Türkler tarihin akışını değiştirmeyi ve tarih yazmayı seven bir millettir.

Proto-Türklerin ilk olarak Sibirya taygalarında görülmesinden sonraki süreçte, Asya’nın merkezine yerleşen hareketliliği, daha sonra da batıya doğru ilerlemesiyle tarih sürekli değişim gösterdi.

Orduların sistemini biz bulduk.

Yeni düzen kurulmasında başat aktör hep biz olduk.

Bizans’ı 1071’de biz gerilettik, 1453’te biz yıktık.

Çağı kapatıp yeni bir çağ açan bizdik.

Emperyalizm çağı başladığında da bu tek dişli canavara 1922’de “Dur” diyen yine bizdik.

Yeni bir tarih yazılacaksa, orada Türkler her zaman tarihi yazılan değil tarihi yazanlar arasında oldu.

Dün iki büyük tarihin yıldönümüydü.

Birincisi, Anadolu’dan Bizans’ın sökülmesinin en temel adımlarından olan ve Türklerin o tarihi yürüyüşünün, ilerlemesinin en sağlam dayanak coğrafyalarından olan Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasına mühür vurulmasının yıldönümü olan Malazgirt Zaferi’mizin yıldönümüydü. Erhan Afyoncu hocanının da dünkü yazısında aktardığı gibi Çağrı Beylerin “Anadolu’da karşımıza çıkacak güç yok” diyerek ilerleme hedefi gösterdiği Anadolu’ya yürüyüşümüzün zaferini büyük Komutan, Lider Sultan Alparslan’ın orduları kazandı.

Anadolu vatan yapıldıktan sonra Türkler akın akın Anadolu’ya yerleşmeye, devlet kurmaya başladı. Danişmentliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular, Çaka Beyliği Anadolu’da devletleşti. Sonra Osmanlı... Cihan İmparatorluğu’nun merkezi Anadolu oldu...

Osmanlı’nın son 200 yılı sıkıntılıydı. Aslında İslamın ve Türklüğün özü olan ilerleme, yani ilim ile sonrasında başlayan sanayileşme sürecini ıskalamaya başladık.

Yine saldırdılar. Çünkü Bizans’ın intikamını almak istiyorlardı.

Türkleri Asya’ya geri göndermeyi istiyorlardı. 1071 ve 1453’ü unutmamışlardı.

Türkler bu coğrafyada kaldıkça, kendi coğrafyalarında rahat oturamayacaklarını biliyorlardı.

Kaynaklarımızı da biliyorlardı.

Tüm güçleriyle saldırdılar.

Osmanlı sistemi çöktü.

Ama Türkleri tanımıyorlardı. Anadolu’da bir ateş yandı.

O ateş bağımsızlık ateşiydi.

O ateş “burası bizim vatanımız” diyen iradenin ateşiydi.

O ateşi yakanların başında aynen dedeleri, ataları gibi büyük bir komutan ve lider olan Mustafa Kemal vardı.

O ateşi Kuvayi Milliye olarak teşkilatladı ve ilerlemeye başladı.

1071’de geldiğimiz bu vatan topraklarında, 1919-1922 yılları arasında “Gitmeyeceğiz” iradesini “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek koydu.

Ateşlerden geçtik.

Bizi yakmak isteyenlerin ateşine vatan sevgimizin ateşiyle karşılık verdik.

26 Ağustos 1922’de o ateş dalga dalga düşmanı süpürmeye başladı.

Özetle, 26 Ağustos bu defa 30 Ağustos’ta zaferleşecek sürecin başlangıcı oldu.

Türkler yüzlerce yıl sonra dedelerine, atalarına layık bir mücadele yürüttü ve son Türk devletini kurdu: Türkiye Cumhuriyeti.

Şimdi dünya yeni ateşlerle imtihan oluyor ve artık gerileyen değil ilerleyen bir devletiz.

Dünya yeniden şekillenirken, Türkler yine “Burada bir oyun kurulacaksa biz kurarız” iradesiyle hareket ediyor.

Kutlu olsun...