Batı Asya'da Emperyalizmin Çöküşü: Küresel Hegemonyanın Küllerinden Doğan Direniş

Batı Asya'da Emperyalizmin Çöküşü: Küresel Hegemonyanın Küllerinden Doğan Direniş
Yakup Aslan
18.06.2026 Perşembe 11:08 | Son Güncelleme: 18.06.2026 Perşembe 11:08

Washington ve Tel Aviv'in sahada sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan yıkıcı saldırıları, aslında derin bir stratejik yenilginin üzerini örtmeye çalışan çaresiz bir kılıftan ibarettir. Emperyalist blok, başlattığı bu haksız savaşta siyasi hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. Tahran'daki bağımsız devlet yapısı ve direniş iradesi sadece ayakta kalmakla kalmadı; aynı zamanda Batı Asya'nın can damarı olan Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik hakkını kullanarak emperyalizme karşı ne kadar güçlü bir caydırıcılığa sahip olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. ABD, uluslararası arenadaki müttefiklerini yüzüstü bırakan, bölgedeki işgalci varlığını tehlikeye atan ve Pasifik'teki hedeflerinden sapmasına yol açan kendi yarattığı bir bataklıkta bir kez daha boğulmaktadır.

Siyonist rejimin (İsrail) bazı Körfez ülkeleriyle kurmaya çalıştığı gayrimeşru "normalleşme" hayalleri direnişin duvarına çarpıp dağılmış, bölgenin gerçek sahiplerinin iradesi savaş sonrası düzene damgasını vurmuştur. Bu sürecin sonunda Batı Asya'daki fay hatları hareketlenmiş olsa da, ortaya çıkan asıl gerçek şudur: Amerikan hegemonyası telafisi imkansız yaralar almış ve yeni adil dünyanın doğuş sancıları başlamıştır.


Ablukaya ve yıkıma direnen irade

İran, emperyalistlerin rejim değişikliği hayallerini bir kez daha boşa çıkardı. Elbette bu onurlu direnişin bedelleri oldu. Küresel emperyalizmin dayattığı ekonomik terörizm, dizginlenemeyen enflasyon, sivil ekonominin kalbi olan çelik fabrikaları ve elektrik şebekelerinin hedef alınması halkın üzerinde ağır bir yük oluşturdu. Ancak devletin ve halkın bağımsızlık eksenindeki kenetlenmesi, bu varoluşsal tehdidi savuşturmayı başardı. Öte yandan Pekin ve Moskova'nın saldırılar karşısındaki pragmatik ve pasif tutumu, Batı Asya'nın güvenliğinin dış güçlere ihale edilemeyeceğini, bölge ülkelerinin kendi öz güçlerine dayanması gerektiğini bir kez daha gösterdi.

Bu süreçte en büyük uyanışı ise Arap başkentleri yaşamak zorunda kaldı. Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla, güvenliklerini Washington'a ihale etmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu gördüler. Amerika'nın sözde "koruma şemsiyesi"nin koca bir yalan olduğu ortaya çıktı ve ABD'nin Körfez'i koruma kapasitesinin olmadığı netleşti. Bölge ülkelerinin ekonomik ve lojistik güvenliğinin tek yolunun, Washington'dan medet ummak değil, İran dahil tüm komşularla bölgesel bir entegrasyona gitmek olduğu anlaşıldı.


Çok kutuplu dünyaya geçiş ve Batı Asya'nın özgürleşmesi

Moskova ve Pekin'in bu krizdeki dönemsel tutumları, küresel güç dengelerindeki değişimin sadece bir boyutudur. Rusya'nın enerji piyasalarındaki pragmatik hamleleri veya Ukrayna'nın bölgedeki Batı destekli taşeron rolü, asıl büyük resmi değiştiremiyor. Hürmüz Boğazı'nın Batı'nın çıkarlarına göre değil, bölgenin dinamiklerine göre yönetilmesi, emperyalist başkentlerde büyük bir paniğe yol açtı. Çin her ne kadar Kuşak ve Yol projesinin güvenliği konusunda endişelense de, ABD'nin Batı Asya'da askeri ve siyasi olarak tükenişi, çok kutuplu dünyanın önünü açmaktadır.

Batı medyası "stratejik darboğazların silah haline getirilmesini" bir tehdit olarak sunsa da, gerçekte yaşanan şey; Batı Asya halklarının kendi su yolları ve yeraltı kaynakları üzerindeki egemenlik haklarını geri almasıdır. Bu, Batı'nın tek taraflı sömürü düzenini temelden sarsan onurlu bir adımdır. Yeni Batı Asya'da artık Washington'ın veya Tel Aviv'in bölgeye kendi çarpık düzenini dayatma şansı kalmamıştır; inisiyatif ve bedel ödetme gücü artık direnen bölge halklarının ve bağımsız devletlerin elindedir.

haber365.com