Atatürk'ün Gagavuzlara ilgisi, tarihi kökenleri ve Türkiye için stratejik önemi

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Pusula programında Gagavuz Türklerinin tarihsel önemini ve 15 Kasım’daki kritik başkanlık seçimlerini değerlendirdi. AB destekli adayın kocasının FETÖ firarisi olduğunu açıklayan Yaycı, "Gagavuzya, Türk Devletleri Teşkilatı'na temsilci göndermeli; Türkiye 15 Kasım seçimlerine acilen gözlemci heyet yollamalıdır" uyarısında bulundu.


Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programında Seda Ateşoğlu’nun sorularını yanıtlayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, bu bölümde Doğu Avrupa ile Türk dünyasının kesişim noktasında yer alan Gagavuz Türklerini (Gagavuzya) ve bölgedeki jeopolitik gelişmeleri mercek altına aldı. Yaycı, Atatürk döneminden bugüne uzanan tarihsel bağları deşifre ederken, 15 Kasım’daki kritik başkanlık seçimleri ve Batı/FETÖ manipülasyonlarına karşı acil uyarılarda bulundu.

"Gagauzlar Oğuz Soyudur, Karaman Türkleri Gibi Özbeöz Türk'tür!"

Gagavuzya’dan gelen bir heyetin kendisine Bozkurt figürlü Gagavuzya bayrağı hediye ettiğini belirten Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, soydaşlarımıza yönelik dini önyargıları eleştirdi:

"Gagauz kelimesi 'Oğuz'dan gelir. Moldova sınırlarındaki bu özerk cumhuriyetin halkı, tıpkı Karaman Türkleri gibi Ortodoks Hristiyan’dır. Bizim anlayışımızda ve Atatürk’ün milliyetçilik vizyonunda din bir kriter değildir. 'Müslüman değilse bizi ilgilendirmez' demek devlet politikamızla çelişir. Gagauz Türkleri sadece Besarabya’da değil, Batı Trakya ve Edirne’de de varlığını sürdüren öz soydaşlarımızdır."

"Rusça konuşmaları mecburiyettendir, öz kimliklerini korumuşlardır"

Gagavuz Türklerinin Rusça konuşması üzerinden yapılan yanlış nitelendirmelere açıklık getiren Yaycı, tarihsel süreci özetledi:

"1812'de Besarabya kaybedilince bölge Rus etkisi altına girdi. Baskılar nedeniyle mecburen Rusça konuştular ancak ana dillerini ve öz kimliklerini asla kaybetmediler. Onlara 'Rusçu' demek büyük bir haksızlıktır."

Atatürk ve Hamdullah Suphi’nin Tarihi Bükreş Hamlesi

Gagavuz Türklerinin asırlar boyunca kimliklerini muhafaza etmesinin arkasındaki ana sütunun Cumhuriyet'in ilk yıllarında yürütülen akılcı devlet politikaları olduğunu vurgulayan Müstafi Tümamiral Yaycı, Atatürk ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in yürüttüğü diplomasiyi şu ifadelerle anlattı:

"Milli mücadelenin önemli simgelerinden Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk Ocakları Genel Başkanlığı döneminde Atatürk’ün talimatıyla sadece Gagavuzya’ya değil; Letonya, Litvanya ve Estonya’daki Türk köylerine kadar öğretmenler, Türkçe kitaplar ve gazeteler gönderilmesini sağladı. Sözlü tarihe göre o coğrafyalara Kur’an-ı Kerim ve din adamı da ulaştırıldı. Ancak buradaki temel amaç din değiştirtmek değil; soydaşlarımızın dillerini, kültürlerini ve soylarını unutmamalarını sağlamaktı.

Hamdullah Suphi’nin Romanya ve çevresinde yürüttüğü bu faaliyetler Romanya makamlarında rahatsızlık yarattı ve durum Atatürk’e şikayet edildi. Atatürk diplomatik bir deha örneği göstererek şikayetçilere 'Haklısınız' dedi ve 1931 yılında Hamdullah Suphi’yi Bükreş Büyükelçisi olarak atadı. Büyükelçi unvanını alan Tanrıöver, resmi imkanlarla bölgede daha da aktif hale geldi. Görev süresi boyunca 26 Gagavuz kasaba ve köyünde Türkçe eğitim veren okulların açılmasını sağladı, Türkiye’den bölgeye yaklaşık 80 öğretmen gönderildi. İstanbul’a getirilen 125 Gagavuz genci burada eğitilerek meslek sahibi oldu."

"Sibirya’ya sürgün edilen Türk öğretmenlerin eseridir"

Bölgenin İkinci Dünya Savaşı sonrası geçirdiği kırılmayı ve ödenen bedelleri aktaran Cihat Yaycı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İkinci Dünya Savaşı sonrası bölge Sovyet kontrolüne geçince, orada kalan Türk öğretmenler 'Türk casusu' iddiasıyla Sibirya’ya sürgün edildi. Öğretmen Ali Kantarelli 25 yıl hapse mahkum edildi ve yıllar sonra serbest kalınca tekrar Gagavuzya’ya döndü. Gagavuz Türklerinin bugünkü varlığı ve kimliği, işte o dönem ödenen bu büyük bedellerin eseridir."

"Sevgili oğlum diye hitap ederdi: İstanbul'da yetişen Gagauz aydınları"

Atatürk döneminde Türkiye'ye getirilen Gagauz gençlerinin eğitimine ve Hamdullah Suphi Tanrıöver’in kurduğu samimi bağa dikkat çeken Yaycı, tarihsel süreci şu sözlerle detaylandırdı:

"O dönem Türkiye'ye 125 Gagauz genci getirildi. Mesela Georgi Mutaf Türkiye’de Emin Mutaf adını aldı. Vasili Çobanov, Özdemir Çobanoğlu adını alarak Ziraat Profesörü oldu. Veysel Arsemen müzik akademisyeni, Orhan Kucak gibi isimler öğretmen oldu. Profesör Çobanoğlu hatıratında anlatıyor; 1935'te başvuruyor, Hamdullah Suphi Bey kendisine el uzatıyor ve 1937'de İstanbul Acıbadem'deki Öğretmen Okulu'na kaydoluyor. Orada kendisi gibi onlarca Gagauz gencinin olduğunu görüyor.

Savaş çıkıp bölge koşulları değişince bu gençler yurtlarına dönemeyip Türkiye'de kalarak profesör ve bilim insanı oldular. Hamdullah Suphi Bey hatıratlarında hepsine 'Sevgili oğlum' diye hitap ederdi. Sadece eğitimleriyle değil, her şeyleriyle ilgilenirdi. Dönemin zorlu şartlarında oralara öğretmenler, gazeteler, kitaplar ve hatta Kur'an-ı Kerim gönderilmesi muazzam bir devlet politikasıydı. Bugün Türkiye bunun çok daha büyüğünü yapıyor ama o gün atılan o tohumlar olmasaydı, bugün Gagavuz Türklerinin varlığından ve Türkçe konuşmasından bahsedemezdik."

"1994 anayasası net: Moldova başka biriyle birleşirse Gagavuzya kendi kaderini tayin eder"

Gagavuz Özerk Cumhuriyeti’nin hukuki ve anayasal statüsünü hatırlatan Müstafi Tümamiral Yaycı, Moldova ve Romanya'nın hukuka aykırı tırpanlama hamlelerini deşifre etti:

"1990'da Sovyetler dağılırken Gagavuzlar kendi bağımsız cumhuriyetlerini ilan ettiler. 1994'te merhum Süleyman Demirel'in de büyük katkılarıyla bir uzlaşı sağlandı ve Gagavuzya, Moldova Anayasası'na eklenen özel bir maddeyle özerk cumhuriyet olarak Moldova'ya bağlandı. İçişlerinde, güvenlik bürokrasisinde, seçim sisteminde ve Türkçe eğitimde özerk kılındılar.

Bu anayasanın 1. maddesi çok nettir: 'Eğer bir gün Moldova bağımsızlığını kaybeder ya da başka bir devletle (Romanya ile) birleşmek isterse, Gagavuz Özerk Cumhuriyeti kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir.' Bu hak uluslararası hukuk açısından hâlâ yazılı ve geçerlidir. Ancak Romanya ve Moldova, anayasa mahkemesini manipüle ederek bu özerklik yetkilerini sürekli törpülüyor. En son 2026'da özerkliğin sadece adı bırakıldı, kendisi fiilen ortadan kaldırılmaya çalışıldı."*

"AB ve Romanya'ya yüzde 98 'hayır' dediler diye 'Rusçu' iftirası atıyorlar"

Gagavuz halkının iradesine rağmen üzerlerinde büyük bir baskı kurulduğunu vurgulayan Cihat Yaycı, Batı'nın çifte standardını sert sözlerle eleştirdi:

"2014 ve 2024 yıllarında yapılan referandumlarda Gagavuz halkının yüzde 98'i 'Biz Avrupa Birliği'ne katılmak istemiyoruz, Romanya'nın parçası olmak istemiyoruz' dedi. Bu duruş üzerine Moldova yönetimi yerel idarelerin ve Halk Meclisi'nin yetkilerini iyice tırpanladı. 'Siz AB'ye ve Romanya'ya karşı çıkıyorsanız Rusçusunuz' diye iftira atıyorlar. Kardeşim bu insanlar Rusçu değil, bu insanlar özbeöz Türk'tür! 120 bin kişilik bu kilit nüfusu tamamen yutmak istiyorlar."

"Kıbrıs'ta ne yapılıyorsa Gagavuzya'da da aynı oyun oynanıyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Gagavuzya arasındaki stratejik benzerliğe parmak basan Yaycı, Rum/Yunan mantığı ile Moldova/AB zihniyetinin aynı olduğunu ifade etti:

"Nasıl ki Kıbrıs’ta Türk varlığını sindirmek, Türk himayesinden çıkarıp AB ve Yunan vesayetine sokmak için bastırıyorlarsa, Gagavuzya’da da birebir aynı durumu uyguluyorlar. 2023’te seçilen Gagavuzya Başkanı Yevgeniya Gutsul’u düzmece gerekçelerle tutukladılar, Moldova Meclisi’ndeki Gagavuz temsilcilerin milletvekilliklerini onaylamayıp etkilerini sıfırladılar."

15 Kasım seçimleri: "Kocası FETÖ firarisi olan adayı destekliyorlar"

15 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerinde AB ve FETÖ ittifakının devreye sokulduğunu belirten Yaycı, adayların profillerini tek tek deşifre etti:

"Önümüzde 15 Kasım'da çok kritik bir seçim var. Üç aday yarışıyor. Bayan aday İvanna Köksal, doğrudan Avrupa Birliği tarafından destekleniyor. İşin en tehlikeli boyutu; bu kadının kocası Türkiye'de aranan bir FETÖ firarisidir! Bölgede FETÖ okullarından mezun olmuş 2 bin civarında insan var. Diğer güçlü adaylar Romanya ile birleşmeye karşı çıkan eski İçişleri Bakanı Fedor Gagauz ve milliyetçi çizgideki İvan Kılçık'tır. AB kendi adayına oluk oluk para akıtıyor. Türkiye bu seçime duyarsız kalamaz. Mutlaka diplomatik girişimlerde bulunulmalı, seçimlerin adil ve özgür yapılması için gözlemci heyetler gönderilmelidir."

"Türk dünyası jeopolitik manivelamızdır: Bütün partiler gözlemci göndermeli"

Türkiye'nin jeopolitik etki alanını genişletmesi için soydaş coğrafyaların hayati bir araç olduğunu belirten Müstafi Tümamiral Yaycı, çağrısını şu sözlerle tamamladı:

"Ukrayna’nın hemen batısında böyle bir Türk gücünün bulunması Türkiye için muazzam bir jeopolitik maniveladır. Sadece Gagavuzya değil; Kırım, Doğu Türkistan, Kıbrıs, Libya, Lübnan, Filistin, Ahıska, Irak, İran, Bulgaristan ve Batı Trakya Türkleri... Dini ne olursa olsun hepsi bizim jeopolitik etki alanımızdır. Vatan, millet, bayrak çizgisinde olan ve 'Atatürkçüyüm' diyen her siyasi parti 15 Kasım'daki Gagavuzya seçimlerine gözlemci göndermelidir.

Ayrıca Gagavuz Özerk Cumhuriyeti, Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) resmi temsilci olarak katılmalıdır. KKTC ile Gagauzya arasında doğrudan resmi ilişkiler kurulmalı, iki yapı birbirine çarpan etkisi katmalıdır. Gagavuz Türkleri için Edirne bir hayal şehirdir, 'Edirne'yi görmeden ölmemek lazım' derler. Bu bağlar diri tutulmalıdır. Nitekim Atatürk'ün Rum Patrikhanesi'ne karşı kurdurduğu Türk Ortodoks Patrikhanesi (Papa Eftim) bugün de bu soydaşlarımıza sahip çıkmaktadır. Atatürk’ün mirası olan bu coğrafyayı asla kaderine terk edemeyiz."

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!