Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mekke ittifakı anlaşmasının imzalandığı günlerde bir açıklamasında önce İttihat sonra ittifak demişti. Bugünün türkçesi ile önce birlik sonra ittifak… 

Gerçekten de birlik sağlanmadan, ortak bir ülkü üzerinde uzlaşmadan, bir başka deyişle “bir” olmadan ittifak kurmanın ne anlamı var ne de gereği vardır. Geleneksel olarak ittifaklar bulundukları alanda birliği sağlamaya yönelik önemli zemin sunarlar.

Bu birlik meselesini Gaspıralı İsmail Bey çok güzel formüle etmiş: dilde, fikirde, işte birlik… bu yılki 13. Türk Devletleri Teşkilatı zirvesi Ankara’da dilde, fikirde, işte birlik temasıyla toplandı. Zirve, birlik ve Türk asrı kavramları üzerinden iki günlük çalışmasını gerçekleştirdi. Ancak bu yılki zirve biraz buruk geçti. Zira Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev yoğun programından dolayı katılamaması zirvede bir burukluk yarattı. 

Ancak pusuda bekleyen, Türkiye-Azerbaycan dostluğundan hazzetmeyen kimi odaklar hemen harekete geçerek iki taraf arasında bir ayrılık varmış gibi göstermeye çalıştılar lakin gereken cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan “biz bir aileyiz bizde ayrılık gayrılık olmaz” diyerek verdi.

Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine damga vuran iki önemli gelişme yaşandı: Birincisi liderlere verilen akşam yemeği sırasında ABD başkanı Trump’ın cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak zirvenin başarılı geçmesi konusundaki dileklerini iletmesi ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatına kabul edilmesini istemesi olmuştur. Esas merak edilen konu: Tokayev, bu isteği kendi gönlünden geçtiği için mi dile getirdi yoksa bunu Rusya’mı istedi? 

Macaristan’ın gözlemci üye olduğu bir ortamda topraklarında milyonlarca Türk’ün yaşadığı Rusya’nın gözlemci üye olmasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak ABD, Biden döneminden beri Türk Devletleri Teşkilatını Avrasya’ya sızmak, Orta Asya devletlerini Rusya ve Çin etkisinden kurtarmak ve Hazar, Orta Asya enerji kaynaklarını kontrol etmek için önemli bir jeopolitik zemin olarak görüyor. Biden döneminde bu kağıt üzerinde kalsa da Trump vakit kaybetmeden harekete geçmiştir. Trump’ın zirve yemeğinde sürpriz bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramasının arkasında yatan en önemli mesaj ABD’nin Türk Devletleri Teşkilatının yanında olduğunu, desteklediğini göstermektir. Bir başka deyişle, “korkmayın, ABD yanınızdadır, Rusya ve Çin’den endişe etmenize gerek yok” demektedir.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesi Orta Asya devletlerini endişelendirmiştir ve bu nedenle Orta Asya devletleri mümkün olduğunca Rusya’yla ve Putin’le ters düşmemeye gayret etmektedir. Trump ise göreve geldiğinden bu tarafa Putin ile ilişkilerini düzeltmek için uğraşmasına rağmen öte taraftan da Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu kırmaya yönelik arayışlar içine girmiştir. Özelikle C5+1 adı verilen ABD ve beş Orta Asya devleti ile Beyaz Saray’da yaptığı toplantı dikkat çekicidir. 

Gerçekten de ABD, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte özel bir ilgi gösterdiği Orta Asya bölgesine 1990’ların ikinci yarısından itibaren ilgisini kaybetmiş ve daha çok Orta Doğu ile ilgilenmeye başlamıştır. 11 Eylül 2001’deki terör saldırıları ABD’yi Orta Doğu bölgesinde daha da kalıcı hale getirmiştir. Orta Asya’da ise Rusya ve Çin’in görünürlüğü daha da artmış ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kuruluş coğrafyası olmuştur. 2026 Şanghay İşbirliği Örgüt Bişkek Zirvesinde kabul edilen bildiride de Orta Asya’nın Şanghay İşbirliği Örgütünün doğduğu merkez coğrafya olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. 

Şimdi, Rusya, Türk Devletleri Teşkilatına en azından gözlemci olarak katılmak istiyor. Muhtemelen Rusya’nın bu hamlesine karşı Trump da ABD’nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci olarak girmesini sağlayabilir. Bunu önümüzdeki günlerde görmesine göreceğiz de her şeyden önce tek bir yükümlülüğümüz var: Türk devletleri olarak bir olmak ve birliğimizi muhafaza etmek !