Fatih Sultan Mehmet Han dahil; öncesinde de Osmanlı Devleti’mizde Bektaşilik adeta devlet meşrebiydi.
Kuruluş ve Fetih uygulamaları bu iklimde var oldu.
Bu meşrebin Pîr’i Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hz. Ahmed Yesevi ve dolayısıyla İmam Mâtürîdî'nin başlattığı Hanefî-Mâtürîdî akaid (inanç) geleneğinin Anadolu'daki en büyük manevi mimarlarından biridir.
İlerki yıllarda; Yavuz Sultan Selim halife olunca Arap Dünyasını kendine muti kılmak için oradan binlerce eşari itikat emevi menşeli alimi payitaht İstanbul’a ve Anadolu’ya getirerek görevlendirdi.
O döneme kadar Alevi-Sünni diye bir ayırım yokken Bektaşi tarikatına dahil olanlara adeta zulmedildi. Ebu Suud kadı olarak karar verdi Sırp dönmesi Sadrazam Kuyucu Murat Paşa da Türkmenlerin kafalarını kesip kuyulara doldurdu... Türk unsuru geri plana itelendi. Böylece Hanefi mezhebinden olanların önemli bir kısmı mağdur edildi sanki ayrı bir şeymiş gibi ötelendi. O süreçte Türkmen kökenli Şah İsmail ile yapılan savaş aradaki uçurumu daha derin etti. Şah İsmail Caferidir. Caferilikte de Ehl-i Beyt sevgisi öndedir. Hz. Ali çok önemlidir. İmam Cafer Hanefi Hz.’nin de hocasıdır. Sapla saman birbirine karıştı cehalet ürünü birçok olumsuzluk var edildi, nefret tohumları ekildi ve günümüze yansıtıldı.
Oysa peygamberimiz:“Birbirimizi sevmeden mü’min olamayacağımızı” söylemişti…
Şimdi durum şöyle; Bektaşiler ve Sünni diğer dergahların tamamı aynıdır. Nakşilerin bir kısmı da onlar gibidir. Anlayacağınız Alevi-Sünni ayrımı itikat ve fıkhi açılardan değil, yanlış siyasi uygulama ile var olmuş bir olgudur. Aslında Müslüman Türk Milleti’nin tamamı ehli sünnet ve Ali severdir. Peygamber Efendimiz ilim şehrinin merkezi olduğunu ve Hz. Ali’nin bunun kapısı olduğunu buyurmuştur.
Burada bir hususu özellikle belirtmek isterim. Bahsettiğim dergahlar Allaha ve Resule sadık tarikatlardır. Dinini az pahaya satanlar, ticaret ve siyasete alet edenler şeytanın izinden yürüyenlerdir. Maalesef onun oyuncağı ve gerçeğin üzerini örtmek için kullandıklarıdır.
İslam, Hz. Âdem ile başlar. Tüm peygamberler İslâm peygamberidir. Tümünü tebliğ ettiği İslamın çağlara göre fıkhı ve itikat kuralları vardır. Bir de bunları birleşik olarak yaşantı haline getiren bir güzergahı yani yolu bulunur. Bunun adı tasavvuftur. Yolda rehber olan ise, mürşittir.
Peygamberlere dinin yaşamsal ve itikat çerçevesi Rabbimiz tarafından vesileler ile sunulur. Onlara dahi metafizik varlıklarca rehberlik edilmiştir. Kuran’da Hz. Musaya yol gösteren Hızır’dan bahsedilir. Hz. Musa ile Hızır (a.s.) kıssası, Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'nin 60 ile 82. ayetleri arasında anlatılır. İlahi hikmetin ve kaderin kavranamayan sırlarını konu alan bu kıssada Hızır A.S, Hz. Musa'ya hiçbir şey sormaması şartıyla eşlik etmiştir. Tasavvuf bu hikmetlerin sofrasıdır. Ziyafete icabet eden rızklanır.
Bugün İsrail’in sapkınlığının nedeni, tebliğ edilen kurallardan uzaklaşması ve itikat konusundaki zayıflığıdır. Bu zayıflık iflasa dönüşmüştür. İslam’da üç husus temeldir. Fıkıh, İtikat ve bunların birlikte yoğrularak hale yani; yaşantıya dönüşmesi. Bu Üç önemli noktadan bir düzlem elde edilir ve bu düzleme hacim kazandırılırsa yıkılmaya karşı çok dirençli hale gelir.
Yahudilerin büyük çoğunluğu Hz. Musa Efendi’mizin tebliğ ettiği Musevi islamın fıkhına ihanet ettiler. Mesela “Öldürme” emrine inat soykırım yaptılar. “Yasaklanmış faiz” kuralını çiğneyerek dünyada faizi temel alan bir ekonomik sistem oluşturdular, kendi inanç sistemlerini inceledim bu dediklerim var, “yalan söylemeyin” denirken doğru söyledikleri bir şey yok. Benim kaynağım Kuran’dır. Oradan teyit aldım “Bir zamanlar biz İsrailoğulları’ndan, 'Yalnız Allah'a kulluk edeceksiniz; ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin.' diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz. Vaktiyle sizden, birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair de söz almıştık. Siz de kabullene geldiniz. Hâlâ da (buna) şahitlik ediyorsunuz."
(Bakara-83, 84)
Bunlar alemlerin Rabb’ini bir kavmin ırkçı tanrısı yapacak kadar azgın bir soysuzlar güruhudur.
Amentümüz ile; Cümle peygamberin İslam’ı tebliğ ettiğine inanıyoruz. İsrail’in mevcut durumu tebliğden sapkınlığın önemli bir numunesidir.
Şimdi Ülkemizdeki duruma tekrar dönelim: Dünün Sünni-Hanefisi bugünün Alevisi olanlar baskı sonucu içine kapanmış, itelenerek özde bir olanlar sözde ayrı hale getirilmiştir. Ehlibeyt sözü ve saf Türk kültürü onlarda hâkim unsur olarak kalmıştır. Sunni olarak bilinen kesimde Arap kültürünün özellikle emeliliğin birçok yansıması uygulama haline gelmiştir. Hatta bazı unsurları adeta dinin bir gereği gibi algılanır hale gelmiştir...
Bir tarikatın baskı ve yanlış politikalarla sanki ayrı bir mezhep gibi algılanması ve bunun günü geldiğinde düşman güçlerce fay hattına dönüştürülmesi için yapılan çalışmalara şahit olmuş durumdayız. Düşmanın başarı sağlayamamasının altındaki neden özdeki aynılık ve kardeşliktir. Ayrılık yok ki karşıtlık olsun.
Ayrılıkları körükleyen ve samimi dergahları taşlayan yapılar da kesinlikle ya cahildir ya da milli gücümüzün önem arzeden bu kültür hazinelerini tüketmek isteyen yabancı güçlerin piyonudur
Dinin siyasete alet edilmesi ve insanların inançları üzerinden siyasi hesap veya baskı kurulması milli birlik ve güvenlik açısından tehdittir. Büyük Atatürk bu hakikatı görerek Cumhuriyetimizin temelini laiklik üzerinden inşaa etmiştir. Onun amaçladığı laiklik “Dinin yüce vekarının kişi ve kurumların baskılarına karşı korunmasıdır”
Sadece tasavvuf yapan birçok tarikat yani dergâh mevcuttur. Bunlar her yönden şeffaftırlar.
Yazımı tamamlamadan önce güncel koşulları dikkata alarak İsrail’e ilişkin son bir hususa daha değineceğim...
İsrail’de mukim Yahudiler Museviliği asla tek başına temsil edemez. Yahudilik bir ırktır Musevilik ise özünde islam olan bir inançtır bu inanca bağlı bir ümmettir. Bu ümmetin içinde bizim soydaşımız Hazer Boyundan kardeşlerimiz vardır. Onların bu günkü İsrail vahşetine asla cevaz vermeyeceğine inanıyorum çünkü Türk kanı taşıyan hiçbir insan kadın ve çocuklara zarar veremez. Yahudilerin bu arsızlıklarına asla destek vermez…
Her peygamber vefat ettikten sonra diğer bir peygamber gelene kadar tebliğdeki kavramlar da anlam kaymaları olmuştur. Bu zehirlenmeye karşı panzehir olarak Evliyalar gelmiş, güncelleme yapılmıştır. İslam Peygamberi olan Hz. Musa’nın velayet halifesi Hz. Nun isminde bir zattır. Oğlu Yuşa Hz. de evliyadır. O islam dininin o dönemdeki bir evliyası olarak; “Arzı mevud” yani vaad edilmiş toprakların İslam’a ait olduğunu Bildirmiştir.
Bugün üç İslam ümmeti içinde kim şirke girmeden Allah’ın varlığına inanıyorsa müslümandır. Peygamberinin tebliğine uygun yaşıyorsa; mü’mindir. Mü’minler kardeştir.
Şüphesiz, inananlar Muhammediler ile Museviler, İseviler ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” Bakara 62
Ayetteki Sâbî, aklı ile Allah’ı bulanlardır.
“Her milletin yöneldiği bir kıblesi vardır. Siz hep hayırlı işler yapmada birbirinizle yarışın! Nerede olursanız olun, Allah hepinizi huzurunda bir araya getirecektir. Çünkü Allah’ın her şeye gücü yeter.” Bakara 148
Allah ümmetleri iptal etmiyor hizmet için yarışmalarını istiyor!
“Onlar sırf: "Rabbimiz Allah'tır" dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Eğer Allah'ın insanların bazılarını bazılarıyla savması olmasaydı şüphesiz içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah kendine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.” Hac 48
Allah, kilise,havra ve camilerin korunmasını istiyor. Emevi şırıngalarından kurtulun ve Şimdi bu üç ayeti birlikte düşünün.
Bu çağın büyük evliyası ve milli şuur sahibi Pir-i Galibi Hz.’nin hakikata uygun zikir başlama duası içinde Muhammed’i İsevi ve Musevi insanlarımızın bulunduğu Türk dünyası hakikatine ne denli uygun ve farklı ümmetlerin hakikata yaklaşmasını sağlayıcı bir kapsamda. O duanın özeti ile yazıma son veriyorum.
Hû, yâ Tabîbe’l-kulûb Meded, yâ Erhame’r-râhimîn Meded, yâ Ekreme’l-ekremîn Meded, yâ İlâhe’l-âlemîn
Destûr, yâ Âdem safiyyullâh
Destûr, yâ Nuh şekûrullâh
Destûr, yâ İbrâhim halîlullâh
Destûr, yâ Mûsâ kelîmullâh
Destûr, yâ Îsâ rûhullâh
Destûr, yâ Muhammed Mustafa habîbullâh
Destûr, cümle peygamberân-ı izâm ve rusül-i kirâm hazerâtı,
Destûr, yâ çâr-ı yâr-ı bâ-safâ
Destûr, yâ Ehl-i Beyt-i Resûlullah Destûr, yâ Evlâd-ı Resûlullah
Destûr, yâ Ashâb-ı Resûlullah
Destûr, yâ evliyâ Allah
Destur, ya sahibe’l-meydân Rızâen lillâhi’l-Fâtiha maa’s-salevât.
(3 İhlas, 1 Fatiha)
24 Mayıs 2026
Dr. Hikmet Aytek
- Türkiye’deki Muhammedi Müslümanların Tamamının Özü Fıkıhta Hanefi ve İtikatta Maturudidir. Alevi-Sünni Ayrımı Yapaydır 24.05.2026
- Aziz Vatanım! Gül! Gül ki Yüzünde Güller Açsın! 20.05.2026
- 3 Mayıs Bizim Günümüz… Peki Bizler Kimiz? Kimler Olmalıyız? 03.05.2026
- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINI VE YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMUNU GÖREVE ÇAĞIRIYORUM 16.04.2026
- CEHENNEM KAPILARI 165 KIZ ÇOCUĞU KATİLİ SİYONİSTLER İÇİN AÇILIYOR! 07.04.2026
- Tümünü Gör