CNN International’in haberine göre, Husi milislerinin Bab el-Mandeb Boğazı üzerinden Ortadoğu petrol tedariki, stratejik öneme sahip birkaç önemli noktayı ele geçirmesinin ardından tehdit altında.
Malumunuz Yemen'de İran destekli olan ve Husiler olarak bilinen Ensarullah hareketi, Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki stratejik öneme sahip Mayyun (Perim) Adası’nı ve Mokha liman kentini ele geçirdi.
Ayrıca, 11 Eylül sabahı, Husi güçleri Yemen'in güneybatısında, Taiz Valiliği'nde bulunan stratejik öneme sahip sahil kenti Dubab'ı ele geçirdi. Bu yerleşim yeri, dünyanın en önemli denizcilik ve petrol yollarından biri olan Bab el-Mendeb Boğazı'na doğrudan bitişik, Kızıldeniz kıyısında yer almaktadır.
Sonuç olarak, Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı'na göre, 10 Eylül'de Riyad ve Medine bölgelerinde meydana gelen çok sayıda saldırı nedeniyle Doğu-Batı petrol boru hattı geçici olarak kapatıldı. Olayın boyutunu doğru bir şekilde değerlendirmek için, bu güzergah üzerinden günlük 3,5 ile 4,5 milyon varil petrolün Yanbu limanına taşındığını ve buradan Kızıldeniz üzerinden ihraç edildiğini belirtmek önemlidir. Bu, son olayların yalnızca bölgesel bir boyutu olmaktan çok uzaktır ve küresel enerji piyasaları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Küresel enerji ve makro piyasalar için gerçek zamanlı veri analitiği, pazar istihbaratı ve bağımsız araştırma hizmetleri sunan lider bir araştırma ve danışmanlık şirketi olan Energy Aspects'in kurucu ortağı Richard Bronze, yaptığı açıklamada, "Bab el-Mendeb Boğazı hayati bir arterdi. Bu rotanın kaybı, petrol piyasası için bir uyarı niteliğindeydi ve mevcut durumun ne kadar sürdürülemez olduğunu gösterdi" dedi.
ABD ile İran arasındaki savaşın Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatmasının ardından Suudi Arabistan, petrol ihracatı için Bab el-Mendeb güzergahını kullandı ve tankerleri Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu limanına boşalttı.
Bronze'a göre, en yüksek döneminde Yanbu limanından günde yaklaşık 4,5 milyon varil ham petrol ihraç ediliyordu. Bunun büyük kısmı, yaklaşık 3 milyon varil/gün, Bab el-Mendeb Boğazı üzerinden sevk ediliyordu. Ağustos ayında, Husi tehdidi nedeniyle Suudi Arabistan'ın bu rota üzerinden yaptığı petrol sevkiyatı günde yaklaşık 400.000 varile düştü.
Boğazı bypass etmek, birçok petrol tankerinin Asya'ya çok daha uzun ve dolambaçlı bir rota üzerinden seyahat etmesine neden oluyor: Süveyş Kanalı'ndan Akdeniz'e, Afrika'nın batı kıyısı boyunca, güney ucunu dolaşarak ve ardından Hint Okyanusu'ndan geçerek, bu da yolculuk süresine yaklaşık bir ay daha ekliyor ve nakliye maliyetlerini artırıyor.
Amerikan yapımı silahları ele geçirdiler
Husi milisleri, Kızıldeniz kıyısındaki saldırıları sırasında, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti güçlerinin elinde bulunan çok sayıda Amerikan yapımı silahı ele geçirdi. Katar televizyon kanalı El Cezire'nin haberine göre, Husi milislerinin elindeki Amerikan askeri teçhizatının değerinin milyonlarca dolar olduğu tahmin ediliyor.
Ele geçirilen ekipmanlar arasında, mayınlara ve el yapımı patlayıcılara karşı gelişmiş koruma sağlayan MRAP olarak sınıflandırılan Amerikan yapımı Oshkosh M-ATV zırhlı araçları da tespit edildi.
Amerikan merkezli The War Zone'un haberine göre, Husiler ayrıca ağır makineli tüfeklerle donatılmış kamyonetler, topçu sistemleri, zırhlı araçlar, hafif silahlar ve mühimmat da ele geçirdi. Yayın, ekipmanın önemli bir kısmının aceleci geri çekilme sırasında terk edildiğini ve Husiler tarafından kullanılabilir durumda ele geçirildiğini belirtiyor. Ele geçirilen tüm ekipmanın kesin miktarı ve teknik durumu şu anda bilinmiyor.
Küresel ekonomiyi sarsacak
Ortadoğu'daki çatışmanın, gıda tedarikinden en önemsiz günlük harcamalara, hatta büyük ölçekli felaketlere dair kıyamet kehanetlerine kadar, öngörülebilir gelecekte küresel ekonomiyi etkileme riski taşıdığı yönünde bir görüş var; bu felaketlerin sonuçları bölgenin çok ötesine uzanacak.
Her durumda, Suudilerin desteğiyle Husi muhaliflerinin artan faaliyetlerine verilen yanıt, sadece bir kıyı kentinin ele geçirilmesi değil, Ensarullah hareketinin Yemen'in batı kıyısının tamamını kontrol altına alması ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki stratejik öneme sahip adalara çıkarma yapması oldu.
Riyad'daki Husi muhalifleri, İran'ın Orta Doğu savaşının başlangıcında Hürmüz Boğazı'nı kapatmasını örnek alarak boğazı bloke etmeyi planladıkları konusunda uyarıda bulundular. Daha sonra Türk basınına da yansıdığı üzere, Husiler Suudi Arabistan'daki Hamis Muşayt, Abha ve Cazan kentlerine füze ve İHA saldırısı saldırısı düzenledi.
Batılı güçler müdahale etmiyor
Husiler ilerlerken dikkat çeken bazı noktalar var.
Örneğin, gözlemcilerin dikkatinden kaçmayan bir nokta, Husilerin eylemlerinin başta ABD olmak üzere Batı’dan henüz önemli bir karşı saldırıyla karşılaşmamış olması. Bazı haberlere göre Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki kilit öneme sahip Mayyun Adası’nın ele geçirilmesi, Beyaz Saray'ın saldıran güçlere saldırmayı reddetmesinin ardından gerçekleşti. Malum, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ın 10 Eylül'de Trump'ı iki kez arayarak, Washington'u Husilere saldırmaya çağırdığı haberleri yansımıştı. Ancak Amerikan basınına yansıdığına göre, Trump bu talebe olumsuz yanıt verdi. Ve mesele sadece Amerikan başkanının bir zamanlar müttefik olan bir devletin fiili yöneticisinin talebini reddetmesi değil; ABD, askeri çıkarlar da dahil olmak üzere, alışkın olduğu gibi kendi çıkarlarını bile ortaya koymadı. Suudi Arabistan'ın bir talebini reddederek, Riyad'ın en azından teorik olarak dostane olarak yorumlayabileceği adımlar atılabilirdi. Ama bu bile olmadı.
Sürece dahil olan bir diğer katılımcının da yetenekten yoksun olduğu açıkça görülüyor. Yemen hükümet güçlerinin Sana'a'yı Husilerden geri almakla tehdit ettiği, ancak Husilerin şehri sadece elinde tutmakla kalmayıp, kontrol bölgesini Kızıldeniz girişine yakın stratejik öneme sahip bir alana kadar genişlettiği ortaya çıktı (aynı zamanda Husiler, tarihsel olarak eski Güney Yemen'in bir parçası olan Arap Yarımadası'nın güneybatı ucuna henüz ilerlemediler). Sonuç olarak, Suudi Arabistan yanlısı hükümet Mayyun Adası ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndan çekildiğini resmen açıkladı.
2017'de BAE desteğiyle kurulan ve Güney Yemen için kendi kaderini tayin hakkını savunan sözde "Güney Geçiş Konseyi" hakkında ise neredeyse hiçbir şey duyulmadı.
Stratejik önemde bir boğaz
Haritadan bakılınca bile çok rahat anlaşılacağı üzere, Bab el-Mendeb Boğazı, Avrupa, Asya ve Afrika'nın çıkarlarını birbirine bağlayan küresel ticaret için stratejik öneme sahip. Mevcut durum, Basra Körfezi ülkelerinden Avrupa'ya enerji kaynaklarının taşınmasıyla, daha doğrusu bu tehlikeli geçitten mal taşımak isteyenlerin artık dikkate alması gereken yeni koşullar oluşturuyor.
Rus Stratejik Kültür Vakfı’ndan Yuri Mavaşev de Batı ve İslam dünyası arasındaki durumla ilgili şu analizi yapmış: “Arap dünyasının Trump ve yönetimini bundan sonra nasıl algılayacağı sorusu hâlâ retorik bir soru olarak kalıyor. Arap dünyası, Filistin meselesindeki eylemsizlikten son derece memnuniyetsizdi; İsrail'e Ekim 2023'ten itibaren her türlü sert eylemi yapma yetkisi verilmişti. Ayrıca ‘Epstein koalisyonunun’ İran'a yönelik saldırısı, Arap monarşilerinin yönetici elitlerini zor bir seçim yapmaya zorladı. Bu saldırganlığın yanında yer almak, Batı'nın ve özellikle İsrail'in her türlü şartını kabul etmek anlamına gelirdi. İran'ın dağılması, istisnasız hemen hemen her Arap (ve sadece Arap değil) ülkesi için kaos vaat etti ve etmeye devam ediyor.”
Meşhur BOP haritasını ve planlarını hatırlatan Mavaşev, analizini bizi de ilgilendirecek şekilde şöyle sürdürüyor: “Ortadoğu'daki devletlerarası sınırların radikal bir şekilde yeniden çizilmesini öneren meşhur "Peters haritalarını" da unutmamak gerekir. Batılı düşünce kuruluşlarında uydurulan birçok projeden biri olduğu varsayılan bu proje, Türkiye, Irak, İran ve Suriye topraklarını kullanarak bağımsız bir Kürdistan devleti kurulmasını, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bölünmesini, Azerbaycan ve Afganistan topraklarının genişletilmesini ve Irak sınırlarının Sünni ve Şii özerkliklerinin tahsis edilmesiyle değiştirilmesini öngörüyordu.
Ortadoğu ülkelerinde özellikle Türkiye'de, bazı amatörlerin harita yapma çalışmaları sert eleştirilere yol açtı ve bölgedeki devletleri parçalamaya yönelik gizli bir Pentagon planı olarak algılandı; bu durum, herkesin herkese karşı savaşının tırmanmasına yol açabileceği endişesini doğurdu. Resmi Washington bu kavramı reddetti, ancak on yıllar sonra Peters'ın haritası, Ortadoğu'daki gerilimleri ele alan analitik materyallerde periyodik olarak ortaya çıkmaya başladı.”
BOP Haritasında Yemen Suudi Arabistan'a doğru genişliyor
Rus analist, ilginç bir noktaya da dikkat çekiyor. Türkiye’yi, Irak’ı, Suriye’yi ve birçok ülkeyi parçalayan ve küçülten, Suudi Arabistan’ı da küçültüyor. Hem de Yemen lehine. Haritaya göre, Yemen tam olarak Suudi Arabistan'ın Necran, Cizan ve Asir vilayetlerini bünyesine alıyor.
Mekke Savunma İttifakı tesadüf değil
Basit bir analiz, Riyad'ın Ağustos başında Pakistan ve Türkiye ile Mekke Anlaşması'nı imzalarken olumsuz bir senaryoyu önlemeye çalışmasının tesadüf olmadığını gösteriyor. Bu arada, uluslararası toplum şimdiye kadar sadece Pakistan Savunma Bakanı Haveca Asif'in şu uyarısını duydu: "Husiler Suudi Arabistan'a saldırmaya devam ederse, Mekke Savunma İttifakı devreye girecek. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan birlikte hareket edecek."
Özetle Husilerin ilerlemesinin küresel ekonomiye ve bölgesel güvenliğe ciddi etkisi olacak gibi gözüküyor ve bu etkiden biz de nasibimizi alabiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!