1949'da "Kuzey Atlantik Güvenliği" misyonuyla kurulan NATO, bugün kimlik bunalımı içinde debelenmektedir. 2022 Stratejik Konsept Belgesi Rusya'yı "tehdit", Çin'i "sistemik rakip" ilan ederken, bu iki devletin stratejik ortağı Türkiye'nin örgüte üyeliği artık bir paradoks değil, açık bir çelişki haline dönüşmüştür. Türkiye, F-35 programından çıkarıldı; Patriotlar siyasi rehin olarak kullanıldı; S-400 krizi üzerinden savunma egemenliği sorgulandı. Tüm bunlar olurken, örgüt içinde ABD-İngiltere ve dışarıdan İsrail ittifakının desteğiyle Kıbrıs Rum Kesimi, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin Mavi Vatan'ını gasp etme operasyonlarına girişti. NEMESIS 2025, bu sürecin en son halkasıdır.
Ancak tarih tek yönlü değildir. NATO'nun iç çöküş süreci ile Avrasya kıtasında yeni bir denge mekanizması şekillenmiştir. Halford Mackinder'in 1904'te öngördüğü "Heartland Teorisi" —Avrasya iç kesimlerinin dünya hakimiyetinin anahtarı olduğu argümanı— bugün yeniden güncellik kazanmıştır. Ancak bu kez Heartland yalnızca coğrafi bir kavram değil; enerji koridorları, dijital altyapılar, altın destekli ticaret ağları ve ortak savunma sistemleriyle donatılmış stratejik bir bütünlük haline dönüşmüştür. Türkiye-Rusya-Çin-İran (TRÇİ) dörtlüsü, Heartland'in dört direği olarak kendini göstermektedir: Türkiye'nin coğrafi köprü işlevi, Rusya'nın enerji ve nükleer derinliği, Çin'in teknolojik hegemonyası, İran'ın Batı Asya'daki stratejik konumu —hepsi bir araya geldiğinde, Atlantik merkezli tek kutuplu dünyanın yıkılışını hızlandıran bir katalizör görevi görmektedir.
TRÇİ Kalkanı ve Enerji Güvenliği
Enerji, modern devletlerin vücudunda dolaşan kandır. Kan akışı kesildiğinde ekonomi, savunma sanayisi ve sosyal istikrar anında çöküntüye uğramaktadır. AB'nin 2028 hedefi —Rus kökenli enerjinin tamamının AB topraklarına girmesinin yasaklanması— yalnızca Moskova'yı değil, TürkAkım boru hattı üzerinden Avrupa'ya enerji taşıyan Türkiye'yi de hedef almaktadır. Bu senaryoda Türkiye, enerji transit ülkesi olma statüsünü kaybederken, iç tüketimi için de ciddi bir krizle karşı karşıya kalacaktır.
İşte tam da bu noktada TRÇİ dörtlüsünün enerji stratejisi hayati önem kazanmaktadır. İlk adım enerji çeşitlendirmesi değil; enerji egemenliğidir. Rusya, Türkiye'ye yönelik enerji ihracatını Avrupa pazarına bağımlılığından kurtararak Asya pazarlarıyla bütünleştirebilir. Çin'in "Kara İpek Yolu" kapsamında geliştirilen Orta Koridor (Trans-Kafkasya), TürkAkım'ın enerjisini doğrudan Çin ve Orta Asya pazarlarına taşıyacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu koridor yalnızca boru hattı değil; elektrik şebekesi, hidrojen nakil hatları ve nükleer yakıt döngüsü için ortak altyapılar barındıracak şekilde tasarlanmalıdır.
İran bu denklemde kritik bir köprü görevi görüyor. Dünyanın ikinci sıradaki doğal gaz rezervleri ve petrol kaynakları, Türkiye'nin enerji çeşitlendirmesi için stratejik bir tamamlayıcıdır. Daha önemlisi, İran'ın coğrafi konumu sayesinde "Kuzey-Güney Taşıma Koridoru" (NSTC) üzerinden Hint Okyanusu'na erişim sağlanabilmektedir. Bu koridor, Çin'in "Deniz İpek Yolu" ile birleştiğinde, enerji ve ticaret akışlarını tamamen Atlantik ekseninden kopararak Hint-Pasifik havzasına yönlendiren devasa bir ağ oluşturur. TRÇİ dörtlüsünün bu koridorları kontrol etmesi, Batı'nın enerji silahını köreltecek; aynı zamanda doların enerji ticaretindeki egemenliğini sarsacaktır.
Döviz rezervlerinin altınla desteklenmesi, bu sürecin finansal ayağını oluşturur. Rusya ve Çin altın rezervlerini son on yılda ikiye katlarken, Türkiye altın ihracatını sınırlandırarak iç rezervi koruma politikası izlemektedir. İran ise uluslararası yaptırımlar nedeniyle altın takasında önemli birikim sağlamış durumda. Altın-enerji takası, dolar aracılığı olmadan doğrudan ticaretin kapısını açar. 2025 itibarıyla Rusya-Çin ticaretinin %80'i ulusal para birimleriyle gerçekleştirilirken, Türkiye-İran ticaretinde de Türk lirası-İran riyali takası yaygınlaşıyor. TRÇİ çerçevesinde kurulacak ortak ödeme sistemi, doların uluslararası ticaretteki tekelini yıkmak için somut bir adım olacaktır. Bu, yalnızca ekonomik bir hamle değil; küresel finansal mimarinin yeniden inşasıdır.
Askerî Koordinasyon: Suriye'den Basra Körfezi'ne
TRÇİ'nin askerî boyutu, NATO gibi merkezi komuta yapısı içermeyen esnek bir koordinasyon modelidir. Bu modelin ilk laboratuvarı Suriye oldu. Astana Süreci, yalnızca ateşkes mekanizması değil; Türkiye, Rusya ve İran'ın Suriye topraklarında ortak bir güvenlik mimarisi inşa etme girişimidir. Bu süreçte Türkiye PKK/YPG'ye karşı kara operasyonları yürütürken; Rusya hava desteği ve İran toprak derinliği sağlayarak üçlü bir denge kurmuştur. Çin ise doğrudan askerî katılım göstermemiş olsa da, Suriye'nin yeniden inşası için altyapı yatırımlarıyla stratejik varlığını hissettirmiştir.
Suriye yalnızca başlangıçtır. Kafkasya, Hazar Denizi ve Basra Körfezi, TRÇİ koordinasyonunun genişlediği yeni coğrafyalardır. 2020 Dağlık Karabağ Savaşı sonrası Azerbaycan'ın kazandığı stratejik derinlik, Türkiye'nin Kafkasya'daki etkisini artırmıştır. Rusya Ermenistan üzerinden bölgedeki varlığını sürdürürken, İran kuzey-güney ekseninde denge unsuru olarak kalmıştır. Bu üçlü denge, Çin'in "Bir Kuşak Bir Yol" projesinin Kafkasya ayağı için istikrar sağlayıcı bir zemin oluşturmuştur. Hazar Denizi ise enerji ve lojistik açısından stratejik öneme sahiptir: Rusya ve İran'ın kıyı devletler olarak kontrol ettiği bu iç deniz, Orta Asya enerji kaynaklarının dünya pazarlarına çıkışı için kritik bir geçiş noktasıdır. TRÇİ koordinasyonu, Hazar'ın uluslararası statüsünün korunması ve bölgede ABD/İsrail etkisinin sınırlandırılması açısından hayati önem taşımaktadır.
En hassas cephelerden biri Basra Körfezi'dir. İran'ın bu bölgedeki stratejik derinliği, ABD donanmasının tek taraflı hakimiyetine meydan okuyan en önemli faktördür. Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılma tehdidi, küresel enerji piyasalarını sarsacak düzeydedir. TRÇİ çerçevesinde İran'ın bu stratejik varlığı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz deniz gücüyle, Rusya'nın Akdeniz filosuyla ve Çin'in Hint Okyanusu'ndaki deniz üsleriyle bütünleştirilebilir. Böylece Atlantik'in kontrol ettiği Akdeniz-Hint Okyanusu bağlantısı, Avrasya eksenli bir deniz güvenliği ağıyla karşı karşıya kalacaktır. Bu ağ, yalnızca askerî değil; aynı zamanda sivil deniz ticareti için güvenli koridorlar sunarak Batı'nın deniz hakimiyetine alternatif bir model oluşturacaktır.
KKTC: Avrasya'nın Üçüncü Stratejik Direği
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), bugüne kadar yalnızca "çatışma bölgesi" olarak algılandı. Oysa coğrafi konumu, enerji rezervleri ve tarihsel derinliğiyle KKTC, Avrasya stratejisinin en değerli taşlarından biridir. NEMESIS 2025 tatbikatının KKTC sularında gerçekleştirilmesi, bu gerçeğin Batı tarafından da fark edildiğinin kanıtıdır.
KKTC'nin dönüşümü üç aşamada gerçekleşmelidir:
- İlk aşama: Enerji üssü. Doğu Akdeniz'in doğal gaz rezervleri, yalnızca İsrail ve Rum Kesimi tarafından sömürülmeye mahkûm değildir. Türkiye'nin sondaj gemileriyle keşfedilen Alanya-1, Yörükler-1 gibi sahalar, KKTC topraklarında işlenebilir ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleriyle dünya pazarlarına açılabilir. Bu tesisler Rusya teknolojisiyle inşa edilebilir; Çin sermayesiyle finanse edilebilir; İran ise bölgeye enerji ihracatı konusunda pazar garantisi verebilir.
- İkinci aşama: Teknoloji ve istihbarat üssü. KKTC'nin yüksek rakımlı noktaları, uydu yer istasyonları ve sinyal istihbaratı (SIGINT) tesisleri için ideal konumdadir. Türkiye, Çin ve Rusya'nın elektronik harp kapasitesi KKTC'de birleştirildiğinde, Akdeniz üzerinden geçen tüm iletişim trafiği —askerî ve sivil— izlenebilir hale gelir. Özellikle ABD'nin Akdeniz'deki denizaltı faaliyetleri, İsrail'in siber operasyon merkezleri ve NATO'nun erken uyarı sistemleri, KKTC üzerinden geliştirilecek "Asya Sinyal İstihbarat Ağı" sayesinde şeffaf hale gelir.
- Üçüncü aşama: Savunma derinliği. KKTC'nin bugünkü savunma altyapısı yalnızca hava savunma sistemleriyle sınırlı kalmamalıdır. Türkiye'den elektronik harp sistemleri, Rusya'an S-400 sistemlerinin tedarik edilmesi, denizaltı radarlarının konuşlandırılması ve hatta nükleer denizaltılara ev sahipliği yapılması gündemde olmalıdır. Nükleer denizaltılar yalnızca silah taşıyıcı değil; gizli devriye gücü ve uluslararası sularda sürekli varlık unsuru olarak stratejik öneme sahiptir. Bir Rus veya Çin nükleer denizaltısının KKTC sularında devriye gezmeye başlaması, Akdeniz'in güç dengesini kökten değiştirecektir.
Kurumsal Mekanizmalar ve Zorluklar
TRÇİ dörtlüsünün bugünkü durumu resmî bir ittifak değil; stratejik koordinasyon düzeyindedir. Bu koordinasyonun sürdürülebilir olması için kurumsal bir çerçeve gereklidir. Üç mevcut platform bu çerçevenin temelini oluşturabilir: BRICS+, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Astana Süreci.
Türkiye'nin BRICS'e tam üyeliği gündemde olsa da, mevcut BRICS yapısı yalnızca ekonomik iş birliğini öngörmektedir. TRÇİ vizyonu için BRICS+ modeli geliştirilmelidir: Ekonomik iş birliğinin yanı sıra savunma, enerji ve istihbarat koordinasyonunu da kapsayan genişletilmiş bir yapı. ŞİÖ ise güvenlik odaklı bir platformdur; Türkiye 2012'de diyalog geliştirme ortağı olarak dahil olmuş, İran 2023'te tam üye olmuştur. ŞİÖ'nün gündemine Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Basra Körfezi gibi yeni coğrafyalar eklendiğinde TRÇİ koordinasyonu için ideal bir güvenlik platformu hâline gelebilir. Astana Süreci ise Suriye krizi üzerinden başlayan Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün diplomatik koordinasyonunun kanıtıdır; bu sürecin kapsamı Libya, Afganistan gibi diğer çatışma bölgeleriyle genişletilebilir.
Ancak TRÇİ'nin kurumsallaşması NATO gibi merkeziyetçi bir yapıya dönüşmemelidir. Esnek, konu bazlı ve konsensüs temelli bir koordinasyon modeli, dördünün farklı çıkarlarını korurken ortak hedeflere ulaşmasını sağlayacaktır.
Sonuç: Atlantik'ten Avrasya'ya – Bir Medeniyetin Dönüşü
TRÇİ dörtlüsü Asya kardeşliğinin somutlaşmış hâlidir. Bu dörtlü yalnızca stratejik bir ittifak değil; medeniyetler arası bir köprüdür. İslam medeniyetinin mirasını taşıyan Türkiye ve İran, Slav-Ortodoks kimliğini temsil eden Rusya ve bin yıllık Çin medeniyeti —hepsi farklı tarihî tecrübelerle bir araya gelerek, Batı merkezli tek kutuplu dünyanın yıkılışından sonra yükselen çok kutuplu düzende ortak bir vizyon geliştiriyorlar. Bu vizyon yalnızca güç dengesi değil; aynı zamanda adalet, eşitlik ve medeniyetler arası diyalog üzerine kuruludur.KKTC bu vizyonun Akdeniz'deki somut varlık unsuru hâline gelecektir. Enerji üssü, teknoloji merkezi ve savunma derinliğiyle donatıldığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Avrasya'nın üçüncü stratejik direği olarak tarihe geçecektir. NEMESIS 2025 tatbikatı bu dönüşümün başlangıcı olarak hatırlanacaktır —çünkü tarih, her kuşatmanın ardından daha güçlü bir direnişin doğuşunu kaydeder.
Son olarak: TRÇİ vizyonu Türkiye'nin Batı'ya sırtını dönmesi değil; kendi tarihî derinliğine dönmesidir. Lozan'da kazanılan egemenlik bugün Avrasya ekseninde yeniden inşa edilmektedir. Bu inşaat yalnızca beton ve çelikten değil; irade, strateji ve medeniyet öz güveninden beslenmektedir. Atlantik'in karanlık bulutları dağıldığında Asya'nın güneşi altında yeniden doğan bir Türkiye göreceğiz —egemen, bağımsız ve kardeş milletlerle omuz omuza yürüyen bir Türkiye.
- Çift Başlı Kartalın Dirilişi 24.02.2026
- Din, Diplomasi ve Emperyalizm Üçgeni 23.01.2026
- Tümünü Gör