Bir an için tersten düşünelim…
Bir temmuz sabahı uyanıyoruz ve ortada hiçbir neden yokken devletin binlerce kişiyi şafak baskını ile eş zamanlı gözaltına aldığını öğreniyoruz.
Bazı TV kanallarında;
“Devlet, hükümet karşıtı herkesi gözaltına aldı.”
“Bu insanların suçu ne?”
“Bylock kullandıkları için tutuklandılar”
“BDDK izni ile açılan Bank Asya müşterileri gözaltına alındı”
“Tutuklanan suçsuz insanların aileleri protesto için toplandılar”
“O sadece bir öğretmendi, doktordu, memurdu, askerdi”
“Fethullah Gülen’i sevenler tutuklanıyor”
“Diktatör rejim tüm muhalifleri tutukluyor”
Gibi cümleler duyuyoruz.
Hükümet ise “Bu bir FETÖ operasyonudur. Darbe girişiminde bulunacaklardı ve engelledik” şeklinde açıklamalar ile halkı sakinleştirmeye çalışıyor fakat nafile.
İsyan gitgide büyüyor.
Mazlum kisvesine bürünen kişilerin hikayelerini ekranlarda seyrettiğimizi hayal edin…
“Bir öğretmen nasıl darbe yapabilir!”
“Adil Öksüz sadece bir akademisyendi, tek suçu vatanını sevmekti.”
Böyle bir ortamda sizce sonuç ne olurdu?
Ülke tam anlamıyla kaos yaşardı. İsyanların önünü kesmek imkânsız hale gelirdi.
Fitne sokaklarda kol gezerdi…
Kurban rolüne en aşık ve en lanetli örgüt olan FETÖ’nün üyeleri, yandaşları, hatta FETÖ ile bağlantısı olmayan ama mazlumun yanında yer alma amacı taşıyan temiz yürekli halkımız dahi sokaklara dökülürdü.
Hükümet karşıtı propagandalar başlardı. Dezenformasyon ile tüm sosyal medya kanallarından hükümet karşıtı söylemler baş gösterirdi.
Hatta birkaç ağacı bahane ederek gezi parkında toplanan kalabalık da bu fırsatı kaçırmayıp, isyandan faydalanmak adına onlara eşlik ederdi.
Kısacası at izi it izine karışırdı.
Peki bu girişimi engellemek için ne yapılabilirdi?
Çözüm neydi?
Sonuçta karşımızda az önce bahsettiğim senaryonun meydana gelmesi için zemin hazırlamış olan gizli bir yapılanma vardı ve bu yapılanma ülke adına büyük tehlike arz ediyordu.
Örgütün darbe girişiminde bulunmasından evvel devlet tarafından gerçekleştirilecek bir operasyon ülkeyi kaosa sürükleyecekti.
Devletin çeşitli kuruluşlarına ve halkın içine derinlemesine nüfuz ederek kamufle olan bir örgütü engellemenin tek yolu vardı. Yılanı yuvasında iken değil, yuvasından başını çıkardığı an bertaraf etmek…
Devlet de bunu yaptı. Hedefi belirledi, takip etti, stratejisini planladı, doğru zamanı bekledi ve hamlesini yaptı.
Yani darbe girişimi aslında bir tiyatro değildi. Gerçek bir girişimdi. Tarihte ilk defa bir darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Tiyatro olarak algılanmasının sebebi ise bu darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıydı.
“Böyle darbe mi olur? Devletin bir tiyatrosu bu!” diyenlere şunu söyleyerek yazımı tamamlamak istiyorum…
Darbe bir tiyatro değildi, tiyatro olan FETÖ’cülerin darbe yapmak adına çevirdiği dolaplardı.
Muhalif olmak, devletin ve milletin emeklerinin hiçe sayılması değil hükümetin uyguladığı yanlış politikaları eleştirmektir.
15 Temmuz’da şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
15.07.2026
Ramda Afsar
- “Böyle Darbe mi Olur?” Diyenlere… 15.07.2026
- Ekonomik Bağımsızlık İçin Âhilik Modeli: “Uyuşturucu Bağımlılığından Daha Tehlikelidir Ekonomik Bağımlılık” 11.07.2026
- SAVAŞTAYIZ ! 17.05.2026
- Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz… 04.04.2026
- BlackRock CEO’su Neden Türkiye’ye Geldi? 28.03.2026
- Tümünü Gör