Kaşif Kozinoğlu ve Mehmet Eymür savaşının perde arkası: Kozinoğlu gerçeğini Ceyhun Bozkurt anlattı

Ceyhun Bozkurt, Görüş Alanı programının yeni bölümünde MİT Dış Operasyonlar Dairesi eski Başkanı Kaşif Kozunoğlu’na yönelik FETÖ kumpasının bilinmeyen geçmişini gözler önüne serdi.


Görüş Alanı programının yeni bölümünde Ceyhun Bozkurt, MİT Dış Operasyonlar Dairesi eski Başkanı Kaşif Kozunoğlu’na yönelik FETÖ kumpaslarının sadece 2011 yılıyla sınırlı kalmadığını, sürecin 1990’lı yılların sonuna ve 2000’li yılların başına kadar uzanan derin geçmişini anlattı. Bozkurt; Türk ordusunda Özel Kuvvetler bünyesinde görev yaptıktan sonra MİT’e geçen ve özellikle Asya ile Türkistan coğrafyasında Türkiye’nin milli çıkarları doğrultusunda kritik operasyonlar yürüten Kozunoğlu’nun, yabancı istihbarat servisleri ve FETÖ unsurları tarafından nasıl hedef alındığını detaylarıyla aktardı.

Bozkurt, Kozunoğlu’nun TSK ve MİT bünyesindeki stratejik görevlerini, teşkilat içerisindeki milli unsurlar ile Amerikan istihbaratına yakın isimler arasındaki güç mücadelesini ve Mehmet Eymür ile Enver Altaylı gibi aktörlerin bu süreçteki rollerini şu başlıklarla değerlendirdi:

Milli çıkar ekseninde bir istihbaratçı: TSK'dan MİT'e uzanan hat

Ceyhun Bozkurt, Kaşif Kozunoğlu’nun Kara Harp Okulu mezuniyetiyle başlayan askeri kariyerinde Özel Kuvvetler bünyesinde önemli görevler üstlendiğini ve Okul Komutan Yardımcılığı seviyesine kadar yükseldiğini aktardı. TSK’dan emekli olduktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’na geçen Kozunoğlu’nun, özellikle Asya’da ve Türkiye’nin "hinterlandı" sayılabilecek coğrafyalarda milli çıkarlar doğrultusunda kritik operasyonlara imza attığını vurguladı. Bozkurt, Kozunoğlu'nun FETÖ kumpaslarına maruz kaldığı dönemde dahi bu stratejik görevlerini başarıyla sürdürdüğünü ifade etti.

MİT içindeki vesayet savaşı: CIA etki ajanları ve milli unsurlar

Kozunoğlu’nun MİT’e katıldığı dönemde teşkilat içerisinde çok çetin bir mücadelenin yaşandığına dikkat çeken Bozkurt, bu dönemi milli unsurlar ile Amerikan istihbaratının (CIA) etki ajanları ve sızma girişimleri arasındaki çatışma olarak tanımladı.

Bozkurt, bu tablonun öne çıkan iki kilit figürünü şöyle sıraladı:

Enver Altaylı: CIA adına bölgede etki ajanlığı yürütmesi için görevlendirilen, Ruzi Nazar’ın öğrencisi olan ve MİT içerisine sızdırılan üst düzey bir isim olarak öne çıktığını belirtti.

Mehmet Eymür ve ekibi: Yıllarca Amerika ile yakın ilişkileri ve mesaisi tartışılan Mehmet Eymür’ün teşkilat içerisindeki konumuna değinen Bozkurt; Kozunoğlu’nun daha sonra aktardığı bilgilere dayanarak, Eymür’ün FETÖ elebaşı Fethullah Gülen’den yıllık 50 bin dolar maaş alan bir yapı ile iltisaklı olduğunu beyan etti.

Ceyhun Bozkurt, Kozunoğlu’nun hedef alınmasının temelinde, onun temsil ettiği milli istihbarat anlayışı ile CIA ve FETÖ güdümlü bu unsurların Avrasya ve Türkistan coğrafyasındaki emellerinin çakışmasının yattığını altını çizerek vurguladı.

2000’lerin başı ve küresel işgal konsepti: Türk istihbaratı neden hedef alındı?

Bozkurt, kumpaslar tarihinin sanıldığı gibi 2005 Şemdinli veya 2007 Ergenekon süreciyle başlamadığını, FETÖ’nün 1990’ların sonunda emniyet ve yargıya sızarak ilk kumpaslarının altyapısını oluşturduğunu söyledi. 11 Eylül 2001 sonrası ABD ve müttefiklerinin Afganistan ile Irak'ı işgal ettiği, Avrasya, Asya ve Türkistan coğrafyasında agresif politikalar yürüttüğü döneme işaret eden Bozkurt, Türk istihbaratının milli mensuplarının bu küresel hamlelerin önündeki en büyük engel olarak görüldüğünü dile getirdi. Bu nedenle FETÖ unsurları üzerinden vatanperver isimleri itibarsızlaştırma operasyonlarının düğmesine basıldığını kaydetti.

Ergenekon'un temeli "telekulak" ve medya servisleri

Emniyet ve yargıdaki vatanperver kadroları tasfiye eden FETÖ'cülerin, MİT'teki milli isimleri medya servisleriyle hedef tahtasına oturttuğunu belirten Ceyhun Bozkurt, "Telekulak" skandalına özel bir parantez açtı:

15 Temmuz sonrası TBMM’de kurulan komisyon raporuna da giren tespiti hatırlatan Bozkurt, "Ergenekon komplosunun temeli Telekulak operasyonuyla atılmıştır" vurgusuna dikkat çekti.

O dönem Telekulak komplolarıyla sızdırılan telefon görüşmeleri üzerinden Kaşif Kozunoğlu’nun isminin doğrudan medyanın ve kamuoyunun önüne atılarak büyük kumpasların psikolojik altyapısının hazırlandığını bildirdi.

Taşkent Diploması soruşturması ve bürokratik trafik

Ceyhun Bozkurt, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve Kozunoğlu’nun Türkistan, Afganistan ve Irak hattında Türkiye’nin milli menfaatleri doğrultusunda en kritik operasyonları yönettiği 2003-2005 yılları arasında yürütülen "Taşkent Diploması" operasyonunu ulaştığı belgelerle açıkladı.

Bozkurt’un ulaştığı belgelere göre kumpasın bürokratik ayağı adım adım şöyle işledi:

YÖK’ün Başbakanlığa Başvurusu (2003): YÖK, 2003 yılının ilkbahar-yaz aylarında Başbakanlığa gizli bir yazı göndererek Kaşif Kozunoğlu’nun da aralarında bulunduğu 20 kişilik bir listenin Özbekistan’daki Taşkent Devlet Teknik Üniversitesi’nden aldıkları diplomaların sahte olup olmadığını sordu. Ancak Başbakanlık bu sorgulamaya yanıt vermedi.

Atilla Kart’ın Soru Önergesi (9 Mart 2005): Başbakanlıktan yanıt alamayan süreç üzerine dönemin CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. Kart, Taşkent Büyükelçiliği üzerinden diplomaların gerçekliğinin araştırılıp araştırılmadığını sordu.

Abdullah Gül’ün Yanıtı (22 Nisan 2005): Normal şartlarda aylar süren soru önergelerine karşın, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yaklaşık 1,5 ay gibi kısa bir sürede kendi imzasıyla resmi yanıt verdi. Gül yanıtında, Taşkent Büyükelçiliği ve Özbekistan Dışişleri Bakanlığı nezdinde yapılan araştırmada Kaşif Kozunoğlu’nun Taşkent Devlet Teknik Üniversitesi’nde öğrenim görmediğini, adına düzenlenmiş D1NO30521 sayılı bir diplomanın üniversite kayıtlarında yer almadığını beyan etti.

İstihbaratın gri dünyası ve koordineli saldırı analizi

Bozkurt, istihbarat görevlilerinin örtülü operasyonlarını ve saha faaliyetlerini rahat yürütebilmeleri adına kendilerine belirli kimlik ve diplomaların sağlanabileceğine dikkat çekti. MİT’in en üst düzey operasyonel isimlerinin tahsil belgelerinin bu şekilde kamuoyuna ve bürokrasiye malzeme yapılmasını analiz eden Bozkurt; YÖK’ün başvurusu, CHP’li Atilla Kart’ın önergesi ve Abdullah Gül’ün jet yanıtının iyi niyetli olmadığını, bunun TSK ve MİT’teki vatanperver kadrolara yönelik koordineli bir kumpas hamlesi olduğunu savundu.

FETÖ tutuklamasının yapıldığı gün (10 Mart 2011) verilen önerge

Sürecin en çarpıcı detayını açıklayan Ceyhun Bozkurt, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003 ve 2005 yıllarında Kozunoğlu hakkındaki soruşturma izinlerini vermeyerek MİT personelini koruduğunu aktardı.

Bozkurt, kumpasın siyasi ayağındaki dikkat çekici zamanlamayı şu sözlerle özetledi:

FETÖ’cü emniyet ve yargı unsurları 3 Mart 2011’de Kozunoğlu hakkında gözaltı kararı çıkardı ve Kozunoğlu 10 Mart 2011’de tutuklandı.

CHP’li Atilla Kart, Kozunoğlu’nun tam da tutuklandığı gün (10 Mart 2011) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle yeni bir soru önergesi daha vererek "Zamanında niye soruşturma izni vermediniz?" sorusuyla Başbakan’dan hesap sormaya çalıştı.

Ceyhun Bozkurt, FETÖ’nün MİT yöneticisini hapse attığı gün Başbakanlığa bu önergenin verilmesini, FETÖ’nün kumpas değirmenine doğrudan su taşımak olarak nitelendirdi ve 2011'deki tutuklamanın altyapısının yıllar öncesinden bu bürokratik hamlelerle hazırlandığını ifade etti.


Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!