Moldova’da son günlerde yaşanan gelişmeler, ilk bakışta yalnızca bir anayasa mahkemesi kararı veya seçim hukukuna ilişkin teknik bir düzenleme gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür.
Gagavuz Türklerinin yaklaşık otuz yıldır Moldova’nın kendi hukuk sistemi içinde sahip olduğu bazı anayasal ve yasal güvencelerin daraltılması yönünde atılan adımlar, yalnızca Moldova’nın iç hukukunu ilgilendiren bir konu değildir. Bu gelişmeler aynı zamanda Avrupa’da yaşayan kadim bir Türk topluluğunun geleceği açısından da dikkatle takip edilmelidir.
Burada en başta şu hususun altını çizmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti, Moldova’nın egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygılıdır. Türkiye’nin savunduğu husus, Moldova’nın iç işlerine müdahale etmek veya yeni bir siyasi statü oluşturulmasını istemek değildir.
Savunulması gereken, Moldova Cumhuriyeti’nin kendi hukukuyla 1994 yılında oluşturduğu ve uzun yıllardır uyguladığı hukuki düzenin korunmasıdır.
Çünkü devletler hukuk güvenliğiyle güçlenir.
Bugün kendi hukukuyla tanıdığı hakları tek taraflı olarak daraltan bir devlet, yarın kendi vatandaşlarının devlete olan güvenini de zedeler.
Gagavuzlar kimdir?
Gagavuzlar, Oğuz Türklerinin bir koludur.
Yüzyıllardır dillerini, kültürlerini ve milli kimliklerini koruyarak günümüze ulaşmışlardır.
Türk Dünyasının ayrılmaz bir parçasıdırlar.
Türkiye ile aralarındaki bağ yalnızca soy bağı değildir; aynı zamanda tarih, kültür, dil ve gönül bağıdır.
Bu nedenle Gagavuz Türklerinin karşı karşıya kaldığı gelişmeler, Türk milletinin doğal olarak yakından takip etmesi gereken gelişmelerdir.
Tarihî sorumluluğumuz
Cumhuriyetimizin büyük devlet ve kültür adamlarından Hamdullah Suphi Tanrıöver, Romanya Büyükelçisi olarak görev yaptığı yıllarda Gagavuz Türklerinin eğitimine, kültürüne ve milli kimliklerinin korunmasına büyük destek vermiştir.
Onun gayreti sayesinde çok sayıda Gagavuz genci Türkiye’de eğitim görme imkânı bulmuş, Türkiye ile Gagavuz Türkleri arasındaki bağlar daha da kuvvetlenmiştir.
Aradan yaklaşık bir asır geçmesine rağmen Türkiye’nin bu tarihî sorumluluğu değişmemiştir.
Bugün de Gagavuz Türkleriyle ilgilenmek yalnızca bir dış politika tercihi değil, tarihî ve millî bir görevdir.
Türkiye'nin yaklaşımı nasıl olmalıdır?
Türkiye bu meseleyi herhangi bir jeopolitik rekabetin parçası hâline getirmemelidir.
Ne Avrupa Birliği-Rusya rekabeti açısından ne de Moldova iç siyasetindeki tartışmalar üzerinden değerlendirmelidir.
Türkiye’nin pusulası yalnızca kendi millî menfaatleri ve soydaşlarının hukukudur.
Bu nedenle Türkiye’nin yaklaşımı dört temel ilkeye dayanmalıdır.
Birincisi; Moldova’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne tam saygı.
İkincisi; Moldova’nın kendi hukukuyla güvence altına aldığı kazanılmış hakların korunması.
Üçüncüsü; Gagavuz Türklerinin dilinin, kültürünün ve kimliğinin yaşatılması.
Dördüncüsü; bölgesel istikrarın korunması.
Bu dört ilke birbirine aykırı değildir.
Tam tersine birbirini tamamlamaktadır.
Türkiye ne yapmalıdır?
Öncelikle Dışişleri Bakanlığımız gelişmeleri yakından takip etmeli ve Moldova makamlarıyla yapıcı diplomatik temaslarını artırmalıdır.
TBMM’de bütün siyasi partilerin ortak imzasıyla Gagavuz Türklerinin kültürel kimliğinin ve Moldova hukukunda güvence altına alınmış kazanılmış haklarının korunmasını destekleyen ortak bir bildiri yayımlanmalıdır.
Türk Devletleri Teşkilatı, Gagavuz Türklerini yalnızca kültürel faaliyetlerde hatırlayan bir yapı olmaktan çıkmalı; bu konuda kalıcı çalışma mekanizmaları oluşturmalıdır.
TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile üniversitelerimiz Gagavuzya’daki eğitim, kültür ve gençlik projelerini daha da genişletmelidir.
Türkiye’de Gagavuz Türkçesi, tarihi ve kültürü üzerine çalışan akademik merkezler desteklenmeli, ortak bilimsel çalışmalar artırılmalıdır.
Gagavuz gençlerine verilen bursların sayısı artırılmalı, karşılıklı öğrenci ve akademisyen değişim programları güçlendirilmelidir.
Ekonomik ilişkiler de ihmal edilmemelidir.
Türkiye’nin Gagavuzya ile ticaret, tarım, eğitim ve sanayi alanlarında geliştireceği projeler, bölgenin refahına katkı sağlayacak ve Türkiye ile olan bağlarını daha da kuvvetlendirecektir.
Dikkatli olunması gereken husus
Burada özellikle ifade edilmesi gereken önemli bir nokta vardır.
Gagavuz Türklerinin Moldova hukukundan doğan kazanılmış haklarının korunmasını savunmak ile herhangi bir ülkede yeni bir siyasi statü talep etmek tamamen farklı meselelerdir.
Türkiye’nin yaklaşımı son derece nettir.
Türkiye, başka devletlerin iç işlerine müdahale etmez.
Türkiye, ayrılıkçı hareketleri hiçbir yerde desteklemez.
Türkiye’nin savunduğu husus; Moldova’nın kendi hukukuyla oluşturduğu düzenin korunması, Gagavuz Türklerinin kültürel varlığının güçlendirilmesi ve Moldova’nın birlik ve bütünlüğünün devam etmesidir.
Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet anlayışıyla da tamamen uyumludur.
Sonuç
Gagavuz Türkleri, Türk milletinin Avrupa’daki kadim kollarından biridir.
Onların dili de bizim dilimizdir.
Kültürü de bizim kültürümüzdür.
Sevinci de hüznü de bizim ortak hafızamızın bir parçasıdır.
Bugün Moldova ile Türkiye dost iki ülkedir.
Dostluk, doğruların söylenmesine engel değildir.
Tam tersine gerçek dostluk, sorunlar büyümeden uyarıda bulunabilmektir.
Türkiye, Moldova’nın toprak bütünlüğüne olan desteğini sürdürürken, Gagavuz Türklerinin Moldova hukukuyla güvence altına alınmış kazanılmış haklarının korunmasını da aynı kararlılıkla savunmalıdır.
Çünkü güçlü devletler, hukuklarını korudukları gibi dostlarının ve soydaşlarının hukukunu da takip ederler.
Gagavuz Türkleri yalnız değildir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Dünyası ve bütün Türk milleti, Gagavuz Türklerinin geleceğini dikkatle takip etmeye devam etmelidir.
- Gagavuz Türklerinin kazanılmış hakları aşındırılırken Türkiye sessiz kalmamalıdır 13.07.2026
- Ankara Zirvesi ve NATO 3.0: Türkiye yeni güvenlik mimarisini nasıl okumalı? 09.07.2026
- Michael Rubin’in kongre konuşması: Kıbrıs bahane, hedef Türkiye’nin jeopolitik gücüdür 02.07.2026
- KIBRIS’TA SORUN KİMİN SORUNU? 26.06.2026
- Tümünü Gör