Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın, Mekke’de imzaladığı savunma anlaşması hem bölgemizde hem de dünyada ses getirdi. Bölgemizde İsrail dışında pek rahatsızlık ileten olmamakla beraber, anlaşmadan İran’ın da rahatsız olduğu yönünde yayınlar ve açıklamalar yapıldı.

Peki gerçekler öyle mi?

Detaylandırarak anlatmaya çalışalım:

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye, herhangi birine yapılacak bir saldırıyı tümüne yapılmış gibi değerlendirecekleri üçlü bir savunma anlaşması imzaladı. “Mekke Sözleşmesi” olarak adlandırılan anlaşma konusunda Türk, Pakistanlı ve Suudi yetkililer, anlaşmanın İran da dahil olmak üzere herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığı konusunda ısrar ediyor.

Açıklanan detaylarda zaten belirli bir tehditten bahsetmiyor, ancak İsrail-ABD ikilisinin İran'a karşı yürüttüğü saldırı politikasının ve buna karşılık İran’ın Körfez Arap petrol ihracatçılarına misilleme amaçlı İHA ve füze saldırılarını arttığı, Hürmüz Boğazı'ndan geçen trafiğin büyük ölçüde durduğu bir dönemde imzaların atılması anlaşma karşıtlarının “İran” gerekçesini yüksek sesle dile getirmesine neden oldu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, anlaşmanın "İran'a veya başka herhangi bir ülkeye karşı hedef alınmadığını" belirterek, bölgesel istikrara yönelik bir adım olduğunu söyledi.

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, anlaşmayı ayrı bir açıklamayla "tamamen savunma amaçlı" olarak nitelendirdi ve ek üyelerin katılımına açık olduğunu söyledi.

Peki İranlı yetkililer hangi açıklamaları yaptı?

Bakalım...

İranlı yetkililer, anlaşmaya bölgesel devletlerin kendi kendine yeterliliğini memnuniyetle karşılayan ve aynı zamanda bunu önemsemeyen bir yaklaşımla karşılık verdi.

- İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 7 Ağustos'ta X platformundaki resmi sayfasında yaptığı paylaşımda anlaşmanın adını doğrudan anmadan, dolaylı olarak olumlu bir yorum paylaştı. Araghchi şunları yazdı: “İran'ın Güçlü Silahlı Kuvvetleri, dünyanın en pahalı ordusunun karşısında hazırlık, yetenek ve güçlerini göstermiştir. Müslümanlar bir araya geldiğinde, kötü niyetli dış güçlerin her zorluğuna doğrudan göğüs gerebiliriz. Artık sadece kendimize güvenme ve gerçek kardeşliği kucaklama zamanı.”

- İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bakai, 9 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran'ın endişeli olduğuna dair iddiaları reddederek, İran'ın anlaşma imzalanmadan önce "aşağı yukarı" bilgilendirildiğini söyledi. Bakai, anlaşmayı bir tehdit olarak değil, İran'ın anlatılarının doğrulanması olarak nitelendirerek, "bölge ülkelerinin artık ABD'nin sağladığı güvenlik iddialarına güvenemeyeceği algısını güçlendiriyor" dedi.

- İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti de benzer bir görüş dile getirerek, son gelişmeleri komşu devletlerin dışarıdan savunma garantisi aramaları için bir neden olmaktan ziyade, İran ordusunun ve bölgesel müttefiklerinin kendi kendine yeterliliğinin bir kanıtı olarak değerlendirdi. Velayati, şunları belirtti:

"Son gelişmeler, [İran] silahlı kuvvetlerinin direnişi, İran halkının azmi ve kararlılığı ve 'Direniş Ekseni'nin cesaretiyle şekillendi. Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejimin [İsrail] yenilgisi, gerçek güvensizlik kaynağı olan yabancı güçlerin bölgeden çekilmesi gerektiği inancını güçlendirdi. Bölgesel ülkeler, artan işbirliği yoluyla güvenliği sağlayabilirler."

Görüldüğü üzere İran’ın üst düzey isimleri, anlaşmayı “İran’a karşı bir duruş” olarak değil, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini Amerikan güvenlik şemsiyesinden çıkarma, bağımsız hareket etme eğilimi olarak yorumlamış. Bu da olumlu bir tavır olarak karşımıza çıkıyor.

Berlin’de yaşayan ve bölge ile ilgili haber ve analizlerin yayımlandığı Amwaj.Media’da yazılar yazan Hamidreza Azizi de, analistlerin Mekke Anlaşması'nın "bölgesel koşullarda gerçek bir değişime işaret ettiği" ve "bölgesel olarak oluşturulan güvenlik düzenlemelerine yönelik daha uzun bir hareketin parçası olduğu" konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Azizi, bununla birlikte, "bunun İran'a karşı bir koalisyonun kurulması mı yoksa nihai yönelimi gerçekten belirsiz kalan yapısal bir yeniden yapılanma mı olduğu" konusunda görüşlerin farklılık gösterdiğini belirtti.

Anlaşmayla ilgili gerçeğin “bir sonraki krizle netleşeceğini” söyleyen Azizi’nin analizi şöyle noktalanmış:

“İranlı analistler genel olarak Mekke anlaşmasının bölgesel koşullarda gerçek bir değişimi yansıttığını, savaştan ve savaşın ortaya çıkardığı zaaflardan doğduğunu ve bölgesel olarak oluşturulan güvenlik düzenlemelerine yönelik daha uzun bir hareketin parçası olduğunu kabul ediyorlar. Ayrıştıkları nokta ise yön ve zaman çizelgesi: Bu, Yemen, Irak ve nihayetinde İran'ın kendisinde belirlenebilir hedefleri olan İran'a karşı bir koalisyonun kurulması mı, yoksa nihai yönelimi gerçekten belirsiz kalan yapısal bir yeniden yapılanma mı? Tahran'ın resmi sessizliği ve Araghchi'nin İslami dayanışmaya yönelik kasıtlı belirsizliği, gelişmeyi fark eden ve resmi bir yanıtın sağlayacağı tanınmayı vermekten kaçınmayı seçen bir liderliği gösteriyor. Endişeler açık. Çözülemeyen şey ise imzacıların kendilerinin açık bıraktığı soru ve cevabı anlaşmanın metninden ziyade bir sonraki krizde ortaya çıkacak.”

Görüldüğü üzere İran’dan çok net bir rahatsız beyanı yok. Ancak uzmanlar, ilerleyen süreçte fotoğrafın netleşeceğini belirtiyor.