2026 yılının başı itibarıyla küresel jeopolitik, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ittifak sistemlerinin en ciddi sınavlarından birine sahne oluyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlamasıyla birlikte ‘Önce Amerika’ doktrini, müttefikleri için sadece bir ticaret politikası olmaktan çıkıp bir varoluşsal tehdide dönüşmüş durumdadır. Bu fırtınalı ortamda Kanada ve İngiltere, Amerika yönetiminin öngörülemeyen pazarlıkçı diplomasisine karşı Çin ile stratejik bir denge arayışına girdi.
Uluslararası sistem, 2025’ten 2026 yılına büyük güçler rekabetinin ötesinde, Transatlantik hattında müttefikler arası güven bunalımı ile girdi. Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte ABD, en yakın komşusu Kanada, İngiltere ve AB’ye karşı, düşmanca sayılabilecek bir gümrük vergisi ve izolasyon politikası başlattı. Bu durumun, Ottawa ve Londra’yı, Washington’ın yörüngesinden kısmen saparak Pekin ile pragmatik bir "stratejik otonomi" arayışına ittiğini görmekteyiz.
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin 16 Ocak Ocak 2026’daki tarihi Pekin ziyareti, Kanada dış politikasında son on yılın en önemli adımlarından biri olarak değerlendirilebilir. En son 2017 yılında Çin'e Kanada'dan başbakan düzeyinde yapılmıştı. Trump’ın Kanada’yı "51. eyalet" gibi görme eğilimi ve CUSMA anlaşmasını askıya alma tehditleri, Kanada’yı köşeye sıkıştırmış durumda.
Kanada-Çin ilişkilerine bakıldığında son yıllarda gergin sayılabilecek bir frekansta seyretmiştir.2018'de üst düzey bir Çinli teknoloji yöneticisinin Kanada'da tutuklanmış, Kanada Çin yapımı elektrikli araçlara %100 vergi uygulanmıştı. Bu nedenle bu ziyaretikili ilişkileri ‘onarıcı’ niyeti taşıyan oldukça stratejik bir adım. Bununla birlikte bu ziyaretten önce halihazırda Çin-Kanada arasındaki ticari ilişkiler askıya alınmış bir durumda değildi. Çin Kanada'nın ABD'den sonra en büyük ticaret ortağı konumunda bulunmaktadır. Ancak son yıllarda yaşanan gerginlikler sonrası, bu ziyarette ABD’nin bölgesel ve ittifak güvenliğini tehdit eden yaklaşımının etkisi oldukça büyük.
Trump’ın Kanada’ya yönelik ’51. Eyalet’ söylemi ile birlikte egemenlik hakkını zedeleyen söylemleri tekrar etmesi; Kanada ürünlerine yönelik %100 gümrük vergisi tehdidi, Kanada’nın ihracatının %75'ini gerçekleştirdiği ABD pazarına olan bağımlılığını bir "ulusal güvenlik riski" haline getirdi. Pekin ziyareti sırasında imzalanan "Ekonomik ve Ticari İşbirliği Yol Haritası", Çin’in Kanada kanola tohumu üzerindeki vergilerini %85'ten %15'e indirmesini sağladı. Karşılığında Kanada, Çinli elektrikli araç üreticilerine yönelik korumacı tavrını esneterek başlangıçta ithalat için 49 bin elektrikli araç kotası belirlenecek. Bu araçlar %6,1 oranında vergilendirilerek %100’lük ek vergi kaldırılması, ikili ilişkileri geliştirilmesi yönünde karar alındı.
Trump, Ottawa yönetiminin bu adımını ‘Kanada’nın Çin tarafından yutulması’ olarak nitelendirirken, Carney’nin ‘Kanada, ABD sayesinde yaşamıyor; Kanadalı olduğu için gelişiyor’ çıkışı, iki komşu arasındaki ilişkilerin ne kadar sarsıldığını net biçimde gösteriyor. Trump; Kanada Başbakanı Mark Carney için ‘Vali Carney’ ifadesini kullanarak eğer anlaşmaya varılırsa Kanada ürünlerine %100 vergi uygulayacağını belirtmiş, ‘Eğer Vali Carney, Kanada'yı Çin'in ABD'ye mal ve ürün göndermesi için bir 'aktarma limanı' haline getireceğini düşünüyorsa çok yanılıyor.’ ifadelerini kullanmıştır.
Trump yönetiminin geçtiğimiz son bir yıl içerisinde, Çin’in Panama, Venezuela gibi ülkelere yatırımlarına yönelik yaklaşımı dolayısıyla yaşanan bölgesel krizlere şahit olduk. Geçtiğimiz günlerde Financal Times’ın haberine göre Trump’ın temsilcileri Kanada’nın Alberta eyaletindeki aşırı sağ ayrılıkçı gruplarla görüşüyor. Gazetenin aktardığına göre petrol kaynaklarının bulunduğu bu eyaletin referandum ile bağımsız oldukları halde ABD tarafından desteklenecek. Bu durum da ABD-Kanada gerilimini net bir şekilde ortaya koyan önemli husus.
Bir diğer önemli gelişme de İngiltere-Çin hattında yaşandı.İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın 28 Ocak 2026 tarihinde Çin’e yaptığı ziyaret de sekiz yıl aradan sonra bir ilki temsil ediyor. Starmer, Trump’ın Avrupa güvenliğinden elini çekme ve AB ile ticari bağları koşullara bağlayan söylemleri karşısında, İngiliz ekonomisini ayakta tutacak yeni bir yol arayışına girdi. Starmer Çin’de yaptığı görüşmede, ‘Bugün burada bulunmamın nedeni Britanya halkıdır.’ diyerek ‘18 ay önce hükümete seçildiğimizde Britanya’yı yeniden dışa dönük hale getireceğime söz verdim. Çünkü hepimizin bildiği gibi yurtdışındaki gelişmeler, market raflarındaki fiyatlardan kendimizi ne kadar güvende hissettiğimize kadar ülkelerimizde olan her şeyi etkiliyor.’ ifadesini kullanması güven kaygısının hangi eşikte olduğunu açıkça göstermiştir.
İngiltere, Çin ile Scotch viski vergilerinin indirilmesi ve İngiliz vatandaşlarına vizesiz seyahat gibi somut kazanımlar elde etti. Yaklaşık 60 büyük İngiliz şirketinin (HSBC, GSK, Jaguar Land Rover vd.) eşlik ettiği bu gezi, İngiltere’nin ideolojik sertliği bırakıp pragmatik bir ekonomik ortaklığa yöneldiğini kanıtlar niteliktedir. İngiltere Çin’e yaklaşık 11 milyar sterlinlik bir yatırım yapacağı açıklandı. Ticari ilişkileri güçlendirecek bir diğer adım ise vize düzenlemesi oldu. İngiltere hükümeti, Çin’in tek taraflı vize muafiyeti programına İngiltere’yi de dahil ettiğini açıkladı. Anlaşmaya göre İngiliz vatandaşları, Çin’e yapacakları 30 günü aşmayan seyahatlerde vizeden muaf tutulacak. Trump'ın bu anlaşmaya tepkisi ‘Bunu yapmaları çok tehlikeli’ şeklinde oldu.
2024 yılının Mayıs ayında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Fransa’ya ziyaret gerçekleştirmiş, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çin ile ekonomik bağları koparmak yerine ‘stratejik özerklik’ kavramını savunarak Çin’i hem Rusya-Ukrayna Savaşı’nda bir arabulucu hem de devasa bir ticari ortak olarak konumlandırmaya çalışmıştı. Ancak Fransa’nın bu yaklaşımı çok sert bir şekilde eleştirilmişti. 2026 yılında ise dengeler giderek değişiyor.
Trump’ın Amerikası ile Kırılgan İlişkiler
Trump’ın ikinci döneminde müttefiklik ilişkileri artık ortak değerler üzerinden değil, ‘ticaret fazlası/açığı’ üzerinden okunuyor. Bu durum, AB ve diğer müttefikler için sistemik bir istikrarsızlık kaynağı. Trump’ın 2026 yılındaki doktrini, Amerikan çıkarlarına tam biat eden birer uydu devlete dönüştürmeyi amaçlıyor.
Kanada ve İngiltere’nin Çin hamleleri, Trump’ın ‘Önce Amerika’ stratejisinin doğal bir sonucudur. ABD müttefiklerini birer ortak değil, birer müşteri veya rakip olarak gördüğü sürece, bu ülkelerin Pekin’in öngörülebilir ticaret ortaklığına kayması kaçınılmazdır.
Trump'ın %100 gümrük vergisi ve sınır kapatma tehdidi, ABD'nin Arktik ve Kuzey güvenliğinde tek taraflı kararları, NATO'nun geleceğine dair belirsizlik ve savunma harcamaları baskısı, Trump'ın ‘Grönland ve Kanada'yı ilhak’ gibi absürt söylemleri, bu ülkeler ile Çin’in yakınlaşması en temel nedenler arasındadır.2026 yılındaki bu gelişmeler, Batı blokunun artık monolitik bir yapı olmadığını gösteriyor. Kanada ve İngiltere, Trump’ın ‘Önce Amerika politikasının yarattığı boşluğu ve belirsizliği, Çin ile kurdukları bu yeni "Stratejik Ortaklık" ile doldurmaya çalışıyor.
- Dünya düzeni yeniden mi şekilleniyor? Kanada ve İngiltere’nin Çin Hamlesi 06.02.2026
- Grönland Jeopolitiği: Küresel Rekabet ve Trump’ın Tartışmalı Stratejisi 11.01.2026
- Trump'ın Barış Planı Rusya'ya Zafer, Transatlantik Hattına Krizmi Getiriyor? 03.12.2025
- Donald Trump’ın Yakın Çevre Politikasında Tehdit İnşası: Venezuela Krizi 18.11.2025
- Kıtlıktan Çatışmaya, Çatışmadan Barışa IRA: Kuzey İrlanda’da Terörle Mücadele Örneği Türkiye için Uygun mu? 13.11.2025
- Tümünü Gör