KIBRIS’TA ONTOLOJİK EŞİTSİZLİK VE ÇÖZÜM TANIMININ MÜCADELESİ

KIBRIS’TA ONTOLOJİK EŞİTSİZLİK VE ÇÖZÜM TANIMININ MÜCADELESİ
Dr. Büşra Çakmak Üzehan
13.05.2026 Çarşamba 15:35 | Son Güncelleme: 13.05.2026 Çarşamba 15:35

Kıbrıs meselesi, son dönemde diplomatik kulislerde yeniden hızlanan bir ivme kazanmış görünse de sahadaki gerçeklik, bu hareketliliğin salt bir "çözüm" arayışından ziyade, tarafların jeopolitik mevkilerini tahkim etme mücadelesi olduğunu göstermektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Christodoulides’in "yıl sonuna kadar somut bir plan" vaadi, ilk etapta yapıcı bir hamle gibi algılanabilir; ancak satır aralarına sızan "Crans-Montana’da kaldığı yerden devam" şartı, taze bir öneri sunmak yerine miadı dolmuş bir çerçeveyi yeniden dayatma niyetini ifşa etmektedir.  

Rum siyasal elitlerinin "kaçırılan fırsatlar" üzerinden inşa ettiği söylem, uluslararası kamuoyuna çözümün kapı eşiğinde olduğu algısını servis ederken, aslında Crans-Montana sürecinin taraflar arasındaki derin güven asimetrisinin bir zirvesi olduğu gerçeğini örtmektedir. Bugün, aynı parametrelerle masaya dönmek, yapısal adaletsizlikleri ve tanınma asimetrisini kurumsallaştırma riskinden başka bir amaca hizmet etmeyecektir.  

Özellikle Mağusa üzerinden kurgulanan "ortak gelecek" gibi yumuşak güç unsurları, klasik güvenlik dilinin yerini alan stratejik bir retorik dönüşümüdür. Ancak bu noktada şu can alıcı soruyu sormak elzemdir: "Ortak gelecek" vaadi, neden hâlâ tekil bir egemenlik ve üniter bir kimlik baskısı altına hapsedilmektedir? Bu çelişki, aslında yeni söylemin eski stratejiyi gizlediğini göstermektedir. Ankara’nın Birleşmiş Milletler ve uluslararası aktörlerle yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği ise bu noktada kritik bir denge unsuru oluşturmaktadır. Türkiye, süreci Ankara–BM–Brüksel üçgeninde stratejik bir akılla yöneterek, Rum tarafının tek taraflı meşruiyet devşirme çabalarına karşı Kıbrıs Türk tarafının haklarını diplomatik bir kalkanla korumaya devam etmektedir.  

2020 sonrası süreç, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye ile tam bir eşgüdüm içerisinde "egemen eşitlik" ve "iki devletli çözüm" iradesini masaya koymasıyla yeni bir tarihsel evreye girmiştir. Bu, statükoyu sarsan radikal bir kopuştur. Rum tarafının süreci hızlandırma gayreti ve uluslararası aktörlerin "çözüm görüntüsü" oluşturma isteği, yapısal eşitsizliklerin üzerinden atlayamaz.  

Önümüzdeki süreçte üç temel senaryo öne çıkmaktadır:

• Görüşmelerin başlaması ancak uluslararası sistemin "çaba gösterildi" onayıyla süreci dondurması.  

• Reddedilmiş federasyon modellerinin küçük değişikliklerle tekrar sunulması ki bu, sahadaki siyasi gerçekliğe çarparak dağılacaktır.  

• Egemen eşitlik ve tanınma gibi konuların ilk kez hakiki müzakere başlıkları haline gelmesi. Bu senaryo, Kıbrıs meselesinde gerçek bir kırılma noktası olma potansiyeli taşımaktadır.  

Kıbrıs’ta bugün yaşananlar sadece bir uzlaşı arayışı değil, çözümün özünün kim tarafından ve hangi şartlarla tanımlanacağına dair çetin bir egemenlik mücadelesidir. Bu mücadelede belirleyici olan artık sadece masa değil; uluslararası algı üretimi ve stratejik söylem inşasıdır. Nihai soru "Kıbrıs'ta kim çözüm istiyor?" değil, "Kimin çözümü, hangi hakikat üzerine inşa edilecek?" sorusudur.

 


haber365.com