Donald Trump tarafından "Büyük Anlaşma" olarak pazarlanan mutabakat ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması karşılığında İran limanlarına yönelik ablukanın kaldırılması; aslında bölgenin jeopolitiğini kökten değiştirme hayaliyle başlayan dört aylık savaşın iflas belgesidir.
Kusurlu bir rejim değişikliği doktrinine ve tamamen kibre dayalı senaryolara bel bağlayan Trump yönetimi, üst düzey suikastlar ve nükleer tesislerin vurulması gibi radikal operasyonların düğmesine basmıştı. Ancak gelinen nokta tam bir stratejik kördüğüm oldu. Tahran'daki rejim sadece ayakta kalmakla kalmadı; saflarını daha da sıklaştırarak eskisinden çok daha saldırgan ve tavizsiz bir şekilde direksiyona geçti.
İsviçre'de masaya konan bu metin, kalıcı bir barış anlaşması değil. Savaşın tüm temel hedeflerini askıya alan ve 60 günlük bir pazarlık sürecine zemin hazırlayan geçici bir mutabakat zaptı. Trump'ın bu krizden bir an evvel sıyrılma telaşı, açıkçası başarısız olmuş Venezuela modelinin ve Obama dönemindeki nükleer anlaşmanın kötü bir kopyasından ibaret. Milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığın serbest bırakılması ve yaptırımların askıya alınması, varoluşunu Amerikan ve İsrail karşıtlığına dayandıran bir rejime atılmış ebedi bir can simididir. Sahada ordunun ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar, bugün siyasi pazarlık masasında adeta haraç mezat satılıyor.
Washington'ın Ödediği Ağır Fatura
Dört aydır süren bu yıpratma savaşının askeri ve ekonomik maliyeti devasa boyutlarda. Pentagon resmi faturayı 29 milyar dolar olarak açıklasa da, asıl yıkım ABD'nin askeri prestijinde yaşandı. Basra Körfezi'ndeki Amerikan üslerine isabet eden füzeler, kamikaze İHA'lar, hayatını kaybeden 13 asker ve yüzlerce yaralı... Tüm bunlar, Batı'nın o yenilmez sanılan askeri hegemonyasının aslında ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Devasa teknolojik üstünlüğün, ucuz silahlara ve deniz mayınlarına karşı nasıl çaresiz kalabildiğini hep birlikte izledik.
Daha da vahimi, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin "çevre masrafları" veya "geçiş ücreti" gibi kılıflarla Tahran'ın denetimine bırakılmasıdır. Bu durum, İran'ın küresel enerji hatları üzerindeki tekelini resmen tanımak ve Amerikan Donanması adına tarihi bir hezimeti kabullenmek anlamına geliyor.
Bu mecburi ve aşağılayıcı geri çekiliş, ABD'nin uluslararası imajını derinden sarsarken, o devasa ordunun aslında sadece bir vitrinden ibaret olduğu algısını güçlendirdi. Rejim, zorunlu başörtüsü gibi konularda taktiksel geri adımlar atsa bile, hayatta kalma konusundaki esnekliğini kanıtlamış oldu. Sürgündeki muhaliflerin "rejim çöküyor" hayalleri de bir kez daha suya düştü. Bu kriz, Amerika'nın Orta Doğu'dan çıkış sürecini artık geri dönülemez bir şekilde hızlandırıyor.
Güç Dengeleri Yeniden Kuruluyor
Bu gizli pazarlığın sahadaki en net yansıması, Orta Doğu'daki güç dengesinin tamamen Tahran eksenine kayması olacak. Gazze'deki Hamas, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler kendilerine açılan yeni finansal damarlarla hızla toparlanıp silahlanma süreçlerine hız verecekler. Hamas Gazze'de denklemi bozarak Trump'ın barış planlarını çöpe atarken, Hizbullah amansız hava bombardımanlarına rağmen İsrail'e ağır bedeller ödetmeye devam ediyor.
Diğer yanda, Washington'ın "güvenlik şemsiyesinin" aslında delik deşik olduğunu gören Körfez ülkeleri var. Jeopolitik bir rehine konumuna düşmekten korkan Arap başkentleri, İbrahim Anlaşmaları'nı rafa kaldırarak kendi başlarının çaresine bakmak ve Tahran'la uzlaşmak için çoktan sıraya girmiş durumdalar.
Bu süreçte en büyük darbeyi alanlardan biri de Binyamin Netanyahu oldu. Trump'ın İsrail'in kuzey cephesini frenlemesi ve Beyrut'a yönelik saldırıları dizginlemesi, Netanyahu'nun stratejisinin ne kadar zayıf temellere dayandığını gösterdi. Tüm kumarını Trump üzerine oynayan Tel Aviv, bugün uluslararası arenada yalnızlaşmış ve iradesi ipotek altına alınmış bir aktör konumunda.
Savaş başlatmak her zaman kolaydır. Ancak bir savaşın sonucunu askeri bütçeler değil, ekonomik ve siyasi acılara karşı kimin daha fazla dayanabileceği belirler. Görünen o ki ABD yönetimi, Tahran'ın bu tükenmez inadı karşısında çoktan havlu atmış durumda.