Baştan söyleyeyim, Türkiye, başkentimiz Ankara muazzam bir organizasyonla NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı.
Karşılamalardan ağırlamaya, savunma sanayiimizin gövde gösterisinden mehterana ve ABD ile işbirliğinin öne çıkmasına kadar Türkiye’nin yıldızı olduğu bir zirveye tanıklık ettik. Bunu yabancı gazeteciler, haberciler ve uzmanlar da şahitlik etti ve haberlerinde, yazılarında aktardılar.
Zirve, NATO’yla ya da NATO’suz Türkiye’nin geleceğe damgasını vuracak güçlerden biri olacağı bir çağın içinde olduğumuzu gösterdi. Türk-Türkiye Yüzyılının verilerini bu toplantıda gördük.
Bunun altını çizelim.
Hiçbir şeyi beğenmeyen psikolojik vakalara da kulaklarımızı tıkayalım.
Gelelim meselenin NATO içi boyutuna. Yani zirveden çıkan sonuca...
Zirveye damgasını vuran şey, Türk-(Trump dönemi) Amerikan ilişkilerinin yeni dönemde etkili olacağının ortaya çıkmasıdır. Onun dışında Trump’ın Avrupalılara çok yüz vermediğini görebiliriz. Zaten zirveyi, sadece birkaç gün önce “Erdoğan olmasaydı gitmezdim” diyerek kafasında bitirmiş. Yani Trump, ABD-NATO ilişkilerine değil ABD-Türkiye ilişkilerine önem verdiğini gösterdi. Zaten Trump’ın tarzı en başından bu yana ittifaklar üzerinden değil ikili ilişkiler üzerinden politika üretmeye çalıştı. Rusya, Çin, Türkiye, İran, İsrail ile ikili ilişkiler üzerinden yürüttüğü politikalarla bunu gösterdi.
Türkiye’ye de böyle bakıyor. Türkiye’nin;
- Askeri-Savunma gücü,
- Enerji kaynaklarına erişebilirliği ve koridorlarının geçiş noktası olması,
- Asya ile Avrupa arasında geçiş noktası olması, yani ticaret koridorlarına ev sahipliği veya komşuluk yapması,
- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile siyasi istikrarı sağlaması,
- Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki etki gücü,
- Doğu Akdeniz jeopolitiğinin en başat gücü haline gelmesi,
- Çin ve Rusya ile komşu olan Türkistan coğrafyası ile güçlü bağı vb. nedenlerle Türkiye ile gerilimin ABD politikalarına fayda sağlamayacağını düşünüyor. Özetle ABD’nin ilgi gösterdiği birçok sahada Türkiye etkin bir güç.
CFR Dış İlişkiler Konseyi Kıdemli Üyesi ve Uzmanı Charles A. Kupchan’ın ifadesiyle “Avrupa güvenliği nedeniyle değil, Ortadoğu’daki öncelikleri nedeniyle bu zirve, ABD-Türkiye ilişkilerinin ve Türkiye'nin ittifaktaki rolünün ve öneminin bir tür pekiştirilmesini göreceğimiz bir zirve olacak” analizinin doğru çıktığını görüyoruz.
Türkiye açısından zirvede kazanç olarak öne çıkarılan hususlarda biraz şüphelerim var olmasına rağmen yine de dünya kamuoyuna yansıması açısından olumlu başlıklar mevcut.
- Mesela F-35 mevzusu. Her ne kadar ABD kongresi duvarı olsa da, Türkiye’nin hiç değilse yaptığı masrafı geri alma ihtimali olan bir süreç yaşanıyor. En üst düzeydeki ABD’linin bunu söylemesi avantajımız.
- Yine CAATSA yaptırımlarının kaldırılması taahhüdü de Türkiye açısından avantajlar barındırıyor. Umarız gerçekleşir.
Atlantik Konseyi uzmanlarına göre, Türkiye, zirveyi ve “Trump faktörünü” ABD ile “önemli ikili savunma kazanımları” elde etmek ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara gibi Orta Doğu liderlerini bir araya getirmek için kullandı: “Ankara, küresel güvenlik mimarisinin hem gerçek hem de mecazi kavşağında yer aldığını gösterdi.”
Elbette riskler mevcut. Onları da sıralayalım:
- F-35 alımı olursa KAAN’a yönelik psikolojik harekat artabilir. Unutmayalım, Türkiye bu güçlü noktaya KAAN başta olmak üzere savunma sanayiindeki kararlı milli-yerli üretim politikasıyla geldi. ABD’ye yeni bağımlılıklar içerecek adımlar, Türk savunma sanayiine zarar verebilir.
- ABD’nin bir müttefiki Türkiye ise diğeri İsrail ve soykırımcı Netanyahu yönetimi. Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. İsrail’le bir safta görünebilecek Türkiye, yıllarca vuruşa vuruşa gelinen kardeşlerinin ve mazlumların yanındaki imajını kaybedebilir. Buna da çok dikkat etmek gerekir.
Gelelim zirvenin Avrupa boyutuna...
Zirve bildirisinden çıkardığımız sonuç, Avrupalılar istediğini aldı. Ama Ukrayna’ya gönderilmesi planlanan 70 milyarlık desteğin Avro cinsinden yapılacak olması ABD’nin “Ben kuruş vermem, siz halledin” dediğini bana düşündürdü. ABD olsaydı bu işin içinde mutlaka yeşil dolarlar konuşulurdu.
Bildiride Rusya’nın karşı cepheye konması da Atlantikçileri sevindirdi ama yıllardır NATO zirvelerini takip ediyoruz. Her bildiride mutlaka Rusya hedefe oturtulmuştur. Yani yeni bir gelişme değil.
Zirvede Avrupa’nın güvenlik problemleri veya ABD’nin Avrupa’nın güvenlik mimarisinden çekilmesi de pek öne çıkmadı. Yani problem devam ediyor.
Özetle zirveye Atlantik’in klasikleşen Rusya karşıtlığı değil Türk-Amerikan ilişkilerinin ilerlemesi damgasını vurdu. Bu da ne ölen ne de eski dinamik yapısını yeniden dirilten Avrupa’nın zombileşmesinin önünü kesmedi.
Yani zirve dipdiri ve giderek güçlenen Türkiye ile zombileşme tehlikesindekiler arasında yapıldı.
- Bir tarafta Türkiye bir tarafta zombileşenler 09.07.2026
- Bu gece savaş çıksa Avrupa kendini savunabilir mi? 06.07.2026
- NATO dağılacak mı? 04.07.2026
- NATO diz çökecek af dileyecek 02.07.2026
- NATO’YU KURTARMAK VE RUTTE’NİN “HAKLISIN BABA” TAKTİĞİ 29.06.2026
- Tümünü Gör