Görüş Alanı: Türkiye-İsrail geriliminde 5 kritik nokta! Türkiye’nin o hamlesi her şeyi değiştirdi

Ceyhun Bozkurt, Görüş Alanı programının yeni bölümünde İsrail’in yayılmacı politikalarına dikkat çekerek; Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Afrika Boynuzu ve uluslararası hukuk olmak üzere 5 kritik alanda Türkiye ile İsrail arasında tırmanan gerilimi tüm boyutlarıyla analiz etti.


Ceyhun Bozkurt, Görüş Alanı programının bu bölümünde Türkiye-İsrail ilişkilerinde son dönemde tırmanan gerilimi, Tel Aviv yönetiminin yayılmacı politikalarını ve iki ülkenin Doğu Akdeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir coğrafyada karşı karşıya geldiği 5 kritik çatışma alanını ayrıntılarıyla analiz etti.

Tarihsel bağlar, Filistin işgali ve Türkiye’nin ilkesel duruşu

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin 7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı operasyonu ve ardından İsrail’in başlattığı soykırım saldırılarıyla zirveye ulaştığını belirten Ceyhun Bozkurt, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan insanlık dramına karşı Türkiye’nin en net reaksiyonu veren ülke olduğunu vurguladı. Süreç içerisinde öncelikle diplomasinin işletildiğini, ardından ekonomik ve ticari faaliyetlerin dondurulduğunu, diplomatik temsilin kesilmesiyle birlikte siyasi söylemlerin de en üst düzeyde keskinleştiğini aktardı. Türkiye’nin Netanyahu yönetiminin aşırı ırkçı ve fanatik kadrosuna karşı sergilediği tutumun ilkesel bir duruş olduğunu belirten Bozkurt, bu tepkinin arkasında Filistin halkıyla olan yüzlerce yıllık tarihsel ve dostluk bağlarının da bulunduğunu ifade etti.

Filistin coğrafyasının 1917 İngiliz işgaline kadar Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında olduğunu hatırlatan Bozkurt; Balfour Deklarasyonu, 1948’de İsrail’in kuruluşu ve Haganah ile Irgun gibi fanatik terör örgütlenmelerinin gerçekleştirdiği katliamlarla başlayan sürecin adım adım bir işgal tarihine dönüştüğünü vurguladı. Günümüzde Filistinlilere ait neredeyse hiçbir toprağın bırakılmadığını, Gazze’nin küçücük bir alana hapsedildiğini ve ABD dahi terörizm olarak nitelendirse de "yerleşimci" adı altındaki işgalcilerin Batı Şeria’da gasp hareketlerini aralıksız sürdürdüğünü kaydetti.

"İsrail, DEAŞ’tan çok daha tehlikeli bir varlık"

İsrail’deki mevcut zihniyetin yalnızca Gazze ile sınırlı kalmadığını, Lübnan’ın güneyini (Litani Nehri hattı), Suriye’deki Golan Tepeleri’ni, Sina Yarımadası’nı, Irak’ı, Suudi Arabistan’ı, Ürdün’ü, Kıbrıs Adası’nı ve Türkiye’yi kapsayan sinsi ve yayılmacı bir "Vadedilmiş Topraklar" hedefine sahip olduğunu belirten Bozkurt, radikal tehditler arasında çarpıcı bir karşılaştırma yaptı.

DEAŞ gibi yapıların Batı’nın emperyalist müdahalelerine zemin hazırlamak üzere türetildiğini ve lojistiği kesildiğinde Fırat Kalkanı Harekâtı örneğinde olduğu gibi operasyonlarla ezilebildiğini söyleyen Bozkurt; İsrail’deki kökten dinci ve radikal yapılanmanın çok daha tehlikeli olduğunu ifade etti. İsrail’in elinde konvansiyonel devlet gücü, küresel finans kontrolü ve Epstein benzeri şebekeler üzerinden ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Batılı ülkelerin siyasetini dizayn edebilme kapasitesi bulunduğunu vurguladı.

Suriye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs: Sıcak çatışma riskleri

Jerusalem Post gazetesinde Jonathan Speyer imzasıyla yayımlanan "Çarpışma Rotası: İsrail ve Türkiye Karşı Karşıya mı Geliyor?" başlıklı analize de atıfta bulunan Bozkurt, Ankara ile Tel Aviv hattında tırmanan gerilimin en sıcak sahalarını şöyle sıraladı:

Suriye sahasında Türkiye’nin Şam’a ve bölgesel istikrara verdiği desteğin İsrail’in operasyon alanını kısıtladığını belirten Bozkurt, Tel Aviv’in Suriye hava sahasını serbestçe kullanmak istemesine karşı Türkiye’nin Mavi Vatan ve bölge güvenliği ekseninde geçit vermediğini ifade etti. İdlib’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yapılan saldırı gibi gelişmelerin perde arkasında iki ülkeyi karşı karşıya getiren ciddi bir gerilim ürettiğine dikkat çekti.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Rum Kesimi ve İsrail ortaklığındaki elektrik hattı projelerine değinen Bozkurt, Türkiye’nin Mavi Vatan sınırlarında izinsiz adımlara müsaade etmeyeceğini vurguladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğini tehdit eden İsrail radarlarına ve Rum tarafında şirketler üzerinden yürütülen toprak alımlarıyla Filistin’dekine benzer bir işgal modelinin uygulanmak istendiğine dikkat çeken Bozkurt, Türkiye’nin bu tehditleri bertaraf edecek askerî güç ve kapasiteye sahip olduğunu dile getirdi.

Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve uluslararası hukuk savaşı

Afrika Boynuzu’nda Türkiye’nin Somali ile yürüttüğü güçlü savunma ve enerji işbirliğinin bölgeyi parçalamak isteyen güçleri rahatsız ettiğini aktaran Bozkurt, dünyada sadece İsrail tarafından tanınan Somaliland üzerinden yürütülen planlara dikkat çekti. Türkiye’nin Somali’deki askerî varlığı ve F-16 gösterileriyle bölge güvenliğinin arkasında durduğunu, İsrail'in bölgede deniz üssü kurma arayışlarının karşısına dikildiğini belirtti.

Uluslararası hukuk ve meşruiyet alanında ise "terörsüz Türkiye" hedefleri ve bölgedeki entegrasyon hamleleriyle köşeye sıkışan, PKK/SDG ve Pejak gibi terör kartlarını kaybeden Netanyahu yönetiminin, Türkiye’yi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikâyet etme hazırlığında olduğuna dair iddiaları değerlendirdi. Bozkurt; Türkiye’nin terörle mücadelesinin ve Filistin diplomasisi tutumunun uluslararası hukuka tam uyumlu olduğunu, Tel Aviv’in bu hamlelerinin içi boş tehditlerden ibaret kaldığını söyleyerek değerlendirmesini tamamladı.

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!