denklemi, deniz yetki alanları ve güvenlik mimarisi yeniden şekillenirken Kıbrıs artık yalnızca yerel bir mesele değildir. Türkiye, hem garantör devlet sıfatıyla hem de bölgesel güç kimliğiyle sürecin ana aktörüdür. Ankara’nın desteği, Kıbrıs Türk tarafı için yalnızca siyasi bir dayanışma değil; aynı zamanda stratejik bir güvencedir. Uluslararası toplum sürecin yavaşlığından söz edebilir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken gerçek şudur: Türkiye, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözümün ancak sahadaki eşitliği tanıyan ve gerçekçi temellere dayanan bir yaklaşımla mümkün olacağını savunmaktadır. Seçim takvimlerine sıkışmış politik hesaplarla ya da Türk tarafının haklarını görmezden gelen dayatmalarla ilerleme sağlanamaz.

 

Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir. Tarihsel kökleri Osmanlı’ya uzanan, Cumhuriyet’le kurumsallaşan bir devlet geleneği arkasındadır. Türkiye’nin desteği, adadaki siyasi dengeyi ayakta tutan temel sütundur. Bugün Kıbrıs’ta bekleyen yalnızca açılmamış kapılar değil; hayata geçirilememiş sözlerdir. Sahaya çıkamayan gençler, sonuçlanamayan ekonomik düzenlemeler ve takvime bağlanıp ertelenen adımlar… Tüm bu tablo içinde değişmeyen tek unsur ise Türkiye’nin kararlı duruşudur. Doğu Akdeniz’de dengeler değişebilir. Diplomatik atmosferler dalgalanabilir. Ancak bir gerçek sabittir: Türkiye, Kıbrıs Türkünün güvenliğinin ve siyasi varlığının teminatı olmaya devam edecektir.

 


haber365.com