Amiral Cihat Yaycı'dan Mekke Anlaşması yorumu: Türkiye savaşa mı çekiliyor? İslam NATO'su mu kuruldu?

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nı masaya yatırdı.


Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programının yeni bölümünde sunucu Seda Ateşoğlu'nun sorularını yanıtlayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nı tüm boyutlarıyla masaya yatırdı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın iki yıllık bir çalışmanın ürünü olarak duyurduğu üçlü ittifakı değerlendiren Yaycı; anlaşmanın getirdiği muazzam diplomatik avantajların yanı sıra, kolektif savunma maddesinin barındırdığı olası risklere ve kurumsallaşma sürecinin önemine dikkat çekti.

"Birimize saldıran hepimize saldırmış sayılır: Tıpkı NATO'nun 5. maddesi gibi"

Anlaşmanın sıradan bir iş birliği protokolü değil, doğrudan bir ittifak metni olduğunu belirten Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, en kritik unsurun kolektif savunma prensibi olduğunu vurguladı:

"Türkiye'nin karşılık beklemeden yanında duran en kadim dostu tartışmasız Pakistan'dır. Mekke Anlaşması ile bu ilişki Suudi Arabistan'ın da katılımıyla resmi bir ittifaka dönüştü. Anlaşmanın en kritik maddesi; 'Birimize saldıran hepimize saldırır'.ilkesidir. Bu doğrudan NATO’nun 5. maddesiyle özdeş bir kolektif savunma mekanizmasıdır. Mesele artık sadece ortak tatbikat veya savunma sanayi iş birliği değil, 'Biz biriz' mesajıdır."

"Henüz bir İslam NATO'su demek için erken"

Kamuoyundaki "İslam NATO'su kuruldu" heyecanını temkinli karşılamak gerektiğini ifade eden Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, askeri ve hukuki altyapının henüz tamamlanmadığına işaret etti:

"Bir yapıya askeri ittifak veya NATO demek için sadece siyasi irade yetmez. Müşterek karargahların kurulması, ortak harekat planlarının yapılması, istihbarat paylaşımı ile hava ve füze savunma sistemlerinin entegre edilmesi gerekir. Şu an için böyle bir 'İslam NATO'su' tanımlaması erkendir. Ortada henüz ortak bir tehdit tanımlaması da yoktur. Taraflar haklı olarak hiçbir ülkeyi doğrudan hedef göstermediklerini ifade ediyorlar."

Anlaşmanın getirdiği fırsatlar: "Nükleer güç, askeri tecrübe ve sermaye bir arada"

Üç ülkenin bir araya gelerek bölgesel güç dengesini değiştirecek devasa bir sinerji oluşturduğunu söyleyen Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Pakistan’ın nükleer gücü ve ordusu; Türkiye’nin muazzam askeri tecrübesi, güçlü ordusu, savunma sanayisi ve jeopolitik konumu; Suudi Arabistan’ın ise finansal gücü ve İslam dünyasındaki yeri birleştiğinde ortaya muazzam bir güç çıkıyor.

Yunanistan, Fransa ile ittifak yaptığında 'Arkamızda nükleer güç var' diyerek gözdağı veriyordu. Bu anlaşma ile Türkiye de 'Yan gözle bakanlar, arkamızda nükleer bir gücün de olduğunu bilsin' mesajını vermiş oldu. Üstelik ABD'li Senatör Joe Wilson'ın da ifade ettiği gibi, bu anlaşma ABD veya Trump yönetiminin de onayladığı, bölgesel sahiplik ilkesine dayanan stratejik bir adımdır."

"Riskler yönetilmeli: Türkiye başkasının savaşına çekilmemeli"

Anlaşmanın taşıdığı potansiyel risklere de değinen Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye'nin karar alma mekanizmalarını ve meclis iradesini koruması gerektiğini söyledi:

"Suudi Arabistan-İran gerilimi veya Pakistan-Hindistan sınır çatışması gibi durumlarda Türkiye'nin otomatik olarak savaşa çekilme riski netleştirilmelidir. Hangisi 'silahlı saldırı' sayılacak? Saldırgan tarafı kim belirleyecek? Otomatik mi yürürlüğe girecek yoksa kararlar oy birliğiyle mi alınacak?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bağımsız karar alma mekanizması ve TBMM'nin yetkileri kesinlikle korunmalıdır. Bir kriz anında kararların nasıl alınacağına dair ortak kriz değerlendirme merkezleri kurulmalıdır."

"Mısır, Azerbaycan ve Katar da dahil olabilir"

Gelecekte anlaşmanın genişleme potansiyelini değerlendiren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, ittifakın coğrafi etki alanının büyüyebileceğini belirtti:

"Bu yapıya katılabilecek en güçlü ve en yakın aday Mısır'dır. Mısır’ın dahil olması Süveyş ve Kızıldeniz hattını tamamen güçlendirir. Azerbaycan ve Katar'ın katılımı da şaşırtıcı olmaz. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu anlaşmadan ciddi şekilde endişelidir. Ancak unutulmamalıdır ki esas mesele anlaşmayı imzalamak değil; kurumsallaşmayı sağlamak ve kriz anında bu mekanizmanın nasıl işleyeceğini netleştirmektir."

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!