Üç Mayıs kutlu gününü yaşadığı zamana göre idrak eden ve dünü bugün için yararlı hale getiren dava adamlarına selam olsun.
Bizi sen, ben ve o diye farklılaştıran her bir göreceli gerçekten kendimizi uzak tutalım. Değişmeyen hakikatlere uygun adımlar atarak en ileri milletlerden birisi, hatta en ilerisi olalım. Başka çare yok. Çare kendimiziz.
“Türk Dünyası” diye bir hedefimiz varsa ilk önce kendi ülkemizin vatanını ve devletini korumak zorundayız. Bunu ancak kendi vatandaşlarımızla yapabiliriz. Vatandaşlarımız arasında farklı etnik kökenler, din ve mezhepler hatta meşrebler vardır. Yapılması gereken bunların bir arada yaşama azmini çok güçlü hale getirmektir. Var olanı inkâr sadece bağları zayıflatır...
Tüm dünyada ülkenin nüfusu en çok olan unsuru üst kimlik olarak kabul edilir. Resmî ana dil çoğunluğun dilidir. Devletin ve eğitimin dili de aynı dildir. İnsanlar evinde çevresinde istediği dil ile konuşabilir. İngilizce, Rusça, Almanca ticaret ve turizm de kullanılıyorsa niye kardeşlerimin dili yasak olabilir ki. Resmî kurumlar ile ilişkilerinde bazı vatandaşlar tercüman ihtiyacı duyarsa bu devletin ayıbıdır. Resmî dil tüm vatandaşlara öğretilmelidir. Bugün için bilmeyen insanların sayısı çok azalmıştır. Hatta komşu ülkelerde dahi Türkçe’yi bilen sayısı artık hiç azımsanmayacak düzeydedir. Kullanılarak ticaret yapılmaktadır.
İlişkimiz olan ülkelerde Türk dil eğitimleri vermeliyiz. Amerikan ve ingiliz kültür dernekleri ile ülkemizde çok faaliyet yapıldığını unutmayalım.
Din, Ahlak ve Kültür bizi karşımızdaki insan veya toplumların bilgi ve uygulamalarını etkileyen psikososyal ve kültürel güç unsurumuzun çerçevesini oluştururlar. Birindeki eksiklik diğerlerini çok etkiler. Mesela; Ahlaksız olan bir kişi nasıl dindar olabilir ki?
Buraya kadar söylemek istediklerimiz aslında iki ana esas milli kolonun doğru taşıyıcı özelliğe sahip kılınmasıdır. Yani toplumsal birliktelik için Mezhep ve Meşreplerin Dinin önüne konmaması, etnik kökenlerin de Türk milli kimliğinin önüne konmaması gerekir. Öne koyularak “muhtaç olduğumuz kardeşliğin “yolu kesilmemeli, bu hususların kardeşliği pekiştiren eylem ve söylemleri olumlu destek olarak taraflarca benimsenerek aynı taraf olunabilmelidir.
Bizi bir arada tutan unsurların arasına nifak sokarak aramızı açmak, bu açılış mesafelerini fay hatlarına çevirmek isteyen, bölerek zayıflatmak ve bu zayıflıktan yararlanarak ülkemizi bölmek isteyenlerin amaçlarına katkı vermemek gerekir.
• Bir ülkenin toprak kaybı olabilir bunu sonra telafi edebilir.
• Askerî gücü teslim olabilir sonra yeniden savaşma kabiliyeti kazanarak zafere ulaşabilir.
• Yönetenlerin cehalet veya ihaneti olabilir ama milli şuura sahip evlatları durumun üstesinden gelerek devletine yeni ve güçlü bir boyut kazandırabilir
• Ülke ekonomik olarak tükenebilir ama millet gayret ile bu bataktan çıkabilir.
• Milletin geldiği teknolojik seviye hainlerce yok edilebilir. Uçak yaparken toplu iğne ithal eder duruma gelinebilir ama sonra inanç ve azimle kendi kendine teknik ve tarım olarak yeterli hale erişilebilir.
Tüm bunları, inancı, ahlâkı ve Millî Dayanışma Kültürü ile yeniden var ederek hatta daha ileri giderek başarabilir. Ama Psikososyal gücünü yani din, ahlak ve kültürünü yitirenler bir daha var olmamak üzere yok olurlar.
Şu Anadolunun tarihine bir bakın nice kültürler ve inanışlar yok oldu. Bu toprakların sahibi olan milletimizin çocukları çok dikkatli ve gayretli olmalıdır. Yıkılan tüm devletler; sefahat, ahlaksızlık, bağnazlık, rüşvet çarkı ve iç çatışmalar ile önce zayıfladılar sonra yok oldular!
Başkalarının bize dayattıkları gerçeklere göre değil kendi hakikatlerimize göre plan ve program yapmalıyız. Kurucu irademizin temellerini attığı ülkemizde daha fazla konfor alanı üreteceğiz diye binanın kolonlarını kesmemeliyiz. O geçici refah alanları ile biz yıkılan binanın altında kalırız. Depremlerde yaşadıklarımızı unutmayalım. Bu devletin iki ana kolonu vardır; Milli üniter devlet ve Laiklik...
Bu ülkede kimse milletimizin geçmişteki büyük önderleri ve en son kurucu iradeyi kötüleyerek büyüyeceğini sanmasın. Sananlar sadece düşmanın kuklası olurlar... Cumhuriyet de Osmanlı da Selçuklu da daha öncekiler de bizimdir. Hakikat budur. Önce kendimizi sevmeliyiz ki güçlenebilelim. Güçlenen zaten gücü nisbetinde işlerini hal edebilir. Bu konuyu farklı konuşan, siyonist iblisin suflörüdür!
Ne dünkü Asya ne Avrupa ne de Amerika aynı değil. Türk Dünya’sı dediğimiz ülkeler öyle şeyler yapıyorlarki onlar için döktüğümüz gözyaşlarını hak eder bir seviyede değiller. Yunanla flört ediyor, siyonistle “ibrahim” sözleşmesi imzalıyorlar. Bu konudaki gelişmeler iyi takip edilmelidir. Turani Hedefler yakın orta vade ve uzak olarak nitelendirilirse; şahsımca Anadolu, Türkmen kuşağı ve Kıbrıs, yakın Batı Trakya Balkanlar, orta Türk devletler birliği uzun vade olarak görülmektedir …Azerbaycan ile mevcut güçlü bağlarımız daha da güçlendirilmelidir.
Bizim davamızda farklılaşma yok! Türk milliyetçisi ve Turancıyız. Zamanlamaları doğru yapmak gerektiğini anlamak lazım. Sloganla, kahrolsun bazlı anti tezlerle ilerlemek mümkün değil. Ortaya akıl ürünü tezler koymak lazım... Siyonizmin başlangıcı ile geldiği noktaya bakın anlarsınız.
Alınan kararlar ve kullanılan inisiyatifler yeterli olmalı ki doğru sonuçlara varılabilsin. Gerisi laf kalabalığıdır. Türk Dünya’sı için yapılanlar ve elde edilene bakılınca Güney Kıbrıs’a atanan elçiler ve Türkiye ile Türk dünyası olarak nitelendirdiklerimizin uluslararası tedbir ve davranışları arasında sonuç olarak çok farklılık var...Bu bizi üzüyor mu? Evet! Duruma razımıyız? Hayır!
Demek ki kendimizdeki bir şeyleri değiştirelim ki doğru sonuçlara varalım. İşte bu noktada asıl sıkıntı başlıyor. “Milliyetçiyim!” diyenler ne derece milliyetçi, bilgili ve etkili?
Devletimizin Türk Dünya’sı faaliyetine ilişkin “Aksakal” seçtiği bazı kişiler ne yapıyor bilmiyorum ama Sn. Devlet Bahçeli’nin Türk Dünya’sına ilişkin görevlendirdiği Genel Başkan Yardımcısı Sayın İlyas Topsakal Hocamızın attığı olumlu adımların yararlı sonuçları önceki ihmal edilmişliklere rağmen verimlilik arzetmektedir. Durum sevgili Peygamberimizin “işi ehline veriniz…” tavsiyesinin ne denli işlevsel olduğunun kanıtıdır. Allah ondan razı olsun. O tam devlerle güreşen mütevazi ülkücü bir görev adamı...Bu beni endişeye düşürüyor. Dahili ve harici o kadar çok bedbaht var ki…
Kendini güncelleyemeyenler geçmişte kalmaya mahkumdur. Üç Mayıs kutlu gününü yaşadığı zamana göre idrak edenlen ve dünü bugün için yararlı hale getiren dava adamlarına selam olsun.
03 Mayıs 2026
Dr. Hikmet Aytek
- 3 Mayıs Bizim Günümüz… Peki Bizler Kimiz? Kimler Olmalıyız? 03.05.2026
- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINI VE YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMUNU GÖREVE ÇAĞIRIYORUM 16.04.2026
- CEHENNEM KAPILARI 165 KIZ ÇOCUĞU KATİLİ SİYONİSTLER İÇİN AÇILIYOR! 07.04.2026
- “Kulluk Bilinci” Nasibimiz Olsun… Hz Allah’a Bir de Bu Açıdan Bakınız 02.04.2026
- Satrançta Rakibimize “Şah–Mat” Demeden ŞAH Olunmaz 30.03.2026
- Tümünü Gör