Türkiye, 15 Ağustos itibariyle PKK’yla doğrudan mücadelesinin 42 yılını doldurdu. 15 Ağustos 1984 tarihinde Şemdinli ve Eruh’ta yapılan saldırılar, Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın’ın ilk şehidimiz olmasıyla başlayan süreç ilk başta “3-5 çapulcu” olarak nitelense de 40 yılı aşkın süredir büyük acılar yaşattı. Bu acıların en başına şehitlerimizi koyarız. Askerimiz, polisimiz, korucumuz, istihbaratçımız, öğretmenimiz, işçimiz, diğer kamu görevlilerimiz ve vatandaşlarımızla yaklaşık 15 bin insanımızı bu süreçte şehit verdik. Son şehitlerimiz örgütün 23 Ekim 2024’te TUSAŞ’a yaptığı saldırıdaki 5 şehidimiz oldu. Zamanlama çok manidardı.

- 22 Ekim 2024’te, MHP lideri Devlet Bahçali, süreci başlatan o çıkışı yaptı.

- 23 Ekim 2024’te, İmralı Cezaevinde hükümlü olan Abdullah Öcalan, yeğeni Ömer Öcalan ile görüştürüldü.

- 23 Ekim 2024’te, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BRICS Zirvesi kapsamında davet edildiği Rusya’nın Kazan kentinde Rusya lideri Vladimir Putin ile görüştü.


Bu kritik gelişmelerin yaşandığı, PKK’nın yıllardır söylediği “Öcalan ile görüşme yapılsın” isteğinin gerçekleştiği bir günde gerçekleştirilen bu saldırı, PKK içindeki yabancı istihbarat etkisindeki militanların harekete geçirildiği değerlendirmesine yol açmıştı.

Ancak PKK/KCK’yı güdenler başarılı olamadı.

Türkiye, adım adım Terörsüz Türkiye hedefine ilerledi.

Bu süreçte PKK’nın içindeki emperyalist-siyonist güdümündeki kesimlerin yanı sıra içeride de “milliyetçi” görünümlü unsurlar peydah oldu.

Anlayışla karşılanabilecek duygusal reaksiyon veren kesimlerin veya endişelilerin duygularını, düşüncelerini sömürmeyi, mapipüle etmeyi hedefleyen bu kesim yaklaşık 1,5 yıllık süreçte sürekli dezenformasyon üretti. Hepsi boşa düşmesine rağmen, yalanlarını piyasaya sürmeye devam ediyorlar.

Biraz bu yalanları ve gerçekleri ele alalım:


YALAN 1- “Bu proje dış güçlerin dayatmasıyla hayata geçirildi.”

GERÇEK 1- Terörsüz Türkiye hedefi, başından itibaren milli politikalar ekseninde oluşturuldu. Terörle mücadelenin teröristle mücadele ayağı başta olmak üzere tüm ayaklarında yapılan mücadeleler başarılı sonuçlar verdi. ABD-İsrail başta olmak üzere Batı emperyalizmi ve Siyonist İsrail’in terör üzerinden Türkiye’ye diz çöktürme projesi çökertildi. Ayrıca FETÖ, DEAŞ vb. örgütler üzerinden yapılan saldırılar da püskürtüldü. PKK’ya katılım bile neredeyse sıfırlanırken, MHP lideri Devlet Bahçeli, İsrail-ABD saldırganlığı başta olmak üzere konjonktürel gelişmeleri de okuyarak iç cephenin tahkimatı hamlesini yaptı ve PKK’nın artık tarihe gömülmesini içeren “Terörsüz Türkiye” hamlesini yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da “devlet iradesini” ortaya koyarak hedefi sahiplenmesiyle bir Türk Devleti politikası hayata geçirildi. TUSAŞ saldırısı gibi provokasyonlarda görüldüğü üzere dış güçler projeyi akamete uğratmak istedi. Ancak başarılı olamadılar. “Üçüncü Göz” gibi dış müdahale girişimleri de kesin bir dille reddedildi ve devre dışı bırakıldı. Türkiye, tamamen milli devlet politikası olarak hedefe yürüdü. Bu kararlılık Terörsüz Türkiye hedefini, son kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu’nda rekor oyla kabul edilmesiyle artık eşiğe getirdi.


YALAN 2- “Abdullah Öcalan serbest bırakılacak.”

GERÇEK 2- En sık yinelenen yalanlardan biri de, PKK’nın İmralı Cezaevi’nde hükümlü bulunan lideri Abdullah Öcalan’ın serbest kalacağı... Buna, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 ve yakın zamanda söylediği “umut hakkı” hatırlatmasını dayanak gösteriyorlar. Öncelikle Devlet Bahçeli, evrensel bir hukuk normundan bahsediyor. Bu durum, Öcalan dahil herkesi kapsıyor. Ama bütün bilgilerimiz, Öcalan’ın dışarı çıkmayacağı yönünde. Hatta, DEM Parti’nin İmralı heyetindeki Pervin Buldan dahi, çok sayıda açıklamasında Öcalan için serbest bırakılmasını değil, görüşmeler yapabilmek dahil birçok konuda şartlarının iyileştirilmesini söyledi. Öcalan ile doğrudan görüşen birinin bu açıklamaları, Öcalan’ın da böyle bir talebinin olmadığını gösteriyor. Zaten Ertuğrul Özkök de, devlet yetkililerinin Öcalan’a “Güvenliğini biz bile sağlayamayız” dediğini söylüyor.

Ayrıca, Terörsüz Türkiye hedefinde PKK’nın fesih kararını örgütüne ileten Öcalan’ın emperyalist-siyonist istihbarat servislerinin hedefinde olduğu bilgileri malum. Öcalan bile bir görüşmesinde “MOSSAD beni öldürmek istiyor” dedi. Bu kapsamda örgütün içindeki bazılarının “Öcalan çıkmadan adım atmayız” açıklamalarına şüphe ile bakmalıyız. Yani Öcalan’ı öldürmek isteyenler, bu hedefine ulaşmak için önce Öcalan’ın dışarı çıkmasını ister. Bu, hem örgütü lağvedip gücünü kaybetmek istemeyen bazı örgüt ileri gelenlerinin de işine geliyor. Yani “milliyetçi” görünen bazılarıyla PKK’nın silah bırakmasını, feshedilmesini istemeyen örgütçülerin aynı kaynaktan beslendiğini söylemek mümkün.


Ayrıca TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nde çok net bir biçimde “1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ya da bu tarihten önce işlenmiş olup da verilen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları” alanlar kapsam dışı tutuluyor. Yani Öcalan kapsam dışı tutulacak. 


Bu kadar bilgi varken, “Öcalan’ı serbest bırakacaklar” diyenler açıkça yalan söylüyor ve dezenformasyon üretiyor. 


YALAN 3- “Kanlı eylemlere katılan PKK’lılar serbest bırakılacak.”

GERÇEK 3- Yalanlardan biri de, kanlı terör eylemlerine katılan PKK’lıların serbest bırakılacağının ileri sürülmesi. Bu söylem, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair

Kanun Teklifi”nin TBMM’de 467 oyla kabul edilmesinden sonra daha da arttı.

Öncelikle kanun teklifinde çok açık bir şekilde “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu” işleyenler kapsam dışı bırakılmış. Yani kanlı eylemlere katılan PKK’lılar, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi uygulamasının dışında tutuluyor. Yani serbest kalmayacaklar.


YALAN 4- “PKK silahla yamadığını siyasetle yapacak, ilk 4 madde, Anayasa 66’ncı madde, üniter yapı değişecek.”

GERÇEK 4- Öncelikle şunun altını çizelim: Bu söylemin sahipleri, 2018 yılında HDP’nin de bulunduğu bir Anayasa çalışmasında açıkça “ilk 4 maddenin kaldırıldığı, Türk vatandaşlığı tanımının değiştirildiği, üniter yapının federasyonla değiştirildiği, Türkçe’nin devre dışı bırakıldığı2 bir anayasa çalışması yaptı. Bunu kamuoyundan gizli yaptılar ama iç çekişmeler nedeniyle çalışma ortaya çıktı. Yani bunu söyleyenler tüm bunları değiştirecekti ve Türk Devleti’ni parçalayacaklardı. Ama başaramadılar ve Türk milleti gereken yanıtı sandıkta verdi. Terörsüz Türkiye sürecinde ise en başından bu yana adını saydığımız maddeler Türkiye’nin kırmızı çizgileri olarak belirlendi. Hatta MHP Lideri Devlet Bahçeli, 12 Ağustos’ta yaptığı açıklamada bu gerçeğin altını çizdi:

“Gazi Meclisimizin iradesiyle hukuki bir zemine kavuşan Terörsüz Türkiye hedefinde bundan sonraki safhanın kutup yıldızı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ağır bedeller ödeten terör belasını gelecek nesillerimizin omuzlarına bir yük olarak bırakmadan devlet ve toplum hayatımızdan bütünüyle çıkarmak, terörün silahla ulaşamadığı çeşitli hedeflerin farklı kisveler altında ve vasıtalar aracılığıyla yeniden üretilmesine hiçbir surette imkân tanımamak olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısının, milli egemenlik üzerine inşa edilen yönetim biçiminin, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünün, Türk milletinin müşterek tarih ve gelecek tasavvurunun herhangi bir müzakerenin konusu haline getirilmesi mümkün değildir.”

Geçmiş dönemde HDP, muhalefetle ittifak yaparken kendi taleplerini muhalefete kabul ettirirken, Terörsüz Türkiye hedefinde DEM Parti açıkça “İlk 4 madde ve kırmızı çizgilerle sorunu olmadığının” altını çizdi.

Ayrıca sözü geçen maddeleri PKK silahlı terörle değiştiremedi. En çok heveslendiği dönem olan hendek-barikat terörü döneminde bile tek bir değişiklik yaptıramadı, Türkiye tek çakıl taşını vermeyeceğini gücüyle gösterdi.

Ek olarak bu sözü geçenleri siyasetle değiştirmek için TBMM’de güçlü bir irade oluşması, olmazsa referandumla Türk milletini ikna etmeleri gerekir.

Bunun da mümkün olmadığını göz önünde bulundurulursa “PKK silahla yamadığını siyasetle yapacak, ilk 4 madde, Anayasa 66’ncı madde, üniter yapı değişecek” söylemi bile isteye söylenen bir yalan olarak karşımıza çıkıyor.


***


Özetle, 4 başlıkta ele alabileceğimiz ve Terörsüz Türkiye’yi akamete uğratmayı amaçlayan bu yalanlar silsilesi, Türkiye için değil, emperyalist-siyonist terör politikasının aparatı olarak hayata geçirilmek istendi. Ama başarılı olamadı, olamayacak da...