“Ben o fonlardan almadım. Bu kriz beni neden ilgilendirsin?”
Çünkü bir fon krizi, yalnızca fon satın alanların ekranında yaşanmaz. Önce fonun elindeki hisselere, ardından piyasaya duyulan güvene dokunur. Güven kaybı derinleşirse etkisi borsanın dışına da taşabilir.
Fon, birçok kişinin parasının bir havuzda toplanıp yatırımlarda kullanılmasıdır. Fon yöneticisi bu parayla bir şirketin hissesini alabilir. Siz de aynı hisseyi, hiçbir fon almadan, kendi hesabınızdan satın alabilirsiniz. Fon ile bireysel yatırımcı işte bu noktada aynı piyasada buluşur.
Bir örnek düşünelim: Piyasada alınıp satılan miktarı az olan bir hisseye fonlardan yoğun talep geliyor. Fiyat yükseliyor. Yükselişi gören başka insanlar hisseyi alıyor; yükselen fiyat fonun getirisini de büyütüyor. Sonra fondan para çıkışı başlıyor ve nakit bulmak için satış gerekiyor. Alıcı sayısı sınırlıysa fiyat hızla düşüyor. Fon sahibi fonunun değerinden, hisseyi doğrudan alan kişi ise kendi birikiminden etkileniyor.
Bu yalnızca teorik bir ihtimal değil. Sermaye Piyasası Kurulu, 2025’in son çeyreğinde bazı fonların dolaşımdaki payı düşük hisselerde, şirketlerin ekonomik durumuyla açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu gözlemlediğini açıkladı. Konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’nde görüşüldü. 17 Eylül 2026’da ise yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi.
Yükseliş ile düşüş arasındaki uçurum çarpıcı. Tera Portföy’ün TLY kodlu fonunun 16 Eylül’de görünen son bir yıllık getirisi yaklaşık yüzde 669’du. Bu fonun büyük pozisyonları arasında gösterilen altı hissenin 15–25 Eylül kapanışları arasındaki değer kaybı ise yaklaşık yüzde 57 olarak hesaplandı. İlki fonun geçmiş getirisi, ikincisi hisselerin sonraki düşüşü. Farklı yatırımlara ait bu iki rakam, yükselişi izleyerek doğrudan hisse alan kişinin nasıl etkilenebildiğini gösteriyor.
SPK’ya göre tasfiye kapsamındaki fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Ancak bu sayı, fonların portföyündeki hisseleri kendi hesabından alanları içermiyor. Krizin etkilediği insanları yalnızca fon sahiplerinden ibaret sayarsak tablonun bir bölümünü görmüş oluruz.
Peki hiç hisse almayanı neden ilgilendiriyor?
Çünkü yabancı yatırımcı bir ülkeye para getirirken yalnızca olası kazanca bakmaz. “Hisselerin gerçek sahipleri kim? Fiyatlar güvenilir biçimde oluşuyor mu? Gerektiğinde yatırımımı makul bir fiyattan satabilir miyim? Kurallar öngörülebilir mi?” diye de sorar.
Türkiye bu sorularla uluslararası alanda zaten karşı karşıya. Küresel endeks sağlayıcısı MSCI, Haziran 2026’da, yani Eylül’deki tasfiye kararlarından önce, Türkiye piyasasının bilgi akışı değerlendirmesini düşürdü. Gerekçeleri arasında hisselerin gerçek dolaşım miktarına ilişkin şeffaflık ve fiyat oluşumuna dair kaygılar vardı. MSCI ayrıca, Kasım 2026’ya kadar somut ilerleme görülmezse Türkiye piyasasına ilişkin yeni bir değerlendirme süreci başlatabileceğini bildirdi. Türkiye’nin piyasa sınıfı düşürülmüş değil; fakat uluslararası uyarı kayda geçmiş durumda. Eylül krizi de bu uyarıların neden ciddiye alınması gerektiğini gösterdi.
Bunun ekonomik karşılığı nedir? Güveni azalan yabancı yatırımcı hiç gelmeyebilir, daha az para getirebilir ya da üstlendiği risk için daha yüksek getiri isteyebilir. Bu, şirketlerin yatırım için kaynak bulmasını zorlaştırabilir. Böyle bir güven sorunu uzun sürer ve sermaye girişini belirgin biçimde azaltırsa döviz üzerinde de baskı oluşturabilir.
Enflasyon bağlantısı burada kuruluyor; borsadaki düşüş market etiketlerini doğrudan değiştirmiyor. Ancak güven kaybının döviz kuruna güçlü ve kalıcı biçimde yansıması hâlinde ithal enerji, üretimde kullanılan malzemeler ve diğer ithal ürünler lira cinsinden pahalılaşabilir. Maliyet artışının bir bölümü zamanla tüketici fiyatlarına geçebilir. Merkez Bankasının çalışmaları da kur değişimlerinin fiyatlara, özellikle ithal girdi maliyetleri üzerinden yansıyabildiğini gösteriyor. Bu krizden kaynaklanan ölçülmüş bir enflasyon artışı varmış gibi konuşmak içinse henüz erken.
Bu yüzden mesele, “Borsada birileri para kaybetti” cümlesine sığmıyor. Bir tarafta fon sahipleri, diğer tarafta aynı hisseleri doğrudan alanlar var. Daha geniş çemberde ise Türkiye piyasasına duyulan güven bulunuyor.
Şimdi sorulması gerekenler açık: Olağandışı fiyat hareketleri aylar önce fark edildiyse yatırımcılar nasıl korundu? Hisselerin gerçek sahipliği ve fiyat oluşumu yabancı yatırımcıya nasıl güvenilir biçimde gösterilecek? Soruşturma kadar, bu sorulara verilecek şeffaf cevaplar da Türkiye’nin ekonomik itibarı için belirleyici olacak.
Fon almadınız diye bu hikâyenin dışında kalmış olmuyorsunuz. Piyasaya duyulan güven herkesin ekonomik hayatına dokunabilir.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!