Türkiye ile İsrail arasında 2009 Davos gerilimi sonrası 2020’li yılların başında yavaş yavaş sönümlemeye başlarken, İsrail’in 2023 Ekim ayında Gazze’de başlattığı soykırım ve bölgeye yayılan saldırgan politikaları artık iki ülke arasında gerilimi zirveye tırmandırdı.
Türkiye, mazlum ve haklı Filistin halkının yanında yer alırken, İsrail soykırım politikalarını devam ettiriyor.
İsrail’in saldırgan politikaları sadece Filistin ile sınırlı kalmadı. Lübnan, Suriye, Yemen ve son olarak İran, bu saldırganlığın hedefi haline geldi. Bu cephelerde başarılı olması durumunda daha sonra Mısır, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelerin ve nihayetinde Türkiye’nin bu saldırgan politikalarda hedef olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece siyaset okumalarında değil, İsrail yönetiminin (kendi kontrollerindeki) DEAŞ’tan zerre farkı olmayan teokratik, fundamentalist hedeflerini “Vadedilmiş Topraklar” olarak formülize ettiğini yüzlerce yıldır biliyoruz. Tel Aviv’deki günümüz Hitleri Netanyahu ile faşist-köktendinci-katil kadrosu bu hedefi artık açıkça dile getiriyor.
Bunu gerçekleştirmek için de DEAŞ başta olmak üzere terörizm kartını kullanıyor, etki gücünün yoğun olduğu Batılı devletler üzerinden baskı kurduruyor vb. yöntemleri uygulamaktan çekinmiyor.
Türkiye de buna karşı güçlü adımları söz konusu.
Öncelikle 13 yıllık iç savaşın sonunda artık meşruiyetini yitiren Esad yönetiminin yerine 8 Aralık 2024’te devrim gerçekleştiren kadroyu destekliyor, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlama adımlarında fiilen katkı sunuyor, ikili ilişkilerini (Suudi Arabistan, Mısır gibi ülkelerle) bölgesel işbirliği zeminini güçlendiriyor.
Zaten güçlü bir siyasi, askeri altyapısı olan ülkemiz, ekonomide de olası saldırılara karşı dirençli bir ekonomi tesis etmeye çalışıyor. Bunu hem vatandaşlarımız için gerçekleştirirken hem de yurtdışı kaynaklı olası kriz saldırılarına karşı tedbirlerini yerli ve milli üretime kaydırarak yapıyor. Yine kaos planlarını besleyecek unsurlara ve terörizme karşı mücadelesini güçlü tutuyor. Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini de tahkim ederek olası etnik ve mezhepsel çatışmaların önüne geçiyor.
Bu savaş çeşitli alanlarda sürerken, savaşın bir cephesi de Washington olarak gözüküyor. Washington’da karar alıcıların desteğini arkasına almak isteyen iki ülke de, çeşitli çalışmalar yapıyor.
Öncelikle altını çizelim: İsrail, ABD’de çok güçlü. Köşemizdeki yazılarımızda sıklıkla aktardığımız üzere Siyonizm, ABD’de sadece dışarıdan bir devlet olarak değil, sistemin içinde güçlü bir aktör. Finans kapitalde, siyasette, askeriyede, medyada, akademide, yargıda Amerikan sisteminin kontrolünü elinde tutan bir Siyonist terör yapılanması var. Bu terör yapılanması Amerikan siyasetini yönlendirmede, tüm araçları kullanarak etki gücü oluşturuyor. Son İran saldırısı örneğinde görüldüğü üzere, ABD’de bağımsız milliyetçi, “Önce Amerika” diyen ve İsrail’in hareketliliğinden rahatsız olan kesimlerin ‘İran’a saldırıya net bir biçimde karşı çıkarken” bile etkisizleştirildiğini gördük. ABD yönetimi, İsrail’in yönlendirmesiyle İran’a saldırdı ve adeta bataklığa saplandı. İsrail bundan memnun. ABD ile İran’ı çatışmalı pozisyona sokarken ve dünya Hürmüz gibi önemli gerekçelerle buna odaklanmışken, kendisi perde arkasından Filistin topraklarındaki işgali derinleştirme ve Lübnan’ı işgale saldırılarına yoğunluk verdi.
Türkiye de bu konuda Washington koridorlarında etki gücünü artırmaya çalışıyor. Bunu yaparken ABD’deki Siyonist Yahudi, Rum gibi lobilerin haricindeki lobilerle iletişimi güçlendiriyor ve kendi bağımsız politika üretimini artırıyor. NATO’daki müttefiklik ilişkisinin ötesinde Trump yönetiminin, bölge politikalarında Türkiye’ye verdiği önemden, etkili adımlarla faydalanıyor. Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’ne Türk-Amerikan ilişkilerinin damgasını vurdu. Trump, Siyonist Netanyahu yönetiminin tüm ısrarına karşın Türkiye’ye karşı sert bir tutum almıyor, aksine ilişkileri geliştirmeye çalışıyor. “Çalışıyor” diyoruz çünkü sistemin içindeki Siyonist güç, atılacak bazı adımları engelliyor. Örneğin yaptırımların kaldırılması, F-35 sorunun çözülmesi vb.
Responsible Statecraft’ın aktardığına göre, Türkiye-İsrail savaşının şiddetli bir Washington Cephesi var.
Habere göre, Brookings Enstitüsü'nde Mart ayında yapılan bir toplantıda aktarılan bilgiler bu cephedeki hareketliliği yansıtıyor. Toplantıda konuşan ABD'nin eski Türkiye Büyükelçisi John Bass, İsrailli siyasi figürlerin Türkiye'yi "geleceğin İran'ı " olarak tanımlayan söylemlerini ele alırken, Brookings üyesi Aslı Aydıntaşbaş, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in açıklamalarına atıfta bulunarak, Türkiye'nin İran'dan daha büyük bir tehdit olarak ortaya çıkabileceği fikrinin İsrail güvenlik çevrelerinde marjinal bir görüş olmaktan çıkıp ana akım siyasi tartışmaya girdiğini söyledi.
Bu arada AK Parti’nin Halil Mutlu başkanlığındaki Washington Temsilciliği de yoğun çalışma yürütüyor. Temsilcilik, 2025 Aralık ayından Mayıs 2026’ya kadar geçen yaklaşık 6 ayda tam 85 faaliyet yürüttü. Bunlar arasında Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Kongre personeli ve Washington'ın en önde gelen Türkiye ve Suriye düşünce kuruluşu uzmanlarıyla yapılan görüşmeler yer alıyor.
Halil Mutlu'nun görüşmeleri, AK Parti'nin Washington'daki politika çevreleriyle kurduğu ilişkilere dair bir fikir veriyor. 29 Ocak'ta, dosyalarda Atlantic Council üyesi Rich Outzen ve Washington Institute kıdemli üyesi Anna Borshchevskaya ile ayrı ayrı görüşmeler yapıldığı görülüyor. Beş gün sonra, parti Helsinki Komisyonu'nun Suriye konulu oturumuna katıldı ve burada Outzen ve Borshchevskaya, Hudson Institute'tan Michael Doran ile birlikte ifade verdi. 9 Şubat'ta ise dosyalarda Mutlu ve Doran arasında özel bir görüşme yapıldığı belirtiliyor.
Bu üç uzman Türkiye'ye farklı açılardan yaklaşıyor, ancak kamuoyuna açık çalışmalarında genel olarak Ankara'nın gelişmekte olan bölgesel düzende önemli ve olumlu bir rol oynayacağını öngördüler. Outzen, çıkarları giderek daha fazla örtüştükçe ABD-Türkiye ilişkilerinin iyileşmeye hazır olduğunu savunurken, Doran, Türkiye'yi Suriye'nin istikrara kavuşturulmasında ve İsrail'in güvenlik endişelerinin dengelenmesinde ABD'nin kilit ortağı olarak tanımladı. Borshchevskaya ise Rus etkisini azaltmak için Suriye'de daha derin bir Amerikan müdahalesi çağrısında bulunarak, Türkiye'yi Şam'a Moskova'ya alternatifler sunabilecek bölgesel aktörlerden biri olarak belirledi.
Kongre önünde verdiği ifadede Doran , Rusya'yı Suriye'den çıkarmanın Türkiye ve İsrail arasında denge kurmaya bağlı olduğunu savundu. Daha sonra Türkiye'yi " NATO'nun Suriye'deki kolu" olarak nitelendirdi ve Ankara'nın Suriye'nin yeni güvenlik güçlerinin kurulmasına yardımcı olabileceğini söyledi. Outzen de benzer şekilde, Suriye'nin istikrara kavuşturulması ve askeri eğitiminde Türkiye'nin daha büyük bir rol üstlenmesi çağrısında bulunurken, İsrail'in zayıf ve parçalanmış bir Suriye tercihinin Ankara'nın birleşik bir devlet arzusuna ters düşebileceğini kaydetti.
Bu rekabet, Suriye politikası ve gelişmiş ABD silahlarının satışı konusunda şimdiden şekilleniyor. Erdoğan Haziran ayında , İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarının Türkiye'yi tehdit edecek noktaya ulaştığını söylemişti. Bu arada İsrail, Türkiye'nin F-35 programına geri dönmesine karşı çıkıyor ve İsrailli yetkililer, Ankara'ya gelişmiş savaş uçakları satmanın İsrail'in niteliksel askeri üstünlüğünü tehdit edebileceği konusunda uyarıda bulunuyor .
Bu tartışma doğrudan Beyaz Saray'a kadar ulaştı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 28 Temmuz'da Trump ile yaptığı görüşmede, Türkiye'nin İsrail'den daha fazla Suriye topraklarını kontrol ettiğini savunmak için bir Suriye haritası getirdi . Bir İsrail yetkilisine göre, harita Türkiye'nin Suriye'nin yüzde 5'ini fiilen kontrol ettiğini, İsrail'in ise sadece yüzde 0,1'ini elinde tuttuğunu iddia ediyordu.
Netanyahu’ya Trump’ın verdiği yanıt ise Türkiye’nin genelde AK Parti’nin de özelde yaptığı mücadelenin başarılarını yansıtır nitelikteydi. İddialara göre Trump, siyonist Netanyahu’ya “Türkiye, meşru Suriye yönetiminin daveti üzerine orada, siz ise işgalcisiniz” yanıtını verdi.
Özetle, Türkiye ile İsrail arasında bölgemiz merkezli yürütülen mücadelenin, Washington ayağı da ciddi bir cephe mücadelesine sahne oluyor.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!