Doğu Avrupa jeopolitiğinin en hassas ve çözülmeyi bekleyen en eski kördüğümlerinden biri, şüphesiz Moldova ve Romanya’nın tarihsel, kültürel ve siyasal ilişkileridir. "Tek millet, iki devlet" paradigmasının Avrupa’daki en somut örneğini teşkil eden bu iki aktörün ortak geçmişi ve birleşme arzusu, yalnızca bölgesel bir entegrasyon arayışı değil; aynı zamanda Batı (NATO/AB) ile Rusya arasında sıkışmış derin bir jeopolitik fay hattıdır. Tarihsel olarak Besarabya olarak adlandırılan bugünkü Moldova toprakları, büyük güçlerin güç mücadelesinde bir tampon bölge veya ileri karakol olarak konumlandırılmıştır.
24 Haziran 2026 tarihinde Romanya Temsilciler Meclisinin ülkenin Moldova ile birleşmesini öngören yasa teklifini onayladığı bildirmesi üzerine iki devletin birleşme idealini tekrar gündeme getirdi. Tarihsel temelleri 1859 yılına dayanan, Soğuk Savaş sonrası dönemde romantik bir milliyetçi ülkü olarak kabul edilen bu birleşme projesi, günümüzde arka arkaya yaşanan krizlerin ardından artık ütopik bir söylem olmaktan çıkmış, rasyonel bir stratejiye dönüştürülmeye başlatılmıştır. Ancak bu süreç, uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında bölgesel istikrarı derinden sarsabilecek çok boyutlu jeopolitik riskleri ve içsel fay hatlarını barındırmaktadır.
1. Tarihsel Mirasın Jeopolitiği
Moldova ve Romanya’nın modern devletleşme süreci, 1859 yılında Boğdan (Moldova) ve Eflak Prenslikleri’nin Alexandru Ioan Cuza’nın liderliğinde birleşmesiyle başlamıştır. Ancak bu dönemde, Prut Nehri’nin doğusunda kalan ve 1812 Bükreş Antlaşması ile Çarlık Rusyası idaresine geçmiş olan Besarabya toprakları bu birliğin dışında kalmıştır. Bu durum, Prut Nehri'ni coğrafi bir sınır olmanın ötesinde, iki akraba topluluk arasında uzun yıllar sürecek siyasi bir sınır haline getirmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan otorite boşluğu ve Çarlık rejiminin değişmesi, 1918 yılında Besarabya’nın Romanya ile birleşmesini beraberinde getirmiştir. Ne var ki, iki savaş arası dönemde sağlanan bu statüko, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki küresel güç kaymalarından etkilenmiştir. 1939 tarihli Molotov-Ribbentrop Paktı’nın getirdiği diplomatik çerçeve doğrultusunda, Sovyetler Birliği 1940 yılında bölgeyi kendi idari sınırlarına dahil etmiş ve burada Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurmuştur.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Moldova bağımsızlığını ilan ettiğinde, iki ülke kamuoyunda birleşme beklentileri yeniden gündeme gelmiştir. Ancak dönemin reel politik şartları bu süreci farklı bir mecraya taşımıştır. Moldova’nın bağımsızlık sürecindeki ilk büyük sınavı, Dinyester bölgesindeki heterojen nüfus yapısından kaynaklanan ve Moskova’nın da yakından takip ettiği Transdinyester ihtilafı (1992) olmuştur. Bu kriz, askeri bir çatışmanın ardından çözümsüz bir statükoya dönüşerek bugüne kadar uzanan "dondurulmuş bir itilaf" halini almıştır.
2. Brüksel Yolunda Bir B Planı Olarak Unirea
Uzun yıllar boyunca marjinal siyasi grupların tekelinde kalan birleşme fikri, Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte Moldova dış politikasının ana akım tartışma maddelerinden biri haline gelmiştir. Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Maia Sandu liderliğindeki Moldova, her ne kadar resmi olarak Avrupa Birliği (AB) entegrasyonunu ana hedef olarak belirlese de, bölgedeki hibrit tehditler karşısında Romanya seçeneğini masada tutmaktadır.
Nitekim yakın geçmişteki diplomatik beyanatlar ve Bükreş’ten gelen yasal hamleler, sürecin ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Romanya Temsilciler Meclisi’nin Moldova ile birleşme müzakerelerini başlatmayı öngören yasa tasarısını onaylama aşamasına getirmesi ve Cumhurbaşkanı Sandu’nun olası bir referandumda birleşme lehine oy vereceğini deklare etmesi, iki başkent arasındaki entegrasyonun boyutunu göstermektedir.
Romanya ile birleşme; Moldova’nın hiçbir üyelik sürecini beklemeden, fiilen ve hukuken NATO’nun 5. Maddesi (Kolektif Savunma) koruma kalkanı altına girmesi ve otomatik olarak Avrupa Birliği üyesi olması anlamına gelmektedir. Bu yönüyle birleşme, AB katılım müzakerelerinin tıkanması veya bölgesel güvenlik krizinin tırmanması ihtimaline karşı geliştirilmiş pragmatik bir B Planı’dır.
3. İçsel Fay Hatları: Transdinyester ve Gagavuz Yeri
Birleşme projesinin önünde yapısal faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerin başında, Dinyester Nehri’nin doğusunda yer alan ayrılıkçı Transdinyester bölgesi gelmektedir. Hukuki olarak Moldova’ya bağlı, de facto olarak ise Rusya’nın askeri, ekonomik ve siyasi desteğiyle ayakta kalan bu bölge, Moskova’nın Moldova’yı Batı ekseninden uzak tutmak için kullandığı en etkili kaldıraçtır. Romanya ile birleşme senaryosu, Transdinyester’deki Rus askeri varlığı ile bir NATO üyesi olan Romanya’yı doğrudan karşı karşıya getirme potansiyeli taşımaktadır.
Birleşmenin önündeki ikinci ve en az Transdinyester kadar kritik fay hattı ise güneydeki Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi’dir. Dinen Ortodoks Hristiyan, etnik olarak Oğuz Türkü olan Gagavuzlar, Rusya’yı koruyucu bir güç olarak konumlandırmışlardır. Gagavuz elitleri ve halkı, Romanya ile birleşme ve AB üyelik süreçlerine karşı mesafeli durmaktadır.
Daha da önemlisi, Gagavuzya’nın hukuki statüsünü belirleyen 1994 tarihli yasanın 4. maddesi, Moldova’nın bağımsız devlet statüsünü kaybetmesi durumunda Gagavuz halkına "kendi kaderini tayin etme hakkı" tanımaktadır. Dolayısıyla, Bükreş ve Kişinev arasında atılacak resmi bir birleşme imzası, güneyde Gagavuzya’nın, doğuda ise Transdinyester’in resmi bağımsızlık ilanlarıyla Moldova’nın bir iç savaşa sürüklenmesini kaçınılmaz kılabilir.
4. Bölgesel ve Küresel Güçlerin Pozisyonu
Moldova-Romanya birleşmesi, yalnızca iki ülkenin içişleri meselesi değil, küresel güç mücadelesinin doğrudan bir parçasıdır:
Rusya Federasyonu: Moskova için Moldova’nın Romanya ile birleşmesi, NATO’nun sınırlarının doğrudan Rus nüfuz alanına doğru genişlemesi demektir. Rusya, böyle bir hamleyi engellemek için Transdinyester’deki askeri varlığını mobilize etmekten ve Moldova içindeki Rus yanlısı muhalefet kanalları üzerinden hibrit operasyonlar yürütmekten çekinmeyecektir.
Avrupa Birliği ve ABD: Batı bloku, Moldova’nın egemenliğini ve Avrupa entegrasyonunu güçlü şekilde desteklemektedir. Ancak birleşme senaryosu, Brüksel ve Washington’da temkinli karşılanmaktadır. AB, sınırları netleşmemiş, üzerinde yabancı asker barındıran ve dondurulmuş çatışmalara sahip bir coğrafyanın doğrudan üye yapılmasının getireceği kurumsal ve askeri yüklerden endişe edeceği açıktır.
Sonuç olarak, Moldova ve Romanya’nın birleşmesi süreci, modern jeopolitiğin acı gerçekleriyle yüzleşmek zorundadır. Resmi, hukuki ve harita üzerinde bir birleşme, Doğu Avrupa’da pandoranın kutusunu açma riski taşımaktadır. Bu olası gerilim hattı, Doğu Avrupa’da yeni ve kontrolü imkansız bir çatışma dinamizmini tetikleyebilir.
- Doğu Avrupa’nın kördüğümü: Moldova-Romanya birleşmesi ve jeopolitik fay hatları 03.07.2026
- Türkiye’ye Karşı Stratejik Eksen: Doğu Akdeniz’de Hindistan-GKRY Yakınlaşması 15.02.2026
- Dünya düzeni yeniden mi şekilleniyor? Kanada ve İngiltere’nin Çin Hamlesi 06.02.2026
- Grönland Jeopolitiği: Küresel Rekabet ve Trump’ın Tartışmalı Stratejisi 11.01.2026
- Trump'ın Barış Planı Rusya'ya Zafer, Transatlantik Hattına Krizmi Getiriyor? 03.12.2025
- Tümünü Gör