Grönland Jeopolitiği: Küresel Rekabet ve Trump’ın Tartışmalı Stratejisi

Grönland Jeopolitiği: Küresel Rekabet ve Trump’ın Tartışmalı Stratejisi
Tuba Çebi
11.01.2026 Pazar 02:00 | Son Güncelleme: 11.01.2026 Pazar 02:00

Grönland, Kuzey Atlantik ile Kuzey Kutbu arasında stratejik bir konumda yer alan, dünyanın en büyük adasıdır. Nüfusu yaklaşık 56 bin olup çoğu Inuit kökenlidir. Danimarka’nın Grönland üzerindeki egemenliği, 10. yüzyılın sonlarına dayanmaktadır. Adanın siyasal statüsü, Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge şeklindedir; Danimarka dış politika ve güvenlikten sorumludur, iç yönetim ise Grönland hükumeti tarafından yürütülür.

Grönland’ın jeopolitik önemi, konumundan ve Kuzey Kutbu’ndaki iklim değişikliğinin etkilerinden dolayı artmaktadır. Ada, Kuzey Amerika, Avrupa ve Arktik deniz yollarının kesiştiği bir noktada yer alır. İklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi, Kuzey Kutup deniz yollarının daha erişilebilir hale gelmesine yol açarken bu rota jeopolitik ve ekonomik açıdan giderek daha kritik bir hale gelmektedir. 

Ayrıca Grönland, Kuzey Atlantik’taki deniz trafiğinin kontrolü ve özellikle GIUK (Greenland-Iceland-United Kingdom) boşluğu üzerinden denizaltı ve deniz gücü denetimi açısından önemlidir. Bu hat Soğuk Savaş’ta Batı ittifakının Sovyet deniz hareketlerini izlemek için kritik bir hat olarak ortaya çıkmıştır.

Grönland yer altı kaynakları açısından oldukça zengin bir karneye sahip. Ada, nadir toprak elementleri, lityum, grafit, kobalt ve uranyum gibi kritik minerallerin yanı sıra potansiyel hidrokarbon yataklarına sahiptir. Bu mineraller özellikle elektrikli araçlar, bataryalar ve yüksek teknoloji üretimi için önemlidir. Bu kaynakların çıkarılması, çevresel koşullar ve altyapı eksiklikleri nedeniyle zordur, ancak küresel tedarik zincirleri ve stratejik mineral ihtiyaçları bakımından büyük bir potansiyel sunar. Ayrıca 2007 yılında yayınlanan ABD Jeolojik Araştırma Kurumu raporuna göre, Grönland deniz sahasında önemli derecede petrol ve gaz rezervleri olabilir.

ABD’nin Tarihsel ve Güncel Faaliyetleri

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin bölgede etkin olması II. Dünya Savaşı’na dayanır. Savaşta Danimarka’nın Almanya tarafından işgal edilmesi sonucunda Alman kuvvetlerinin adayı Müttefik gemi ve hava yollarına saldırmak için kullanma riskini doğurdu. Bu riskin gerçekleşmesini önlemek amacıyla ABD Grönland'ın savunmasından sorumlu olarak kalıcı bir Amerikan askeri varlığı oluşturarak adadaki varlığının temellerini attı.

1946'da ABD Başkanı Harry S. Truman, savaş sonrası güvenlik gerekçesini öne sürerek Grönland'ı Danimarka'dan satın almayı teklif etmiş, bu teklif Danimarka tarafından reddedilmişti. Bununla birlikte Danimarka ABD'nin askeri nüfuz olarak adadaki varlığını kabul etmişti . Daha sonrasında adada Pituffik Uzay Üssü kurulmuştur. Ayrıca Grönland'ı erken uyarı radar ve füze savunma ağına ekledi. Böylece operasyonel bir egemenlik kuruldu.

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin askeri faaliyetleri nispeten daha az görünür olsa da, Rusya ve Çin’in artan Arktik faaliyetleri Washington’un dikkatini yeniden bu bölgeye çekmiştir. Rusya, Kuzey Kutbu’ndaki askeri altyapısını güçlendirme çalışmaları yaparken,2018 yılında Çin ‘Kutup İpek Yolu’ girişimi gibi ticari ve stratejik projelerle bölgedeki etkisini artırma hedefi koydu. O dönem ABD Dışişleri Bakanı olarak görev alan Mike Pompeo, Çin'in hamlesine yönelik yaptığı açıklamada şöyle dedi: ‘Arktik Okyanusu'nun, askerleşme ve rekabet eden toprak talepleriyle dolu yeni bir Güney Çin Denizi'ne dönüşmesini mi istiyoruz?’Geçtiğimiz yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’de, NATO'nun Arktik'teki faaliyetlerinden endişeli olduğunu belirterek oradaki askeri kapasitesinin güçlendireceğini ifade etmişti.

2023'te Biden yönetimi döneminde Danimarka ile bir askeri anlaşma yapılmış, buna göre ABD birliklerinin Danimarka hava üslerine geniş erişime sahip olma hakkı elde etmiştir. 11 Haziran 2025’te de Danimarka Parlamentosu, Danimarka topraklarında ABD askeri üslerine izin vermeyi öngören bir tasarıyı onaylayarak 2023’teki anlaşmanın kapsamını daha genişletmiştir. Meclis çoğunluğu ile alınan bu karar, bazı eleştirmenler tarafından ‘Danimarka egemenliğini ABD'ye devrettiği’ yönünde eleştiriler getirmiştir. Danimarka’nın bu kararında Avrupa’da Rusya-Ukrayna Savaşı dolayısıyla artan Rus tehdit algısı önemli nedendir, ancak kritik konularda ABD’ye geniş yetkiler verilerek nüfuzunun arttırılması Danimarka’nın egemenliğini riske atan önemli faktördür.

Avrupa’da oluşan Rus tehdit algısının yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın da geçtiğimiz yıl başkanlık görevini henüz devralmadan önce Grönland üzerinde hak iddia ederek Danimarka’dan satın almak istemesi de ayrı bir açmaz oluşturdu. Trump’ın söylemlerine karşılık Danimarka Grönland çevresinde ve Kuzey Atlantik'te askeri varlığını kuvvetlendirmek için önemli girişimler de bulundu. Danimarka Başbakanı ‘daha belirsiz bir gerçeklik’ olarak adlandırdığı karşılaşılan mevcut durum dolayısıyla önlem almaya çalıştı. Ocak 2025’te Grönland ve Danimarka'nın bir diğer özerk bölgesi Faroe Adaları hükümetleri arasında, gözetim ve egemenliği koruma yeteneklerini artırmak amacıyla 14,6 milyar kronluk (2,3 milyar dolar) bir anlaşma yaptığı duyuruldu. Ancak bundan birkaç ay sonra Danimarka’nın adada ABD askeri yetkisini genişletici karar alması noktasında oluşan tezatlık da Danimarka’nın savunma yeteneklerinin yeterliliği noktasında soru işaretleri doğurmuştur.

Gelinen noktada Arktik bölgesi küresel rekabetin merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu rekabet yalnızca bahsi geçen ABD, Rusya ve Çin arasında değil, NATO ve diğer bölgesel işbirlikleri arasında da stratejik politikaları şekillenmesine etki etmektedir.

Trump’ın Grönland İsteği: Motivasyonlar ve NATO’ya Etkiler

Donald Trump’ın talimatı üzerine3 Ocak 2026’da Venezuela lideri Nicolas Maduro ve eşini kaçırılarak, egemen bir devletin siyasi ve iktisadi haklarını ele geçirme teşebbüsünden sonra, Trump Grönland’ı almaya yönelik daha önceki söylemlerini agresif bir dille tekrar gündeme getirmeye başladı. Trump ‘Grönland’a olan ihtiyacın ulusal güvenlik meselesi’ olduğunu sıkça vurgulamaktadır. Trump 10 Ocak’ta Beyaz Saray'da petrol şirketi yöneticileriyle yaptığı görüşme sonrası gazetecilere verdiği demeçte ‘Grönland'da bir şeyler yapacağız, ister isteseler de. Çünkü bunu yapmazsak, Rusya ya da Çin Grönland'ı ele geçirecek ve komşu olarak Rusya ya da Çin'i kabul etmeyeceğiz’ şeklinde açıklamada bulunarak meseleyi hem uluslararası güvenlik hem de ulusal güvenlik zeminine oturmaya çalışmaktadır. Trump’ın ikinci başkanlık döneminde güvenlik ve güç retoriğine başvurduğunu sıklıkla görmekteyiz. Venezuela’yı ‘Narko devlet’ ve Venezuela liderini de ‘kartel lideri’ olarak itham ederek güvenlik tedbir ve girişimlerini gerektirecek unsurların kitleler nezdinde kabul görülebileceği şekilde bir algı yönetimi inşa etmişti.

Trump, “Danimarka’yı severim ama 500 yıl önce oraya bir gemiyle çıkmış olmaları oranın sahibi oldukları anlamına gelmez.  Grönland’la bir şeyler yapacağız. Ya güzelce, ya zorlayarak. Kolay yoldan olmazsa zor yoldan yaparız.” ifadesiyle adaya yönelik kararlılığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen “ABD’nin bir NATO müttefikine saldırısı NATO’nun sonu olur.” şeklindeki sert uyarılarda bulunup bu durumun kabul edilemez olduğunu tekrar tekrar vurgulasa da Trump tarafından benzer açıklamaların art arda gelmesi, bu açıklamaların Trump’ın kararlılığı üzerinde çok etkili olmadığının göstergesidir. Trump’ın bu yaklaşımının arkasındaki temel gerekçe, Rusya ve Çin’e karşı stratejik avantaj sağlama ve kritik kaynaklara erişim ihtiyacıdır. Ancak bu söylem, uluslararası hukukun temel ilkeleri olan egemenlik ve toprak bütünlüğü ile doğrudan çelişmektedir.

Beyaz Saray Genel Sekreteri Stephen Miller’in eşi Katie Miller’in sosyal medya üzerinden ‘YAKINDA’ başlığıyla Grönland haritasını Amerika bayrağı ile kaplanmış bir şekilde paylaşması ayrıca tepkilere neden oldu.  Danimarka'nın ABD büyükelçisi Jesper Møller Sørensen, Miller'ın gönderisine yanıt vererek, “ABD ve Danimarka Krallığı hakkında dostça bir hatırlatma: Yakın müttefikiz ve bu şekilde birlikte çalışmaya devam etmeliyiz” şeklinde yapıcı bir tepki gösterdi.

Bir NATO müttefikinin topraklarını “satın alma” ya da “ele geçirme” düşüncesinin savunulması, ittifakın güvenilirlik ve dayanışma ilkelerini aşındırır. Danimarka ve Avrupa Birliği liderleri bu söylemleri açıkça egemenlik ihlali ve ittifaka zarar verebilecek bir yaklaşım olarak nitelendirmektedir.

Bu tür bir strateji, NATO içinde beklenti ve normlara zarar verme riski taşıdığı açıktır. NATO’nun temel prensipleri, üye ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı ve karşılıklı savunma çerçevesinde kolektif güvenliğe dayanmaktadır. Ancak Trump ‘Önce Amerika’ söylemiyle ittifakın temel prensiplerine aykırı bir eylem içerisinde girmektedir. Trump, NATO’yu salt bir ‘güvenlik hizmeti’ olarak metalaştırarak Amerika’nın sırtında yük olan bir organizasyon olarak çerçevelemekte, AB’li müttefiklerini Amerika’yı dolandıran ‘hasım’ pozisyonuna sokmakta ve 80 yıllık stratejik ekseni temelini kökünden sarsmaya çalışmaktadır. Gelinen noktada, Venezuela örneğinde olduğu gibi egemenlik haklarının ihlal edilmesi, diplomasi ve uluslararası hukuktan uzak, keyfe keder bir dış politika pratiklerinin uygulanması ve bu durumun normalleştirilme çabası devletler arası ilişkileri ve hukuku yıpratıcı bir noktaya taşımaktadır. 

Sonuç olarak, Grönland, tarihsel olarak stratejik askeri öneminden ötürü Batı savunma mimarisinin bir parçası olmuş, günümüzde ise kaynak zenginliği ve Arktik rekabetiyle küresel aktörlerin odağına girmiştir. ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin Arktik politikaları hem ekonomik hem de güvenlik alanında güçlü etkiler yaratmaktadır.

Donald Trump’ın Grönland’ı gündeme taşıması, yalnızca bölge güvenliği ve kaynak rekabetini değil, uluslararası hukuk, egemenlik ve ittifak normlarını da tartışmaya açmıştır. Özellikle NATO içindeki güven ve dayanışma algısı üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri, bu meselenin sadece bölgesel değil, küresel bir diplomatik sorun haline geldiğini göstermektedir. Yakın gelecekte Kasım ayında gerçekleşecek olan Kongre seçimlerinde kendi tabanını konsolide etmek amacıyla Trump’ın retoriğinin güvenlik ekseninde daha da sertleşmesi beklenilebilir.


haber365.com