ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile kritik Beyaz Saray görüşmesinden saatler önce F-35 konusunda "Kimse bana kime ne satıp satmayacağımı söyleyemez. Türkiye harika bir müttefik" mesajını vermişti. İsrail basınında çıkan haberlere göre, Netanyahu, Beyaz Saray’daki görüşmede F-35 meselesini açamadı. Bunlar olumlu gelişmeler.
Ancak Trump’ın işinin İsrail konusunda hiç de kolay olmadığını söylememiz gerekiyor. Çünkü İsrail, ABD sisteminin içinde çok güçlü bir şekilde yer alıyor. Finans kapitalinden akademisine, siyasetinden medyasına, askeriyesine kadar etki gücü yüksek alanlarda Siyonist lobi çok güçlü ve aktif. İsrail’in gerekirse Gazze’de nükleer bomba kullanmasını savunanından “Önce İsrail sonra Amerika” diyenine kadar çok sayıda ABD’li kongre üyesinin bulunduğunu biliyoruz. Kişilerin desteğinden öte, ABD’deki sistemin önceliklerinden biri ABD’nin yanı sıra ve belki de ötesinde İsrail’in korunması üzerine kurgulanması, yapılanması... Bu ülkedeki Siyonist güç, 1800’lerle kıtaya başlayan güçlerle oluşturulmuş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İsrail’in kurulmasıyla adım adım sistemini kontrol eder hale getirilmiştir. Bugün isteyen siyasetçi Washington koridorlarında İsrail’in istemediği icraatları yapma konusunda çok da özgür değildir. Kişilerin Tel Aviv’e bağımlılığının dışında sistemin sacayakları da İsrail’i koruma üzerinedir. Örneğin askeri alanda istediğiniz gibi adım atamazsınız. İsrail’in Niteliksel Askeri Üstünlüğü adıyla varolan mevcut düzenleme, ABD gözünde bu ülkeyi(!) diğerlerinden bariz bir şekilde ayırıyor.
İsrail’in Niteliksel Askeri Üstünlüğü düzenlemesini mevzuyu detaylandıracağız ama öncesinde ABD’deki Siyonist lobinin gücünü biraz anlatalım. Siyonist lobinin, daha doğrusu sistemi kontrol eden yapılanmanın merkezinde AIPEC (American Israel Public Affairs Committee-Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi) isimli örgüt geliyor. Bu örgütün asıl adı American Zionist Committee for Public Affairs-Amerikan Siyonist Kamu İşleri Komitesi (AZCPA) idi ve 1954 yılında faaliyete başlamıştı.
AIPEC siyaseti finanse eder, İsrail’in soykırımcı politikalarına karşı duran ülkelerin aleyhinde faaliyet yürütür, Siyonizm karşıtı grupları baskılama, hatta yok etme çalışmalarını organize eder... Örneğin siz ABD’de “İsrail Gazze’de soykırım yapıyor” dediğiniz anda AIPEC koordinesinde sizin anti-semitist olduğunuz kara propagandası başlar. Kara propaganda medyasıyla, siyasetiyle, akademisiyle beslenir. Böylece sistem sizi susturur.
Bu sistem halen böyle çalışmaktadır. Amerikan halkı İsrail’e desteğini azaltırken, siyasette ve diğer alanlarda sıkıntı sürmektedir. ABD Başkanı’nın söylemlerine rağmen Amerikan Dışişleri’nin kongreye mektup yazarak Türkiye aleyhtarı duruş sergilemesi bu gücü sergiliyor.
Epstein sistemi olarak da tanımlayacağımız sistemin az önce aktardığımız İsrail’in Niteliksel Askeri Üstünlüğü gibi askeri anlamda yasal düzenlemeleri de var. Bunun özeti şu: İsrail, savunma alımlarında her zaman öncelikli ve üstün olacaktır. ABD, İsrail’in bulunduğu bölgede askeri satış yapacaksa, verilecek sistem İsrail’dekinden daha aşağı bir sistem olmalıdır. Yani F-35 alsak bile İsrail’deki F-35’lerle aynı güçte, çapta olmamalıdır. Bu yüzden bölgede en ileri sistemler İsrail’e verilirken, bölgedeki diğer ülkeleri aynı çapta sistemler teslim edilmiyor. Bölgedeki birçok ABD ilişkili devletin Türk savunma sanayiine gözlerini çevirmesinin nedeni de bu düzenleme. Örneğin Suudi Arabistan, F-35 almak istese, yakıt deposunu küçültüp verirler, ki İsrail menzile girmesin. Riyad yönetiminin KAAN’ı neden dört gözle beklediğini daha iyi anlamışsınızdır. Aynı şekilde Mısır da bu uygulamalardan muzdarip.
ABD ayrıca her yıl İsrail’e yaklaşık 3,5 milyar dolar askeri yardım yapıyor. Karşılıksız olan bu para, bomba, silah olarak Filistinlilere, Lübnanlılara çevriliyor.
Son olarak ABD kongresinde yeni bir düzenleme var: Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası isimli düzenlemenin 224’üncü maddesi ABD ordusuyla İsrail ordusunu adeta tek bir ordu haline getirecek eylemler içeriyor.
- 224. Madde, ABD'nin gelişmekte olan teknolojilerinin en hassas alanlarını, geçmişte ekonomik ve savunmayla ilgili casusluk faaliyetlerinde kullanmaktan çekinmeyen İsrail'in ulusal güvenlik kurumuna açıyor. Önerilen mevzuat kapsamına giren teknoloji alanları arasında yapay zeka ve kuantum teknolojileri de bulunuyor. Bu yetenekler bugüne kadar ABD tarafından yalnızca antlaşma müttefikleri Avustralya ve Birleşik Krallık ile yapılan "AUKUS II. Sütun " anlaşması kapsamında paylaşıldı. Özellikle endişe verici olan, İsrail'in Biyolojik Silahlar Sözleşmesi'ne katılmaması ve uzun süredir aktif bir biyolojik silah programı olduğuna dair söylentiler göz önüne alındığında, "biyoteknoloji, biyolojik üretim ve tıbbi savunma"nın ortak araştırma alanı olarak listelenmesi. Bu alanda bilgi paylaşımı, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi'nin III. Maddesi kapsamındaki ABD taahhütlerini ihlal edebilir. 224. Madde hassas teknolojinin korunması ihtiyacını belirtirken, bu korumayı sanki iki ülke birbirinden ayrılamazmış gibi "ABD ve İsrail'in ulusal güvenlik çıkarları" çerçevesinde ele alıyor. ABD askeri araştırmalarına erişim, İsrail'e ABD askeri yetenekleri hakkında önemli bilgiler sağlayacak ve bu da İsrail'in ABD'nin acil durum planlarına karşı önlemler geliştirmesine ve potansiyel olarak satmasına olanak tanıyacaktır.
- İkinci olarak, 224. Madde, "ABD sistemlerine ve kayıtlı programlarına potansiyel entegrasyon için operasyonel fayda sağlayan ortak geliştirilmiş veya İsrail menşeli teknolojilerin belirlenmesi" amacını ortaya koyarak, ABD'nin askeri hizmetlerinde İsrail teknolojisine bağımlılığının zeminini hazırlıyor. Mevcut Mutabakat Zaptı çerçevesinde, ABD teorik olarak, İsrail'in ABD silahlarına olan bağımlılığından, örneğin silah veya fonlamayı keserek, İsrail'i rotasını değiştirmeye zorlamak için yararlanabilir. Ancak İsrail teknolojileri entegre edildikten sonra, bu hesaplama tersine döner: İsrail, gelecekteki ABD silah sistemlerinin çalışabilirliği için kilit önem taşıyabilecek alt bileşenleri veya yazılım güncellemelerini kesmekle tehdit edebilir veya fiilen kesebilir ve esasen ABD askeri yeteneklerini rehin alabilir. (Arab Center)
Görüldüğü üzere sistemin bu kadar güçlü şekilde İsrail’e bağlı olduğunu hesaba katarsak, Trump’ın işinin hiç de kolay olmayacağını söyleyebiliriz. Ama bu çıkışları olumlu mudur? Elbette olumludur. Hiç değilse siyonist katillerin huzursuz olmasını sağlıyorsa bile mutlu oluruz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!