Husiler, sanıldığı kadar kolay bir lokma değil. Çünkü Yemen’de Husilerin (Ensarullah) kontrolündeki bölge, ağırlıklı olarak ülkenin kuzeybatı ve batı kesimlerini kapsıyor ve iki belirgin coğrafi kuşaktan meydana geliyor: Kuzeybatı Dağlık Platosu (Yüksek Yaylalar) ve Kıyı Düzlüğü. Bu coğrafi kuşaklar aslında Husilerin gizli silahlarıdır. 

Husilerin ana kalesi konumundaki Sada ile başkent Sana, Amran, Hacce ve Dhamar gibi vilayetler sarp dağların ve platoların bulunduğu kuşaktadır. Bölgenin topoğrafyasına bakıldığında Arap Yarımadası’nın en yüksek noktası olan Cebel en-Nebi Şuayb (yaklaşık 3.666 metre) bu bölgededir. Sana havzasının ortalama rakımı 2.200 metrenin üzerindedir. Dağ kütleleri derin kanyonlar, dik boğazlar ve yarıklarla (vadilerle) kesilmiştir. Arazinin bu denli kırıklı olması, ulaşımı yalnızca belirli dar geçitlere ve dolambaçlı yollara bağımlı kılar. Sarp volkanik kayalıklar, mağara ağları ve dağ yamaçlarına kurulu tahkimatla köyler birer doğal savunma hattı oluşturarak bölgeyi kara harekâtlarına karşı doğal bir kale haline getirir. Tarih boyunca Osmanlı seferlerinden modern çatışmalara kadar düzenli orduların ilerlemesini zorlaştıran temel unsur bu engebeli arazi yapısıdır. Kıyı şeridi ise dağlık alanın aksine Kızıldeniz boyunca uzanan geniş, alçak rakımlı, yarı çöl ve kumul düzlüklerden oluşur.

Husilerin kontrol ettiği bölgelerin topografik yapısının askeri ve stratejik etkilerine bakıldığında dağlık alanların sert jeolojik yapısı, sığınaklar, tüneller ve yeraltı mühimmat depoları inşa etmeye oldukça elverişlidir; bu durum hava saldırılarına karşı yüksek koruma sağlar. Yüksek dağ sırtları, hem Kızıldeniz kıyı şeridini ve Babülmendep Boğazı rotalarını izlemek hem de uzun menzilli füzeler ile radar sistemlerini yüksek irtifalara yerleştirmek için geniş görüş açıları sunar.

Düzlük kıyı şeridinde hareket kolayken, iç dağlık kesimlerde lojistik tamamen dar dağ yollarına bağımlıdır.

Tüm bu özelliklere ek olarak Husiler’in savaş taktiği olan gerilla savaşı da eklenince özellikle düzenli orduların burada Husilere karşı başarı şansını azalmaktadır. Husiler topoğrafyayı avantajlı bir şekilde kullanmaktadır. Ayrıca tüm halk, silahlı milis gücüne çevrilmiş durumdadır. Husi militanları ile halk iç içedir. Yemen’de aşiret geleneği oldukça köklüdür ve Yemen’de homojen bir ulustan çok aşiretlerin oluşturduğu bir yapı vardır. Husiler gün geçtikçe bu aşiretlerin birer birer desteğini kazanıyor. 

Suudi Arabistan ile savaşı ABD ve İsrail ile yapılan bir savaş olarak görüyorlar ve cihat şuuruyla hareket ediyorlar. Husiler bu savaşı cihat olarak görüyorlar ve kendilerini de mücahit olarak adlandırıyorlar. Önlerindeki en büyük emsal 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesi ve orada mücahitlerin direnmesiyle Sovyetler Birliğinin mağlup olması. Diğer bir emsal ise 20 yıl Taliban ile savaşan ABD ve NATO’nun pes edip çekilmesidir. Vietnam savaşını da unutmamak gerekir. 

Bu savaşları hatırlayan sadece Husiler değil. ABD de bu savaşları hatırlıyor ve endişe duyuyor. Taliban ile yaşanan savaşı zar zor sona erdiren Trump buna benzer bir savaşın Yemen’de parçası olmak istemiyor. Çünkü Husilerin IŞİD veya El Kaide gibi bir terör örgütü olmadığını ve halk desteği aldığını biliyor. Tıpkı Taliban’ın Afganistan’daki pozisyonu gibi… 

Şu sıralar, husiler’e yönelik bir kara harekatı düzenlenmesi gündemde… Husiler ile havadan mücadele edilmeyeceği daha önceki Taliban örneğinde görülmüştü. Askeri uzmanlara göre Kara harekatı düzenlenmediği sürece Husileri mağlup etmek çok zor. Ancak ülkenin topografik yapısı gerilla savaşı için oldukça elverişli bir zemin sunuyor. Düzenli ordularla Huslier ile mücadele edilmesi imkansız.

 Bugün Husilerin kontrolündeki yerlerde sivillerin hepsi ya piyade tüfeği veya RPG-7 roketi ile geziyor. Bunun fakında olan Trump hatta Netanyahu mümkün olduğunca meseleden uzak durmaya çalışıyorlar. Mekke ittifakı da özellikle Türkiye Suudi Arabistan’a daha çok askeri ekipman ve istihbarat, lojistik konusunda destek verecek gibi duruyor. Ancak Suudi Arabistan’ın en çok ihtiyaç duyduğu şey bir kurmay aklı. İşte! O kurmay aklını da tek verebilecek ülke Türkiye… Suudi Arabistan askeri açıdan oldukça güçlü bir ülke. Ancak karşısındakiler bir devlet değil, silahlı bir grup ve bu grup devlet gibi savaşmıyor. Daha çok pusu kurup vur kaç şeklinde bir strateji izledikleri gibi altyapı ve sivillerin olduğu bölgeler hedef alınıyor. Unutmayalım ki Husiler bir devlet değil dolayısıyla kendilerinden savaş ve çatışma ile ilgili uluslararası antlaşma ve sözleşmelere uymaları beklenemez.

Diplomasi kapısı kapalı değil! Çatışmanın türü ve şiddeti ne olursa olsun her zaman barış çin bir fırsat vardır. Bu nedenle meselenin akeri yöntemlerden önce diplomasi ile çözülmesi esas olmalıdır. Dolayısıyla her şey den önce Husiler ile Yemen’in meşru hükümeti arasındaki siyasi sorunlar halledilirse Suudi Arabistan ile de meseleler çözülür. Tabii ki bunun için bir arabulucu lazım! Bu pozisyon için en uygun ülke Türkiye. Türkiye hem İran üzerinden hem de Yemen üzerinden Husiler ile bir iletişim kanalı oluşturabilir. İstanbul’da tarafları bir araya getirebilir. Aksi taktirde burada çıkacak bir savaşanın kazananı olmayacaktır. Belki tek kazanan İsrail olacaktır.