Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan anlaşma sonrasında ilk yüksek düzeyli toplantı 31 Ağustos’ta İstanbul’da düzenlendi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ev sahipliğinde Pakistanlı ve Suuidi mevkidaşlarıyla gerçekleştirilen toplantı sonrası açıklama yapan Hakan Fidan ittifakın artık Mekke Savunma İttifakı olarak adlandırılacağını açıkladı.
İttifak kurulur kurulmaz Batı dünyası olmak üzere küresel anlamda merak konusu oldu. İttifakın hangi alanları kapsadığı ve kim(ler)e karşı oluşturulduğu merak ediliyor. İttifakın başlangıç noktasına kadar giderek meseleyi biraz detaylandıralım.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Davos'taki 2026 Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı ve geniş yankı uyandıran konuşmasında, kurallara dayalı uluslararası düzenin sona erdiğini duyurdu. Eski düzenin, adil ve serbest ticaret, insan hakları, kuralları ihlal edenlerin hesap vermesi ve herkes için refah gibi evrensel kural ve değerlere hiçbir zaman ulaşamadığı için yas tutulmaması gerektiğini açıkça itiraf etti. Carney'in konuşması, küresel düzenin aslında Batı merkezli olduğunu ve adaletsizliğini itiraf niteliği de taşıyordu.
Tabii bu düzene bir günde gelinmedi. Soğuk Savaş’ın sona ermesi sonrasında Batı merkezli saldırgan, işgalci sömürge düzeninin dünyayı getirdiği sonuç ortada. Bizi ilgilendiren boyutuyla işgaller, katliamlar, bağlantılı olarak terör örgütlerinin türemesi veya varolanların güçlendirilmesi, ekonomik, siyasi istikrarsızlıklar, kaos vb. tüm olumsuzluklar ülkemiz dahil olmak üzere bütün ülkeleri olumsuz etkiledi.
Gelinen noktada İsrail’in saldırgan ve işgalci politikaları politikaları da bölge ülkeleri üzerinde alarm zillerini çaldırmaya yetti de arttı.
Yıllarca Türkiye’nin İsrail ile birlikte Siyonist merkezli ABD politikalarının bölgeye istikrarsızlık, ölüm getirdiği uyarısını yaptığı gerçeğini herkes kabul etmek zorunda kaldı. ABD için öncelik İsrail’in güvenliğiydi. Körfez ve diğer bölge ülkeleri ABD’nin umurunda değildi. Washington, kazanacakları alanlara, paralara ve petrole bakıyordu. Mesele İsrail’in güvenliği ve hedefleri olunca Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, BAE vb. ülkeler ABD’nin şemsiyesi dışına çıktı. İsrail, Katar’ı bombaladı ama ABD kızmakla(!) yetindi.
Son ABD/İsrail ikilisinin İran saldırısı bu gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Artık bölgenin yeni bir dünyaya hazırlanması gerekiyordu. Yeni dünya neyi gerektiriyordu? Varolan anlaşmaların dışına çıkmayı ve ulusal güvenlikleri, çıkarları öncelemeyi...
Türkiye bunu en net şekilde 1990’larda PKK terörle mücadelesinde 2010’lu yıllarla beraber FETÖ terör ve casusluk örgütüyle ve PYD-YPG’yle mücadelesinde anlamıştı. Bu nedenle kendisine NATO dışında bağımsız alanlar oluşturmaya çalıştı. Ancak o kadar ciddi bir kuşatılmışlık içindeydi ki, devlet içi temizlik yapılmadan özerk alanlarını sağlamlaştıramazdı. PKK’nın hendek-barikat saldırıları ve 15 Temmuz 2016 darbe ve işgal saldırısı püskürtülünce devlet içi temizlik hızlandı. Rusya’yla bozulan ilişkilerin karşılıklı inşası, Suriye sürecinin Rusya ve İran ile birlikte yürütülmeye başlanması, savunmada bağımsızlık iradesiyle atılan adımlar NATO’dan bağımsız hareket kabiliyetini artırdı.
Ek olarak Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni güç merkezlerinin oluşumu, üretim eksenli ekonomik yapının inşası, Şangay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi alternatif ittifaklarla kurulan milli çıkar eksenli iletişim vb. de siyasi ve ekonomik alternatifleri artırdı.
İsrail saldırganlığına karşı Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkilerin de karşılıklı adımlarla düzeltilmesi bölge merkezli güvenlik, siyaset ve ekonomi inşasını hızlandırdı.
Zaten Pakistan ile tarihsel kardeşlik bağıyla tahkim edilen ittifakı genişletmenin zamanı da gelmişti.
Amerikan güvenlik şemsiyesinin güvensizliği dolayısıyla ilişkilerini ABD dışında da genişletmeye çalışan Suudi Arabistan’ın, geçen yılın Eylül ayında Pakistan ile yaptığı anlaşma bir anlamda ciddi bir etki oluşturdu. En başından bu yana bu ikilinin anlaşmasına zaten Pakistan ile çok ciddi askeri işbirliği olan Türkiye’nin de katılımı konuşuluyordu. Ocak ayında Pakistan Savunma Üretim Bakanı Muhammad Raza Hayat Harraj, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında üçlü bir savunma ittifakı taslağı üzerinde çalışıldığı” bilgisini paylaşmıştı.
Aynı tarihlerde Türk ve Suudi deniz komutanları Ankara’da biraraya gelerek iki ordunun Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz jeopolitiğinde güvenlik mimarisini nasıl oluşturacakları yönünde toplantı yaptılar. Daha sonra çok sayıda temas ve toplantı sonrasında 7 Ağustos anlaşmasına gelindi.
Yazımızın girişinde de belirttiğimiz üzere 31 Ağustos’ta ilk toplantı gerçekleşti.
Bir sonraki yazımızda ittifakın nasıl bir genişleme stratejisi izleyeceği, NATO’yla benzerlikleri ve ülkeler için hangi anlamları taşıdığını yazacağız.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!