Geçenlerde Mete Yarar katıldığı bir programda “İsrail hangi orduyla savaşmış ki” diye bir ifade kullandı. Hakikaten bakıldığında İsrail son yıllarda yaptığı saldırılarda ordularla değil silahsız insanlarla savaştı(!) Günümüzün Nazileri olan Siyonist İsrailliler, o sivilleri Gazze’de soykırıma uğrattı, Batı Şeria’da, Lübnan’da katletti ve yerlerinden yurtlarından etti. İran’a ise ABD’yi saldı. İran ile esasen savaşan ABD’ydi. İsrail Hava Kuvvetleri arada sırada gidip bombardıman yaptı. Onun dışında hiçbir cephe savaşında bir orduyla İsrail terör devletini savaşırken görmedik. Şimdi kalkmış, Türkiye gibi bir deve meydan okumaya kalkıyor. Gücü yeter mi? Elbette yetmez. Mete Yarar’ın söylediği bu. Gerçek bir ordu olan ve dünyada namı bulunan Türk ordusu, İsrail’in asker görünümlü teröristlerini paramparça eder. Amerikan desteği olmasa İsrail bu coğrafyada da barınacak yer bulamaz. Hakettikleri foseptik çukuruna gömülürler. Ama ABD ve Batı Avrupa’nın desteğiyle bu coğrafyada hayattalar.

Peki bu terörist devleti tarihe gömmek için ne yapmak gerekiyor?

Çok açık ve kitabın ortasından söyleyelim:

Türkiye’nin ABD ve Batı Avrupa’ya rest çekmesi gerekiyor. Bu resti de alternatifleriyle beslemesi...

TRÇ Formülü bugün gündeme gelmeli

Türkiye ile ABD arasında (Trump döneminin uyum noktaları) olmakla beraber bazı sorunlar var. Bu sorunların başında terörist devlet İsrail’in beslenmesi ve desteklenmesi var. Ayrıca Washington’un Mavi Vatanımızda Rum-Yunan ikilisinin eylemlerine karşı terazinin haklı Türk tezlerinin yanında olmadığını biliyoruz. Bu noktada Türkiye’nin uyumlu politikaları dikkatle yürütürken, diğer taraftan MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TRÇ olarak formülize ettiği Rusya ve Çin ile iletişimi güçlendirmesi gerekiyor. Bu durum İsrail terör örgütünün destekçisi Batı Avrupa’ya da ciddi mesajdır.

Avrupa'nın Rusya politikasına destek vermeyelim

Türkiye’nin güvenliği söz konusu olunca Avrupa/AB kılını kıpırdatmayacak, biz ise Rusya-Avrupa geriliminde Avrupa’nın yanında olacağız, öyle mi?

Bu formül asla kabul edilemez. 

Avrupa’ya destek vermemek en temel politikamız olmalı. Rusya ile benzer tehditlerle karşı karşıya kaldığımız gözönünde bulundurulduğunda Ankara’nın Moskova kartını, popülist olarak değil, temel ilişkiler çerçevesinde ortaya koyması doğru olacaktır. Ayrıca NATO’nun Avrupa kanadının Ukrayna politikasında taraf olmayarak ve Kiev yönetimine desteğe katılmayarak gereken mesajı verebiliriz.

Rusya’yla, Karadeniz’deki güvenlik ve diğer çıkarlarımız temelinde varacağımız bir uzlaşı, İsrail terör örgütünün en büyük destekçisi ABD ve AB’ye büyük darbe indirecektir.

Mekke ittifakının büyütülmesi-Kudüs paktı

İsrail terör örgütünün en rahatsız olduğu konulardan bir tanesi de Mekke İttifakı... Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlüsünün imzaladığı anlaşmanın Mısır, Suriye, Katar, hatta Irak gibi ülkelerle güçlendirilmesi önem arz ediyor. Sözünü ettiğimiz ülkelerin, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına yönelik maliyetleri artırıcı kapasiteleri olması nedeniyle İsrail’in kuşatılması sağlanabilir.

Rasyonel bir aklın hakim olması ve bölgeyle olumlu iletişim kanalları kurması durumunda İran ile Suudi Arabistan arasındaki sorunların çözümü de gündeme gelebilir ve bu da İran’ın Mekke İttifakı’na alınmasının önünü açabilir.

Ayrıca yine MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Kudüs Paktı” olarak formülize ettiği gücün oluşturulması da ana hedeflerden biri olmalı. Bahçeli, son açıklamasında şu öneriyi yapmıştı: “Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ortaklığında imzalanan ‘Mekke Anlaşması’ ile üye ülkelerin egemenlik haklarını korumak ve ortak coğrafyada yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak mümkün olabilecek, üç ülkenin güçlerini birleştirme inisiyatifiyle hayata geçen bu girişimin üye sayısının artırılması suretiyle de ‘Kudüs Paktı’ önerimizle ulaşmak istediğimiz İslam ülkelerinin ortak güvenlik ve savunma inisiyatifi kazanması, İsrail saldırganlığının hedefi olan bütün ülkeleri ve bölgeleri kapsayan bir savunma iş birliğiyle ‘İslam Barış Gücüne’ dönüştürülmesi sağlanmalıdır.”

Türk Devletleri Teşkilatı'nın organizasyon gücü

Türkiye, Türk dünyasının motor gücüdür. Elbette Türkistan coğrafyasının kendi dinamiklerinin olduğunu ve bu noktada bağımsız politika ürettiklerini biliyoruz. Ama Türkiye’nin zayıflaması veya zayıflatılması durumunda Türkistan’ın bağımsızlığı ve güvenliğinin de ciddi tehdit altına alınacağının Türkistan başkentlerine aktarılması ve buna göre güçbirliğinin tahkim edilmesi zorunlu.

İç cephenin tahkimatı

İçeride de gereken temizlik ve tahkimat yapılmalı. Bir kere İsrail terör örgütünün ve Batı emperyalizminin etki ajanlarının tespiti ve temizliği önem arzediyor. Çünkü İsrail’le (ve emperyalizmle) mücadele sadece dış sahadaki diplomatik, ekonomik ve askeri bilek güreşiyle şekillenmeyecek. Aynı zamanda içeride de MOSSAD, CIA, BND, MI6, DGSE vb. örgütlerin ajanlarına, işbirlikçilerine karşı alınacak tedbirler de mücadelenin kaderinde belirleyici bir kuvvet çarpanı olacak.

Hava, füze ve hava savunma gücümüz hızlıca artırılmalı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin hava taarruz, balistik füze ve hava savunma sistemleri meselesinde talimatları az çok biliniyor. Çalışmaların hızlandırıldığını tahmin etmek zor değil. Aciliyet arz etmeyen sistemlere eğilmek yerine, tüm olmasa da ağırlıklı gücümüzü KAAN, ANKA-3, Kızıl Elma gibi insanlı-insansız hava taarruz sistemlerimize, balistik füze kapasitemizin artırılmasına ve Hava Savunma Sistemlerimize (Çelik Kubbe’mize) yönlendirmek gerekiyor. KAAN’ın, ANKA-3’ün, KIZIL ELMA’nın göklerde olduğu, Siper-4’ün devreye sokulduğu, Tayfun, Cenk gibi füzelerin envanterinde olduğu bir Türkiye, hem caydırıcılık gücüyle hem de taarruz gücüyle dosta güven düşmana korku salar.

Bunun yanında atılacak bir dizi başka adımla (ki MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 7 maddelik listesi dikkate değer öneriler sunuyor) İsrail terör örgütünün esamesini bile silebilecek bir Türkiye oluşur.