Türkiye’nin son yıllarda attığı bazı adımlar, Siyonist rejimi öcü gibi korkutuyor. Şu an İsrail medyasında Türkiye’nin bazı projeleri İsrail için korkutucu olarak yansıtılıyor. Bu projeler arasında Türkiye’nin enerji hamleleri, ticaret koridorları ve bu koridorları besleyecek ulaşım projeleri var...
Detaylandıralım...
Irak'ın yeni atanan Başbakanı Ali el Zeydi, ABD ve İran'ın ardından Türkiye'ye geldi ve 28 Temmuz'da resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede güvenlik konuları, enerji işbirliği ve "Kalkınma Yolu" ekonomik, ulaşım ve lojistik koridoru projesi ele alındı.
Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Maliye Bakanı Faleh el-Sari ve Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudair'in de aralarında bulunduğu heyetler arası görüşmeler yaklaşık üç saat sürdü. Görüşmelerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve İstihbarat Bakanı İbrahim Kalın da hazır bulundu. Dört gün önce yine Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Iraklı mevkidaşı Vahab Salman Muhammed el-Hassani ile görüşmek üzere Bağdat'a gitmişti.
Enerji projeleri
Görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, güney komşumuzla enerji iş birliğinin önemli ölçüde genişletileceğini duyurdu. Varılan anlaşmalar arasında Türkiye'nin ülkenin kuzeyindeki BP projelerine katılımı ve Bağdat'ın Türkiye'ye günde 1 milyon varile kadar petrol tedarik etme teklifi yer alıyor.
Görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet petrol ve doğalgaz şirketimiz TPAO'nun, Kerkük yakınlarındaki petrol zengini bölgede saha geliştirme projesinde BP'nin yüzde 15 hissesini satın aldığını duyurdu: "Bugün imzalanan anlaşma, enerji ortaklığımızda tarihi bir adım teşkil ediyor." İngiliz petrol ve doğalgaz şirketinin internet sitesine göre, BP liderliğindeki bir konsorsiyum, Kuzey Irak'ta yaklaşık 3 milyar varil petrol eşdeğeri başlangıç kaynak potansiyeline sahip birkaç büyük saha geliştiriyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'a göre, söz konusu anlaşma, TPAO'nun BP ve diğer ortaklarla birlikte bu rezervleri geliştirmeye başlamasına olanak tanıyor. Önemli olan, bu anlaşmanın esasen TPAO ve BP'nin Şubat ayında imzaladığı ve Kerkük bölgesini ortak petrol ve doğalgaz projeleri için öncelikli bölge olarak belirleyen çerçeve işbirliği belgesinin devamı niteliğinde olmasıdır.
Petrol ihracatının artırılmasına ilişkin olarak, Kerkük-Ceyhan boru hattının şu anda günde yaklaşık 170.000-200.000 varil petrol taşıdığını vurgulamak gerekir. Arz hacminin günde 1 milyon varile çıkarılması hedefinin gerçekleştirilmesi, Ankara'nın geleneksel ham petrol ihracatının ötesinde geliştirmeyi amaçladığı iki ülke arasındaki enerji koridorunun geleceğine dair daha geniş bir çerçeve anlaşması gerektirecek.
Son olarak 2010 yılında uzatılan ikili petrol boru hattı anlaşması, Ankara'nın orijinal şartlar altında yenilemeyi reddetmesinin ardından 27 Temmuz'da sona erdi. Taraflar, kalıcı bir anlaşma üzerindeki müzakereler devam ederken tedarik kesintilerini önlemek için 12 aylık geçici bir anlaşma imzaladı. Tahkime kadar uzanan bazı anlaşmazlıkların da önümüzdeki süreçte yürütülecek diplomasiyle sona erdirilmesi hedefleniyor.
Bu hedefte ABD-İsrail ikilisinin kurduğu Epstein Koalisyonunun İran’a karşı saldırgan politikaları ve bölgemizdeki sıkıntılar etkili oldu diyebiliriz. Irak’ın, Türkiye dışında dünyaya açılan kapısı neredeyse kalmadı. Hürmüz’deki gerilim ve istikrarsızlık riskleri Irak için çok ciddi artırdı. Bu gerilimin de kısa vadede bitmesi beklenmiyor. Irak, nefes almak için Türkiye ile iletişimini, işbirliğini güçlendirmek zorunda. Böylece gerek enerjide gerek ticarette alternatif tedarik yollarını oluşturabilir.
Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge
Bu ilişkide güvenlik boyutları da etkili oldu. Türkiye’nin terörle mücadelesinde elde ettiği başarı ve daha sonrasında başlattığı Terörsüz Türkiye hedefi, terörün zarar verdiği ülkelerden olan Irak’ta da rahatlama oluşturdu. Zaten Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge hedefini de besledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, misafirini ağırlarken "Her iki ülkeye de pahalıya mal olan bu sorunu kalıcı olarak ortadan kaldıracağız" sözünü de verdi. Türkiye, Kürt nüfusa sahip diğer ülkeler için de güvenlik sorunlarının çözülmesine büyük önem veriyor.
Kalkınma Yolu Projesi
İki lider ayrıca, Irak'ın Basra Körfezi kıyılarını Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlayan planlı bir ticaret koridoru olan Kalkınma Yolu projesini geliştirme ve destekleme konusundaki kararlılıklarını yinelediler. Basın toplantısında El-Zeydi, "Kalkınma Yolu, ülkelerimiz aracılığıyla Doğu ve Batı'yı birbirine bağlayacak" dedi ve projenin ikili ilişkileri güçlendireceğini ve her iki ülkenin ekonomik potansiyelini genişleteceğini sözlerine ekledi. Fikir, 2023 yılında Bağdat'ta resmen ortaya atılmış ve ertesi yıl Türkiye, Katar ve BAE ön işbirliği anlaşmasına katılmıştı. Ancak, Hürmüz Boğazı'ndaki denizcilik faaliyetlerindeki aksamalar, bu kara yolunun Basra Körfezi'nin savunmasız deniz yollarına alternatif olarak cazibesini artırdı.
Projenin önemi, bazı söylentilere ve asılsız spekülasyonlara rağmen Birleşik Arap Emirlikleri'nin devam eden ilgisiyle de kendini gösteriyor. BAE, Basra Körfezi ülkelerini Avrupa'ya bağlamak amacıyla Türkiye, Irak ve Katar ile bir mutabakat zaptı imzalayarak 17 milyar dolarlık "Kalkınma Yolu" projesinde güvenilir bir ortak olmaya devam etmektedir.
Yeni ulaşım koridorunun 2038 yılına kadar tamamlanması planlanıyor, ancak bölgesel dinamikler planlanan gelişmelerde ayarlamalara yol açabilir.
Hicaz Demiryolu
İsrail’i korkutan sadece Türkiye-Irak işbirliği değil... Aynı zamanda geçen ay imzalanan ve Suudi Arabistan'ı Ürdün, Suriye ve Türkiye ile bağlayacak yeni bir ticaret koridoru olan "Hicaz Demiryolu"nun kurulmasına ilişkin mutabakat zaptını da "sıradan bir olay" olarak algılamıyor. İsrail yayın organı Maariv’de “Gözlerini bile kırpmadan bizi geçiyorlar: İsrail'in avantajını ortadan kaldırmakla tehdit eden yeni proje” başlığıyla bir makale yayımlayan Dr. Anat Hochberg-Marom, projenin İsrail’in bölgedeki avantajlarını ortadan kaldıracağını belirtiyor.
Marom şunları söylüyor:
“Tarihi ticaret yollarının yeniden canlandırılmasının sembolik boyutunun ötesinde bu, Riyad ve Ankara'nın birbirini tamamlayıcı güç merkezleri olarak hareket edebileceği yeni bir ekonomik-enerji ekseni kurmayı amaçlayan büyük ölçekli bir jeo-ekonomik hamledir: Türkiye bir ulaşım, sanayi ve bölgesel aracı kurum merkezi, Riyad ise sermaye, talep ve yatırım kaynağı olarak işlev görecektir.”
Türkiye başta olmak üzere çok sayıda bölge ülkesini by-pass eden IMEC’i de işlevsizleştirecek projenin İsrail’in manevra alanını daraltacağını belirten İsrailli uzman, şöyle devam etmiş:
“Bu proje, sınır rekabeti ve askeri nüfuzdan altyapı koridorlarının kontrolü için verilen bir mücadeleye geçişi işaret ediyor. Orta Doğu'da, ticaret ve enerji yollarının kontrolü, devletler arasındaki karşılıklı bağımlılıktan kaynaklanan siyasi nüfuz anlamına geliyor. Geniş bir stratejik perspektiften bakıldığında, bölgesel mimarinin yeniden şekillendirilmesi söz konusu: İran'ın zayıflamasından faydalanmak, Ürdün ve Suriye'yi kilit transit güzergahlarına dönüştürmek ve belirsizliği azaltmak ve Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz'deki potansiyel aksamalara alternatifler yaratmak için tedarik zincirlerini çeşitlendirmek.
Dahası, bu durum, BAE, Katar ve Umman'ın olası katılımıyla genişleyebilecek yeni bir Arap-Türk alanı yaratmakla ilgilidir. Böyle bir hamle, özellikle diğer bölgesel projeler alternatif güzergahlar yerine Türkiye ve Suriye üzerinden doğuya veya kuzeye yönlendirilirse, İsrail'in yanı sıra Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs dahil diğer oyuncuların manevra alanını daha da daraltabilir.”
Geçen ay yapılan mutabakatla hayata geçirilecek olan güzergâh, Suudi Arabistan'dan Akabe, Amman, Şam ve Halep üzerinden Türkiye'ye ve oradan da Avrupa ulaşım ağına kesintisiz bir rota oluşturuyor. Bu, Türkiye ve Suriye'de demiryolları, karayolları ve limanlardan oluşan entegre bir lojistik-ticari sistem olup, Akabe üzerinden Akdeniz ve Kızıldeniz'e çift yönlü bağlantı sağlayarak bölgesel bağlantıyı derinleştirecek ve ihracat hacmini artıracaktır.
Özetle İsrail, Kalkınma Yolu Projesi’nden, Terörsüz Türkiye hedefinden, enerji anlaşmalarından ve Hicaz Demiryolu Projesi’nden büyük rahatsızlık duyuyor. İsrail’i rahatsız etmek de elbette insanlık ve bölgemiz için önemli avantajlar sağlıyor.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!