Cihat Yaycı anlattı: Doğu Akdeniz'de büyük gerilim | Türkiye'nin deniz yetki alanında tehlikeli oyun

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Pusula programının yeni bölümünde Doğu Akdeniz'deki 1208 kilometrelik kablo projesinin arkasındaki jeopolitik kuşatma planını deşifre etti. Yaycı; "Türkiye’den izin almadıkça o sahaya tek bir gemi bile giremez" dedi.


Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programında Seda Ateşoğlu’nun sorularını yanıtlayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’yi devre dışı bırakmayı hedefleyen 1208 kilometrelik "Great Sea Interconnector" (Büyük Deniz Bağlantısı) elektrik kablosu projesinin arkasındaki jeopolitik tezgahı tek tek deşifre etti.

"Türkiye'den elektrik ve su almaktansa karanlıkta kalmayı tercih ediyorlar"

Doğu Akdeniz’deki elektrik kablosu projesinin teknik bir adımdan ibaret olmadığını belirten Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye’nin adil uzlaşı tekliflerinin nasıl reddedildiğini şu sözlerle aktardı:

"Türkiye aslında hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne 'Size elektrik verebiliriz' teklifinde bulundu. Ancak Rum yönetimi bu teklifi reddettiler.

Verdikleri yanıt zihniyetlerini açıkça ortaya koyuyor: 'Karanlıkta kalırız ama Türkiye’den elektrik almayız. Susuz kalırız ama Türklerden su almayız!' dediler.

Bunlardaki Türk ve Türkiye nefreti asla bitmez. Bunlarla dost olunabileceğini düşünenler çok büyük bir yanılgı içerisindedir. Benim her zaman dile getirdiğim bir söz var, bir kez daha tekrarlıyorum: Yunanlı ve Rum ile tokalaşan kişi parmaklarını değil, kolunu kontrol etsin.Parmak gittiğinde şükretsin, çünkü asıl giden kol olur."

"Meselesi teknik değil: Türkiye'yi çevreleme ve inkar etme hamlesi!"

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, hattın teknik özelliklerinin ötesinde İsrail'in projeye eklenmesiyle kurulan jeopolitik ittifaka ve Avrupa Birliği'nin bu süreçteki rolüne dikkat çekti:

"Projenin ilk aşamasında sadece Girit ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin birbirine bağlanması planlanıyordu. Ancak daha sonra sürece İsrail’i de dahil ettiler. İsrail’in projeye katılmasıyla amaçlanan şey; olası bir kriz anında İsrail’in elektriksiz kalmasını önlemek ve Avrupa Birliği üzerinden İsrail’e kesintisiz enerji desteği sağlamaktır.

İsrail’e bu alanda en büyük desteği yine GKRY ve Yunanistan veriyor. Sebebi son derece açık: Yine Türkiye düşmanlığı! 'İsrail’i de yanımıza alırsak Türkiye’yi köşeye sıkıştırırız' mesajı vermeye çalışıyorlar. Girit ile GKRY arasında 900 kilometre olarak planlanan kablo hattı, İsrail’in de katılımıyla 1208 kilometreye çıktı. Hat; 1000 MW kapasiteli, 500 kV gerilimli olacak ve bölgenin en derin noktası olan azami 3 bin metre derinlikten geçecek.

Avrupa Birliği, başlangıçta bütçe ayırmadığı bu projeye daha sonra yaklaşık 658 milyon avro gibi çok büyük bir fon sağladı. Bu durum sadece AB’nin kendi kararı değil; GKRY ve Yunanistan’ın AB üyeliklerini kullanıp, sürece İsrail lobisini de ekleyerek sağladıkları bir destektir."

"Yarın İsrail’i AB’ye dahil ederlerse şaşırmamak lazım"

Meseleyi sadece bir elektrik altyapısı olarak görmenin büyük bir hata olacağını belirten Yaycı, Avrupa'nın İsrail'e bakış açısını çarpıcı bir örnekle özetledi:

"Şunun altını önemle çizelim: Bu mesele yalnızca teknik bir elektrik kablosu meselesi değildir. Mesele, Avrupa Birliği’nin bu projeyi İsrail ile birlikte stratejik bir enerji altyapısı olarak görmesidir. Yakında İsrail’i Avrupa Birliği’ne dahil ederlerse de hiç şaşırmamak gerekir.

Biliyorsunuz, Eurovision Şarkı Yarışması’nda bile İsrail var. Coğrafi ve siyasi olarak İsrail’in Avrupa ile ne alakası var? Ancak bakıldığında bambaşka bir çerçevede ve stratejik bir anlayışla hareket ediliyor. İsrail’i bu sisteme bağlayarak aslında Avrupa’nın enerji denklemine doğrudan entegre etmiş oluyorlar."

Suriye'deki Şara yönetimine sert tepki: "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı nerede?"

GKRY ile Suriye’deki Şara yönetimi arasında imzalanan deniz altı kablo anlaşmasına sert tepki gösteren Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Türkiye’nin diplomaside daha baskın olması gerektiğini belirtti:

"Bizim üzerlerinde son derece etkili olduğumuzu söylediğimiz Suriye’deki Şara yönetimi, gitti Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile deniz altı kablo döşeme anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın kapsadığı alan; Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının, deniz yetki alanlarının ve münhasır ekonomik bölgesinin tam ortasındadır.

Şimdi soruyorum: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile niye böyle bir anlaşma imzalıyorsunuz? Ne sebeple imzalıyorsunuz?

Rum tarafı ve Yunanistan, daha önce de diplomatik hamlelerini yaptı. Rum lideri ve dışişleri bakanı gitti, Şara’yı ziyaret etti. Ve Şara yönetimi onları meşru 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak kabul etti. Peki, soruyorum: Şara yönetimi bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nı davet etti mi? Başbakanını ya da Cumhurbaşkanını çağırdı mı? Çağırabilir miydi? Aslında tam da bunu yapması lazımdı. Türkiye bölgede bu kadar etkiliyse, Rum tarafının bu hamlesine karşılık diplomatik bir cevap verilmeli ve bu anlaşmanın derhal iptali sağlanmalıdır. Çünkü bu sözleşme, Türkiye'nin ve KKTC'nin deniz yetki alanlarını alenen ihlal eden ve yok sayan bir adımdır."

"Mesele sadece bir kablo değil, Türkiye'yi çevreleme planıdır!"

Gerçeklerin söylenmesinden rahatsız olunmaması gerektiğini vurgulayan Yaycı, Doğu Akdeniz'deki diplomatik kuşatmaya dair şu ifadeleri kullandı:

"Şimdi bu gerçekleri söylediğim için bazıları kızacaktır ama ortadaki durum tam olarak budur. Benim gönlümden geçen açık ve nettir: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı da Şara’yı ziyaret etmeli, orada KKTC bayrağı dalgalanmalıdır. Rum tarafı niye gidip ziyaret ediyor, niye baskı kuruyor?

Hatırlayın; zamanında Türkiye ile Suriye arasında karşılıklı kıyılara dayanan bir deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması yapılması ihtimali gündeme geldi. Ulaştırma Bakanı bunu dile getirdiği an Yunanistan ve Rum yönetimi hemen harekete geçerek hem Şara’ya hem de Türkiye’ye baskı yapmaya başladı. İşte akılcı diplomasi, stratejik diplomasi budur!

Burada peş peşe atılan adımlar sıradan bir elektrik, internet kablosu ya da boru hattı projesi değildir. Bunlar, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de hapsedip yok saymayı amaçlayan son derece sinsi jeopolitik çevreleme adımlarıdır."

"Uluslararası hukuk net: Türkiye izin vermedikçe o kablo döşenmez!"

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz’deki kablo projesi krizinin hukuki boyutunu ve Türkiye’nin meşru duruşunu BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) maddeleriyle açıkladı:

"Burada çok önemli bir ayrımı vurgulamak gerekir: Türkiye, kıta sahanlığından veya münhasır ekonomik bölgesinden kablo ya da boru hattı geçmesine prensip olarak karşı değildir. Türkiye'nin kararlı itirazı; kendi deniz yetki alanlarında kendisiyle koordinasyon kurulmaksızın, bildirimde bulunulmaksızın ve izin alınmaksızın faaliyet yürütülmesinedir. Nitekim Milli Savunma Bakanlığı da yaptığı açıklamada Türkiye'nin kıta sahanlığında izinsiz ve önceden koordine edilmemiş hiçbir faaliyete kesinlikle izin verilmeyeceğini net bir dille belirtmiştir.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise 'kablonun uluslararası hukuka uygun olarak döşenebileceğini' savunarak Türkiye’yi devre dışı bırakmaya çalışıyor. Oysa uluslararası hukuk tam aksini söylüyor!

BMDHS’nin 79. maddesi devletlere başkasının kıta sahanlığında kablo ve boru döşeme hakkı verir; ancak bunu ilgili kıyıdaş devletle koordine etme ve güzergâh bildirimi yapma şartına bağlar. Çünkü kıyıdaş devlet orada sondaj yapabilir, koruma alanları ilan etmiş olabilir. Ancak Rum yönetimi ve Yunanistan bu koordinasyonu sağladıkları an, o deniz alanının Türkiye’ye ait olduğunu hukuken tanımış olacaklarını bildikleri için bundan kaçınıyorlar.

Kaldı ki şu an henüz kablo döşeme safhasına gelinmiş değildir. İşin ilk adımı bilimsel araştırmadır. Sözleşmenin 246. maddesi uyarınca denizel bilimsel araştırma yapmak için kıyıdaş devletten izin alınması zorunludur. Bildirim yapmak başka şeydir, izin almak başka şeydir. 

Görevde olduğum dönemden de çok iyi bildiğim bir hile var: Örneğin bir Fransız araştırma gemisi geliyor. Türkiye 'Benden izin alacaksın' diyor, Yunanistan ise 'Hayır, oradan izin alma' baskısı yapıyor. Sonunda şöyle bir kurnazlığa başvuruyorlar: Hem Türkiye'ye hem Yunanistan'a bildirimde bulunuyorlar, üstüne gidip Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden izin alıyorlar. Akıllarınca 'Herkesten izin alayım, başım ağrımasın' diyorlar. Bu kabul edilemez. Sen herkesten izin aldığın zaman bizim egemenlik hakkımızı tanımamış, 'Burası Rum'un da Yunan'ın da Türk'ün de olabilir' demiş oluyorsun. Türkiye buna geçmişte müsaade etmedi, bugün de etmemelidir. Bir araştırma gemisi bizim kıta sahanlığımıza geliyorsa, Yunanistan veya GKRY’den değil; sadece ve sadece Türkiye’den izin almak zorundadır. Bu ayrım hayati önem taşır."

Yunan vekilden itiraf: "Kaşot açıklarında geri adım attık"

Yunanistan iktidar partisi milletvekili Angelos Syrigos'un açıklamalarına dikkat çeken Cihat Yaycı, sahadaki güç dengesini ve Türk Deniz Kuvvetleri'nin kararlı duruşunu vurguladı:

"Yunan İktidar Partisi Milletvekili Angelos Syrigos, 30 Eylül'de yaptığı açıklamada sahadaki gerçeği itiraf etti. 2024 yılında Marmaris’in güneybatısında, Rodos ile Girit arasında kalan Kaşot Adası açıklarında kıta sahanlığımıza giren bir araştırma gemisi, Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarımız tarafından engellendi ve bölgeden çıkarıldı. Syrigos açıkça 'Geri adım attık' diyerek bunu kabul etti.

Ancak Syrigos konuşmasının devamında 'Artık geri çekilme dönemi bitti, Yunanistan projeyi sürdürmeli' diyor. Yani Yunanistan bu emellerinden asla vazgeçmez. Şimdi bölgede korsan bir Navtex (denizcilere duyuru) yayımlayıp araştırma yapmaya hazırlanıyorlar. Bizim yetki alanımızda onların yayımlayacağı Navtex geçersizdir.

İsrail yetmedi, şimdi Fransa’yı da projeye dahil etmeye çalışıyorlar. Atina ve Paris, 'Türkiye'nin Kaş güneyinde ilan ettiği deniz parkının dışından geçeriz' hesabı yapıyor. Mesele deniz parkı değildir; o parkın dışı da Türkiye’nin kıta sahanlığıdır! AB’nin ısmarlama Sevilla Haritası hayalleriyle hareket ediyorlar. Ancak Türkiye bir çadır devleti değildir. 2001 yılından bu yana izin almayan hiçbir araştırma gemisi o sahaya sokulmamıştır, bundan sonra da sokulmayacaktır."

"Miçotakis'in BM mesajları 'yavuz hırsız' taktiğidir"

Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki sözlerini eleştiren Prof. Dr. Cihat Yaycı, açıklamalarını şöyle tamamladı:

"Miçotakis BM kürsüsüne çıkıp 'Coğrafyayı değiştiremeyiz, yan yana yaşamak kaderimiz, iyi komşuluk yapalım' gibi süslü mesajlar veriyor. Bu tam anlamıyla 'yavuz hırsız ev sahibini bastırır' taktiğidir! Bir yandan iyi komşuluktan bahsedip diğer yandan Türkiye’yi 'saldırgan' olarak suçluyor, her platformda Türkiye’yi şikâyet ediyor ve adaları hukuka aykırı şekilde silahlandırmaya devam ediyor.

Kapınızın arkasına beş kilit vurmazsanız fırsatını bulduğu an içeri girip hakkınızı çalmaya çalışacak bir zihniyetle karşı karşıyayız. BM kürsüsünden verilen barış mesajları, Türkiye'yi karalama ve Doğu Akdeniz'de kuşatma çabalarını örtmeye yetmez."

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!