NATO dağılacak mı?

NATO dağılacak mı?
Ceyhun Bozkurt
04.07.2026 Cumartesi 15:13 | Son Güncelleme: 04.07.2026 Cumartesi 15:13

NATO Zirvesi’ne sayılı günler kaldı. Zirve’de NATO’nun geleceği açısından önemli kararlar alınacak. Çok sayıda analiz yapılıyor. Ben, elimdeki verilerle “NATO’nun dağılıp dağılmamayı tartışacağı” tezine daha yakın duruyorum.


Tabii bu tez, üye ülke liderlerinin oturup  “Beyler Bayanlar dağılıyor muyuz devam mı ediyoruz” şeklinde bir tartışma olacağı iddiasına dayanmıyor.


Açalım...


Ancak zirve, NATO’nun ilk günlerinden itibaren yaşadığı en büyük krizde toplanıyor olması itibariyle önemli. O krizin nedeni, ittifakın merkezi olan ABD-Avrupa ikilisi arasındaki derin gerilim.


ABD, NATO kurulduğu dönemde dünyanın en büyük ekonomik gücü haline gelmişti. İki tane dünya savaşının dışında kalıp, sonradan müdahale ederek yıpranan Avrupa’yı himayesi altına, yine İkinci Dünya Savaşı’nda 20 milyon kayıp ve büyük bir yıkım yaşamış Sovyetler Birliği’ni de karşısına almıştı. En zinde kuvvet olmasının doğal sonucu Atlantik ittifakının pilot koltuğuna oturdu. Adım adım Batı Avrupa’yı beslerken ve güvenliğini sağlarken, Varşova Paktı’nı çökertti. Soğuk Savaş bittiğinde ABD tek Süper güç, Batı Avrupa da, tek süper güçün müttefikleri olarak rakipsiz kaldı. NATO içindeki Türkiye gibi müttefikleri dahil kendileri dışındaki her yere saldırıya geçtiler. Politik planlarını (kendi ülkeleri içindeki Siyonist yapılanmanın etkisi nedeniyle) İsrail’i de yanlarına alarak astılar kestiler sömürdüler... ABD eli sopalı dünya jandarması olurken Avrupa sömürgeden aldığı payla refah toplumuna dönüştü. ABD ve gerçek müttefiklerinin, 1990 sonrasına uygun dönüşüm yaptığı NATO, Rusya’yı ve başka hedef ülkeleri, bizi de olumsuz etkileyecek şekilde çevrelemeye çalıştı. Yani NATO 2.00 sürümü de sorunlarla beraber ilerledi. Çünkü ABD ve Batı Avrupa güçlüydü. ABD’nin Asya’daki müttefikleri Japonya ve Güney Kore’yi de bu duruma eklemleyebiliriz. 


Ama papaz her zaman pilav yemez misali döngü tersine dönecekti. Döndü de... Tek kutuplu dünyaya karşı koruma tedbirlerini alarak ekonomik büyümelerini gerçekleştiren ülkeler dengeleri değiştirmeye başladı. Rusya, Putin dönemiyle yeniden yükselirken, başka bir dev ortaya çıktı. Nüfus gücünü üretim gücüne dönüştüren Çin. 1,5 milyarı aşan nüfusuyla dünya piyasalarına fil gibi girdi. Piyasalara hakim oldu, hammadde konusunda çok sayıda ülkeyi kendine bağladı. Bunların yanında yine nüfus ve Batı’daki diaspora gücüyle Hindistan, Brezilya, Pakistan, yaptırımlara rağmen İran ve bağımlılık zincirlerini kırdıkça Türkiye bir kuvvet çarpanı olarak tarih sahnesine çıktı.


ABD’nin maliyetlerinin giderek artması, bu ülkeyi adeta borç sarmalına soktu. Şu an ABD’nin tüm ulusal borcu 39 trilyon 400 milyar dolar civarında. Yani yaklaşık 40 trilyon dolar. Gayri Safi Yurt İçi Hasılası ise 32 trilyon dolar civarında. ABD’nin bu borcu çevirebilmesi artık mümkün görünmüyor. Yani NATO’nun kuruluş süreci veya Soğuk Savaş’ın bitişindeki mali güce sahip değil. Bu nedenle özellikle askeri alanda maliyetleri paylaşmak ve yapabilirse müttefiklerine satabileceği her şeyi satmak istiyor. Örneğin yıllarca Avrupa sanayilerinin önünü açacak politikalardan vazgeçti, gümrükler koydu ve “Artık Amerikalılar Alman otomobiline değil Amerikan üretimi otomobile binecek” kararı verdi. 


Yine yıllarca coğrafyaların jeopolitik özelliklerinden dolayı kuvvet bulundurduğu yerlerdeki masraflar için Avrupalı müttefiklerine “maliyetleri bölüşelim, yönetemiyorum” mesajı verdi.


Biden döneminde de Ukrayna’yı sonuna kadar Rusya’ya karşı kışkırtarak savaşı körükledi. Savaş üzerinden Avrupalı müttefiklerine “Bakın Ukrayna’dan sonra Rusya sizi ham yapacak” mesajı verdi. Avrupa’yı da Rusya korkusu sardı.


Bu ülkeleri Rusya ile yaptırıma zorladı ve özellikle Batı Avrupa ülkelerini enerji krizine soktu. Enerji krizinden sonra da sıvılaştırılmış doğalgazı Rusya’nın 3 katı fiyatla müttefiklerine sattı.


Bununla beraber “Rusya öcüsü” üzerinden askerlerini çekme tehdidiyle “sizin silah sistemleriniz sizi Rusya’ya karşı korumaya yetmez. Benden silah alacaksınız” dedi. Refah toplumunun rahatlığına alışmış toplumlarını militarize etmeye zorlanan Avrupalılar, mecburen Amerikan silahlarına yöneldi. ABD’den özellikle çok sayıda F-35 almak için sipariş üstüne sipariş verdiler.


Ama artık Avrupa’da ABD’ye karşı büyük bir güvensizlik başladı. O sıkı müttefiklik ilişkileri sorgulanıyor. “Kendi ordumuzu” kuralım diyenden “NATO’nun Avrupa komutasını biz alalım” diyene kadar görüş ortaya atılıyor.


Şimdi Trump, Avrupa ülkelerine 300 milyar dolarlık silah satmak istiyor. Daha başka talepleri de var. NATO’nun Ankara’daki liderler zirvesi bir anlamda bu tartışmaların yapılacağı zirvesi olacak gibi... Avrupalılar ya ABD’nin kölelik ilişkisine razı olacak ya da NATO’nun beyin ölümünden sonra fiziki ölümünün de önünü açacak.


Bu tartışmalarda Türkiye nerede mi duruyor veya duracak?


Onu da sonraki yazımıza bırakalım.

haber365.com