Haber365 Youtube kanalında yayınlanan “Bir Bilene Sor” programının yeni bölümünde Jeolog Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Batı Anadolu’nun jeolojik kırılma mekanizmasını, Denizli ve Pamukkale çevresindeki mikro depremleri ve M.S. 17 yılında Manisa-Salihli hattında gerçekleşip İncil’deki Vahiy (Kıyamet) bölümüne konu olan tarihsel depremleri anlattı.
Programda Seda Ateşoğlu’nun "Denizli ve Pamukkale depremlerden sonra yeni bir tehdit alanı mı?" sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bölgedeki sıcak suların ve jeolojik oluşumların arka planını açıkladı:
"Pamukkale (Hierapolis), Karahayıt, Laodikeia ve Honaz hattına baktığınız zaman her yer sıcak sularla doludur. Sıcak sulardan çıkan kalsiyum karbonatlı sular yüzeye çıkınca karbondioksiti kaybederek travertinlere dönüşür. Ancak bu travertinler ve sıcak su çıkışları hep fay kırıklarını gösterir. Bölgedeki Beyazıt tarafı kırılmıştır; yukarıdan baktığınızda Karahayıt, Laodikeia ve Pamukkale aşağıya doğru inen aktif fay hatlarının üzerindedir."
"Anadolu saatin tersi yönünde dönüyor: Dağların karnından yarılması"
Denizli ve Pamukkale’deki fay hatlarının ardından Ege bölgesinin genel tektonik yapısına değinen Üşümezsoy, Anadolu plakasının genişleme ve yarılma mekanizmasını şu sözlerle anlattı:
"Anadolu saatin tersi yönünde Ege'ye doğru döndüğü zaman kendi içinden devasa bir yarık yapıyor. Bu açılma sonucu bir tarafta Bozdağlar ve Aydın Dağları 2 bin metreye yükselirken; Manisa, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl, Buldan, Pamukkale ve Denizli havzaları aşağı doğru çöküyor. Manisa’dan Salihli’ye giderken gördüğünüz Spil Dağı’nın o dümdüz dik yüzeyi bir fay duvarıdır. Tavan yükselirken taban çöker ve bu çöken ovaların içine çökeller dolarak Ege’nin verimli tarım ovalarını oluşturur."
"M.S. 17 depreminde yerden 100 metre yukarı su fışkırdı"
Batı Anadolu fay hatlarının tarih boyunca medeniyetleri sıfırlayan dev depremler ürettiğini hatırlatan Üşümezsoy, M.S. 17 ve M.S. 40 yıllarında yaşanan felaketlerin dehşetini anlattı:
"Tarihin ilk altın parasının basıldığı Sart (Sardes), Manisa, Alaşehir ve Laodikeia M.S. 17 ve 40 yıllarında meydana gelen devasa depremlerle yerle bir oldu. O depremlerde fay hattı adeta bir vana gibi açıldı ve tabakalar arasında sıkışmış kızgın sular yerden 100 metre yukarı fışkırdı. Tarihçi Plinius ve dönemin coğrafyacıları bu olayı bölgenin gördüğü en büyük felaket olarak kayıtlara geçirdi."
İncil’deki "Kıyamet Vahiyleri" ve deprem ilişkisi
M.S. 17 depreminin yarattığı toplumsal ve dini travmanın Hristiyanlık metinlerine doğrudan yansıdığını belirten Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İncil'deki Vahiy (Apokalips) bölümünün jeolojik arka planını şöyle açıkladı:
"İncil’de adı geçen 7 Kutsal Kilise'nin (Sardes, Laodikeia, Philadelphia, Thyatira, Bergama, İzmir, Efes) bulunduğu bu bölge, dev depremlerle sarsılmıştı. M.S. 90 yılında Patmoslu Yuhanna tarafından yazılan İncil’in Vahiy bölümünde geçen 'Ne zaman geleceği belli olmayan felaketler, yer altından çıkacak şeytanlar ve tanrısal cezalandırma' anlatıları tamamen bu M.S. 17 depreminin jeolojik dehşetinden beslenir. Antik inançları ve sapmaları mahkûm etmek için depremin yarattığı bu yıkım bir kıyamet dili olarak kullanılmıştır."
Batı Anadolu ve Ege'de deprem riski nerede?
Alaşehir fayının 1970 yılında meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremle kırıldığını ve 40-50 kilometrelik bir hatta enerjisini boşalttığını belirten Üşümezsoy, bölgedeki riskli alanları değerlendirdi:
"Alaşehir kırıldı ancak Salihli ve Spil Dağı eteklerindeki fay hatlarında risk mevcuttur. Kuzeye baktığımızda ise Simav Dağı, Sındırgı ve Murat Dağı hattı Anadolu’nun ana ayrılma fay kuşağını oluşturur. Ovaların sürekli genişleyip geri çekilmesi bu bölgedeki tektonik aktivitenin canlılığını gösteriyor."
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!