Din, Diplomasi ve Emperyalizm Üçgeni

Din, Diplomasi ve Emperyalizm Üçgeni
Serdar Aliçavuşoğlu
23.01.2026 Cuma 09:42 | Son Güncelleme: 23.01.2026 Cuma 09:42

Dünya artık iki kutupta şekilleniyor: Batı (Atlantik) ve Asya. Bu kutuplaşma yalnızca askerî ve ekonomik alanı değil; dini meşruiyet alanını da kapsıyor. Bugün Hristiyanlığın kutsal mekânlarından biri olan İznik, bu yeni cephede Batı’nın dini hegemonyasını ilan ettiği bir sahne haline dönüştürmek istenmektedir. Ancak bu sahnenin arkasında sadece Vatikan’ın ya da Fener Rum Patrikhanesi’nin değil, Washington’un da stratejik planları işlemektedir.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın son dönemde attığı iki adım, bu planların şifresini çözmemiz için yeterli veriler içermektedir:

“1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna açıkça düşmanlık etmek
•Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret edip Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını talep ederek ekümenik iddilarını uluslararası alanda meşrulaştırmak


Bu ikili adım, ekümenizmin aslında ABD (Batı) emperyalizminin dini ayağı olduğunu gözler önüne seriyor. Papa XIV. Leo ile Patrik Bartholomeos’un İznik buluşması da bu çerçevenin içinde değerlendirilmelidir: Ortodoks dünyayı Batı eksenine çekmek, Türkiye’nin iç dengelerini bozmak ve ulus devlet yapısını zayıflatmak için dikkatle hazırlanmış bir operasyonun parçasıdır.

TOM BARRACK’IN İKİ YÜZÜ: 1919 DÜŞMANLIĞI VE HEYBELİADA RUHBAN OKULU TALEBİ 


ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Yunan basınına yaptığı açıklama, emperyalizmin yüzyılı aşkın süredir Türkiye’ye duyduğu öfkeyi apaçık ortaya koymaktadır: “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız.”

Bu cümle, sıradan bir diplomatik ifade değildir. Kurtuluş Savaşı’na, Laik Cumhuriyet’e ve Türk Devrimine karşı açık bir savaş ilanıdır. Çünkü 1919, emperyalizmin sömürü düzeninin kırıldığı, bağımsız bir üretim ilişkisi modelinin doğduğu ve halk iradesinin egemen kılındığı tarihtir. Barrack’ın bu tarihe nefretle bakması, Türkiye’nin bağımsız ulus devlet kimliğine karşı duyulan stratejik kinin dışavurumudur.

Barrack’ın aynı zamanda Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ederek Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını talep etmesi ise, bu düşmanlığın nasıl yürütüldüğünü göstermektedir. Çünkü Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, sadece bir eğitim meselesi değil; Patriğin “ekümenik” iddiasını uluslararası arenada meşrulaştırma aracıdır. ABD, bu yolla Patrikhane’yi Ortodoks dünyanın lideri olarak tanıtmayı, böylece Türkiye’nin iç meselesini uluslararası platforma taşımayı hedeflemektedir. Oysa Fener Rum Patrikhanesi, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve Lozan Barış Antlaşması’na göre Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir dini kuruluştur.

BATI’NIN DİNİ STRATEJİSİ: FENER ÜZERİNDEN ORTODOKS DÜNYAYI BÖLMEK


Batı, Soğuk Savaş sonrası dönemde yalnızca silahla değil, sembollerle de hegemonya kurmuştur. Ekümenizm, bu stratejinin dini boyutudur.


Fener Rum Patrikhanesi, 2019’da Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne "otosefal" yani kendi kendini yönetme yetkisi vermiş bu nedenle kilisenin Moskova ile ilişkilerinin kesintiye uğramıştır. Patrikhane’nin bu adımı, Batı’nın Ortodoks dünyasında Rus etkisini kırma hamlesi olarak anlaşılmaktadır.

Papa Leo’nun İznik ziyareti, bu sürecin doruk noktasıdır. Çünkü Vatikan liderinin İznik gibi bir yerde Fener Patriği ile birlikte ayin yapması, sadece bir dini buluşma değil, ekümenikliği kurumsal olarak tanıma eylemidir. Bu eylem, Batholomeos’a uluslararası arenada “Ortodoks dünyanın ruhani lideri” statüsü kazandırmayı amaçlamaktadır. Bu durum, hem Lozan Antlaşması’na hem de Türk iç hukukuna aykırıdır.

Papa’nın niyetini bilen Rusya Federal Dış İstihbarat Servisi (SVR), Bartholomeos’u “cübbeli deccal” olarak tanımlamıştır. Bu ifadeler, Batı emperyalizminin Ortodoks dünyada yürüttüğü stratejik projenin simgesini hedef almaktadır. Rus istihbaratının “cübbeli deccal” diyerek kullandığı bu sert dil, Ortodoks inanışından beslenmektedir. Deccal, sahte birlik, barış ve kardeşlik vaatleriyle insanların gerçek imanını sarsan, kiliseyi siyasete alet eden bir figürdür. Bugün Fener Rum Patrikhanesi’nin Vatikan, ABD ve İngiltere ile iş birliği içinde izlediği yol, Rusya İstihbaratı tarafından işte böyle betimlenmektedir.

TÜRKİYE’NİN TARAFI: ASYA MEVZİSİ VE MİLLİ EGEMENLİK

Türkiye, Lozan Barış Antlaşması uyarınca Fener Rum Patrikhanesi’ni yalnızca bir azınlık dini kurumu olarak tanımaktadır. “Ekümenik Patrik” unvanı, uluslararası hukuka aykırıdır; ancak Batı, bu unvanı kullanmaktadır. Bu, sadece bir dini mesele değil, Türkiye’nin egemenliğine yönelik dolaylı bir tehdittir.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Sözcüsü Selçuk Erenerol’un açıklaması, bu süreci çok net tanımlamaktadır: “İznik’teki ekümenik nitelikli siyasi etkinliği kabul etmiyoruz. Bu tür organizasyonlar, dini tarih üzerinden siyasi bir mesaj verme çabasıdır. 1925 yılında aynı etkinlik yapılmak istenmiş, ancak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün duruşu net olarak anlaşılınca geri çekilmişlerdir. Bugün de bizler aynı kararlılıkla bu girişime karşıyız.”

Atatürk’ün duruşu, bugün de geçerlidir. Çünkü din, siyasete alet edilemez. Ne Vatikan ne Washington ne de Londra, Türk topraklarında dini meseleleri kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirebilir. Türkiye’nin jeopolitik tercihi, Asya mevzisinde yer almak olmalıdır. Çünkü Batı, Fener Rum Patriği üzerinden yalnızca Ortodoks dünyayı değil, Türkiye’nin iç dengelerini de bozmaya çalışmaktadır. Lozan’a ve Atatürk’ün laik-milli mirasına sadık kalmak, bu tehdide karşı en güçlü dirençtir.

haber365.com
Serdar Aliçavuşoğlu Yazıları