Donald Trump’ın Yakın Çevre Politikasında Tehdit İnşası: Venezuela Krizi
Tuba Çebi
Donald Trump’ın Yakın Çevre Politikasında Tehdit İnşası: Venezuela Krizi
18.11.2025 Salı 13:32

ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘yakın çevre politikası’,Kanada, Meksika ve Panama gibi komşu ülkelere yönelik uygulamaları dolayısıyla gerek seçim döneminde gerek seçimden sonra gündemden düşmeyen bir konu olarak karşımıza çıkıyor. 

Donald Trump’ın yakın çevre politikasının ana hatlarını: Ekonomik baskı (tarifeler, ticaret anlaşmalarıyla oynama), güvenlik-militarizasyon (sınır ve bölgesel askeri nümayiş), stratejik altyapı ve egemenlik meselelerine müdahale (Panama Kanalı tartışmaları gibi) ve gerektiğinde gizli/yarı-açık askeri/istihbari operasyonları devreye sokma eğilimi şeklinde görmekteyiz.

Trump’ın yakın çevre politikasını ülkeler üzerinden örneklendirerek kısaca hatırlayacak olursak: Kanada’ya karşı uygulanan tarifeler ve ticari baskılar haftalarca gündemi meşgul eden önemli gelişmelerdi. 2025’te uygulanan yüksek tarifeler, ABD’nin ekonomik araçları stratejik baskı aracı olarak kullandığının önemli göstergesi oldu. Meksika ile ilişkilerde bakıldığında Trump’ın ana söylemi kontrolsüz göç ve uyuşturucu ticareti üzerinden ‘güvenlik’ ve ‘sınır kontrolü’ şeklindeydi. Trump’ın söylemlerinde somut olarak konuşlandırma tehdidi, sınır askeri takviyesi ve kartellere karşı bölgesel operasyona hazırlık mesajları öne çıkmıştı. Trump’ın Panama Kanalı konusundaki açıklamaları ve sonrasında Panama’da başlayan tepkiler, ABD’nin stratejik deniz altyapıları ve yollarına ilişkin yeniden egemenlik iddia etme eğilimini göstermişti. Panama örneği, yalnızca askeri seçenek değil aynı zamanda ekonomik/kurumsal baskı (liman işletmeleri denetimi, yabancı yatırım incelemeleri) ve uluslararası hukuki/lojistik baskı kombinasyonunun nasıl kullanılacağını da göstermişti. 

Venezuela politikası ve meşruiyet krizi 

Venezuela özelinde bugün gözlemlenen manzara (denizde Amerikan harp gemileri ve deniz unsurlarının bölgeye konuşlandırılması, CIA’ya verilen daha geniş yetkiler ve Trump’ın askeri müdahale seçeneğini açıkça tartışması) Trump’ın genel yakın çevre politik stratejisinin bir uzantısıdır. Bu uygulamalar üç temel amaç bağlamındadır: Birincisi, rejim baskısı/çökertme tehdidi; ikincisi, narkotik / güvenlik argümanı ile politikalarını meşrulaştırma; üçüncüsü bölgesel güç gösterisi ve ittifak mobilizasyonu. ABD’nin askeri manevraları ve söylemlerine bakıldığında bu adımlar durumun savaş tehdidine kadar tırmandırdığını göstermektedir. Trump, Venezuela’yı sık sık bir ‘narkokartel-devleti’ olarak resmetmekte, Venezuela Devlet Başkanı NicolasMaduro’yu ‘kartel lideri’ olarak itham etmekte ve rejim değişikliği söylemlerini masada tutmaktadır. Bu söylem, ‘uyuşturucuyla mücadele’ gerekçesiyle yapıldığı, hem iddia edilen argümanlara meşruiyet kazandırmakta hem de ABD kamuoyuna stratejik bir hedef sunmaktadır. Maduro’yu bir devlet liderinden çok suç örgütü yöneticisi gibi sunmak hem meşruiyetini aşındırıyor hem de ABD’nin Venezuela iç işlerine müdahalesini etik ve güvenlik odaklı bir çerçeveye oturtuyor. Bu tarz ahlakileştirilmiş tehdit inşası, dış politikada sert araçların kullanılmasını iç kamuoyu açısından daha kabul edilebilir hale getiriyor. 

Trump, CIA’ye Venezuela’da istihbari ve gizli operasyonlar düzenleme yetkisi verdiğini doğrulamıştır. Maduro, bu karara sert tepki göstermiş ve bu adımı ‘rejim değişikliği operasyonu’ olarak yorumlamıştır. Bu karşılıklı suçlamalar, Venezuela’nın egemenliğini ihlal eden bir stratejinin işareti olarak okunabilir. CIA’ye verilen yetki, Trump’ın yaklaşımında kritik bir hamle. Bu yetki, yalnızca sınırlı istihbarat toplama değil, ‘gizli operasyonlar’ için geniş bir alan açma ihtimali olarak değerlendirilmektedir. Venezuela’da darbe ya da iç karışıklık çıkarmak için de uygun ortam hazırlamak için faaliyet gösterilebilir. Genel olarak Trump bu hamlelerin gerekçelerini ABD güvenliği üzerinden sunuyor.

Esas sorun ne?

Trump’ın Venezuela’ya yönelik politikalarını hem Venezuela’nın Çin ve Rusya ile olan ekonomik-stratejik bağları üzerinden hem de jeopolitik konumunun önemi üzerinden açıklarsak ABD’nin rahatsız olduğu noktaları analiz edebiliriz. Böylece ABD’nin Venezuela’ya yönelik problematiğinin çerçevesi daha net anlaşılacaktır.

Çin-Venezuela: Kredi-karşılığı petrol, yeni yatırım girişimleri

2000’lerin başından beri Çin, Venezuela’ya büyük krediler verdi ve bu krediler genellikle kredi-karşılığı petrol sözleşmeleriyle geri ödendi. Çinli enerji şirketleri (CNPC, CNOOC vb.) ve finans kuruluşları Venezuela’ya uzun vadeli enerji erişimi karşılığında finansman sağladı. Bu model, Venezuela’nın dış finansman ihtiyacını karşılarken Çin’e kritik petrol arzı garantisi vermiş oldu. Batılı yatırımcıların çekingen olduğu bir dönemde Çin özel sektöründen nadir ama önemli doğrudan yatırım açıklamaları geldi. Örneğin Ağustos 2025’te Çinli bir firma iki sahada ~1 milyar $ yatırım ve 60.000 varil/gün üretim hedefi açıkladı. Bu, Pekin’in Venezuela’ya aksesini yalnızca kredi ile değil, daha aktif üretim ortaklıklarıyla da genişlettiğinin işareti oldu.

Çin’in varlığı, Venezuela’ya nakit akışı ve teknik kapasite sağlamakta, böylece Venezuela’nın dışa açılımını Çin eksenine kaydırma riskini ortaya çıkarmaktadır. Bu durum ABD için stratejik bir kırmızı çizgidir, çünkü Çin enerji erişimini ve bölgedeki nüfuzunu artırmaktadır. Panama Kanalı üzerinden çıkan politik krizi hatırlayalım. Trump ‘Çin Panama Kanalı'nı işletiyor ve biz onu Çin'e vermedik. Onu Panama'ya verdik ve geri alıyoruz.’ diyerek politik krizin fitilini ateşlemişti.

Rusya-Venezuela: enerji ortaklıkları, askeri ve stratejik işbirliği

Rusya uzun süredir Rosneft gibi şirketler aracılığıyla Venezuela’da hisse, ticaret ve yatırım iddialarıyla anıldı. 2025’te Rusya-Venezuela arasında stratejik ortaklık anlaşmaları imzalandı. Bu çerçevede enerji ortak girişimleri, ticaret kolaylaştırma ve uluslararası enerji piyasalarında koordinasyon hedeflenmiştir. Rusya, gemi ziyaretleri, askeri eğitim, savunma malzemesi satışları ve diplomatik destek yoluyla Venezuela’ya önemli bir destek sağlıyor. Kremlin, bölgesel gerilimlerde Venezuela’yı dış politika manevralarında önemli bir müttefik olarak görüyor. Reuters 2025 verilerinde, Kremlin’in Karayip gerilimlerinde Venezuela ile sürekli temasta olduğunu açıklayan bir haber yapmıştı. 

Petrol rezervleri ve ekonomik gerçeklik 

Venezuela, OPEC ve uluslararası kaynaklar verilerine göre en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkelerden biridir. OPEC verilerine göre, Venezuela’nın günlük petrol üretimi 2025 yılı itibarıyla ortalama 1 milyon varil düzeyinde seyrediyor. Bu jeoekonomik değeri yüksek kılan bir durum, ancak rezervlerin işletilmesi için yatırım, teknoloji ve finansmana ihtiyaç var. Bu nedenle Venezuela’nın üretimini arttıracak Çin ve Rusya iş birlikleri ABD için kritik bir önem taşıyor. PDVSA üretimi 2014 sonrası sert düşüş yaşadı; kurumsal kapasite, bakım ve yatırım eksikliği üretimi sınırlıyor. Kaynak yönetimi sorunları ve ABD yaptırımlarıyla birleşince Venezuela, rezerv zenginliğini anında küresel arz gücüne dönüştüremiyor. Bu da onu diğer yabancı sermayelere ve kredilere yönlendiren önemli bir etken. Ayrıca ülkedeki başlıca yer altı kaynakları altın, demir, bakır, boksit, kömür, nikel, kalton, altın, elmas, çinko ve titanyum olarak sıralanıyor. En temelde enerji tedariği için Orta Doğu coğrafyasında uzun dönem etkinliği sürdürmeye çalışan Amerika, enerji tedarikinde dar boğazdan geçilen bu dönemde kendisine yakın olan ve bu zenginliklere sahip olan bir ülkenin üzerinde etkin olma çabaları şaşırtıcı değil.

ABD açısından neden rahatsız edici?

Venezuela’nın rezervleri, Rusya’nın kısmen devre dışı kaldığı bir dönemde daha da kritik hale geldi. Son yıllarda yaşanan Rusya–Ukrayna Savaşı, küresel enerji dengelerini kökten dönüştürdü ve Vaşinton’un Batı yarımküresine yönelik stratejik hassasiyetini artırdı. Venezuela Karayip bölgesinde, ABD kıyılarına, Panama Kanalı hatlarına ve deniz yollarına yakın. Bölge dışı aktörlerin orada güçlü ekonomik bağ kurması sebebiyle Vaşington’da ABD’nin bölgesel manevra alanını daraltabileceğine dair endişe hakim. 

Rusya’nın diplomatik desteği, askeri varlığı ve Çin’in lojistik/yatırım ağları bölgesel dengeyi değiştirme potansiyeline sahiptir. Bu tablo, ABD’nin yakın çevre politikasının temel prensipleriyle çelişiyor. Vaşington, Latin Amerika’yı daima kendi güvenlik ve enerji etki alanı olarak görür. Dolayısıyla Rusya’nın Venezuela’daki ekonomik ve askerî varlığı, yalnızca bölgesel bir iş birliği olarak değil, ABD’nin arka bahçesinde stratejik bir meydan okuma olarak algılanıyor. Biden ve Trump dönemlerinde farklı üsluplarda devam eden baskı politikalarının temelinde bu jeopolitik kaygı yer alıyor.

Çin ve Rusya’nın Venezuela ile ilişkileri, ABD’nin gerek ticari gerek stratejik menfaatlerini tehdit ediyor. Özellikle Çin’in uzun vadeli petrol erişimi ve Rusya’nın askeri/diplomatik nüfuz önemli bir tehdit unsuru. ABD yaptırımları Venezuela’yı batı sermayesinden izole etmeye çalışırken, Çin ve Rusya bu izolasyonu aşacak araçlar sunuyor. Bu da yaptırımların etkinliğini azaltıyor. Bu durum Trump’ın askeri tehdit sonrası diplomasi kanalını açmasında önemli bir etken. ABD için en verimli yol, baskı ya da askeri seçenekleri kullanarak bölgedeki gerilimi tırmandırmak değil; çok yönlü bir politika (bölgesel diplomasi, enerji piyasalarında alternatif teşvikler, hedefe yönelik yaptırımların modülasyonu ve denetimli finansman yolları) ile Çin-Rus etkisini dengelemek olacaktır. Bunlarla birlikte yakın çevresindeki ülkelerin ABD uydusu olmadığını kabul etmesi gereken ilk meseledir.