Haber365 Youtube kanalında Seda Ateşoğlu’nun sunumuyla yayınlanan Kızılelma programının yeni bölümünde, Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Adıbelli, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın öncülüğünde şekillenen Mekke Savunma İttifakı’nı, İslam dünyasındaki parçalanmışlığı, Doğu Akdeniz–Orta Doğu denklemindeki son durumu ve küresel diplomasi krizlerini değerlendirdi.
"Suudi Arabistan’ın silahtan çok kurmay aklına ihtiyacı var"
Mekke İttifakı’nın askeri boyutunu ve Suudi Arabistan’ın konumunu değerlendiren Dr. Barış Adıbelli, kamuoyundaki yanlış bir algıya dikkat çekti. Suudi Arabistan’ın teknolojik açıdan gelişmiş silahlara ve yeterli personele sahip olduğunu belirten Adıbelli, temel ihtiyacın askeri teçhizat değil stratejik sevk ve idare olduğunu vurguladı:
"Suudi Arabistan’ın silaha veya savaşa ihtiyacı yok. Tek bir şeye ihtiyacı var: Kurmay aklına. Yani bu işi sahada gerçekten icra edebilecek bir üst akla ihtiyaçları var. İşte Türkiye burada devreye giriyor. Türkiye, gerilla ve gayrinizami harp taktiklerine karşı son derece deneyimli bir ülke olarak yol gösterici ve danışman bir rol üstlenecektir."
"Türkiye Husiler ile Suudi Arabistan arasında arabulucu olabilir"
Gelişmelerin sadece askeri boyutuyla ele alınmaması gerektiğini belirten Adıbelli, diplomasinin en önemli seçenek olarak masada tutulması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin ilkesel olarak Müslümanın Müslümanla savaşmasına karşı çıktığını ve "iç cepheyi sağlam tutma" anlayışının tüm İslam dünyasına yayılması gerektiğini vurgulayan Adıbelli, Türkiye’nin Husiler nezdindeki saygınlığını kullanarak Suudi Arabistan ile Husiler arasında arabuluculuk yapabileceğini belirtti.
Ukrayna krizinde ve Tahran-Washington hattında arabuluculuk yapan Türkiye’nin bu potansiyele sahip olduğunu hatırlatan Adıbelli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı "İttihat ve İttifak" kavramlarına değinerek, İslam dünyasında önce zihni ve kalbi bir birliğin (ittihat) sağlanması gerektiğini, güçlü iş birliklerinin (ittifak) ancak bunun üzerine inşa edilebileceğini kaydetti."
İslam İşbirliği Teşkilatı sınıfta kaldı, Mekke İttifakı doğdu"
İslam dünyasındaki mezhepsel ve siyasi parçalanmışlığın en çok İsrail’e yaradığını belirten Dr. Adıbelli, Gazze’den Mescid-i Aksa’ya kadar en temel meselelerde bile ortak bir ses çıkarılamamasını eleştirdi. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) Gazze’de, Kudüs’te veya İran’daki krizlerde etkin bir sınav veremediğini ve ancak Türkiye’nin ısrarlı girişimleriyle toplanabildiğini ifade eden Adıbelli, İİT pasif kalmasaydı Mekke İttifakı gibi yeni arayışlara gerek kalmayacağını söyledi.
Geçmişte yaşanan Katar ablukasını da hatırlatan Adıbelli, karasal yolları kesilen Katar’a Türkiye’nin kurduğu hava köprüsüyle gıda ve su taşıdığını, ardından yürüttüğü diplomasiyle kardeşlik hukukunu yeniden tesis ettiğini vurguladı. İsrail’in iki rakibi olan Suudi Arabistan ve Husilerin çatışmasından memnuniyet duyduğunu ifade eden Adıbelli, Müslüman coğrafyaların birbirini zayıflatması yerine diyalog yolunu seçmesi gerektiğinin altını çizdi.
"Mekke İttifakı bir saldırı paktı değil, savunma örgütüdür"
Mekke İttifakı’nın hukuki ve stratejik niteliğini NATO ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) örnekleri üzerinden açıklayan Adıbelli, bu yapının BMGK Antlaşması’nın 51. maddesindeki "kolektif meşru müdafaa" hakkına dayandığını belirtti.
İttifak tüzüğünde ortak savunma maddesinden (5. madde) önce diplomatik istişareyi öngören 4. maddenin bulunması gerektiğini ifade eden Adıbelli, yapının bir saldırı paktı değil, caydırıcı bir savunma örgütü olduğunu vurguladı. Türkiye’nin geçmişte NATO kapsamında Afganistan’da görev aldığını hatırlatarak, benzer caydırıcı mekanizmaların bu yapıda da işleyeceğini kaydetti.
"Farklı tehdit algıları ve kurumsallaşma süreci"
İttifakın kurumsallaşma sürecinde aşılması gereken en kritik konunun ülkelerin farklı terör tanımları olduğunu söyleyen Adıbelli; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın terör örgütlerine bakışındaki çifte standartların tüzük aşamasında netleştirilmesi gerektiğini belirtti. İttifakın iç savaşlardan ziyade doğrudan devletten devlete gelen tehditlere odaklanmasının daha sağlıklı olacağını savundu.
Yapının meşruiyet kazanması için her ülkenin kendi iç hukuk kanallarını işletmesi gerektiğini hatırlatan Adıbelli, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca anlaşmanın TBMM onayına sunulacağını, olası asker gönderiminde ise Anayasa’nın 92. maddesi gereğince tezkere çıkarılacağını ifade etti.
"ABD bize dost değil, yalnızca Trump’ın desteği yetmez"
Kamuoyundaki "Mekke İttifakı bir ABD projesidir" söylemlerine karşı çıkan Adıbelli, Washington’da sadece Trump’ın kişisel bir yakınlığı olduğunu, ancak ABD Kongresi ve kabinesinde Türkiye karşıtı güçlü bir duruşun bulunduğunu belirtti. Yunan, Rum, Ermeni, Yahudi ve Hint lobilerinin Kongre’de ortak hareket ettiğini söyleyen Adıbelli, F-16 ve F-35 süreçlerinin Kongre’ye takılmasını örnek göstererek Türkiye’nin ABD Kongresi nezdinde daha güçlü lobi faaliyetleri yürütmesi gerektiğini vurguladı. Trump’ın amacının Avrasya’ya açılmak olduğunu ancak İsrail’in ABD’yi jeopolitik bir tuzağa çekerek Orta Doğu’daki kaosun içine hapsettiğini dile getirdi.
"Yemen’de çözüm silah değil, Hizbullah modeli gibi siyasallaşmadır"
İslam dünyasının tek nükleer gücü (Pakistan) ile NATO’nun en önemli ordularından birini (Türkiye) bünyesinde barındıran Mekke İttifakı’nın 30 ülkeye ulaşabilecek dev bir bölgesel barış paktına dönüşebileceğini vurgulayan Dr. Barış Adıbelli, Yemen krizine dönük somut çözüm önerisiyle konuşmasını tamamladı:
"Yemen’de yeni bir siyasi sistem kurulabilir. Tıpkı Lübnan’da Hizbullah’ın siyasallaşarak hükümetin ve parlamentonun meşru bir parçası haline gelmesi gibi, Husiler de Yemen’de partileşebilir ve silahlı unsurları Yemen devlet ordusuna entegre edilebilir. Bölgeye barış getirmek için silaha değil, diplomasiye ihtiyaç vardır. Bu diplomasiyi yürütecek kudret ve birikim Türkiye Cumhuriyeti’nde mevcuttur."
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!