Bir memleketin büyüklüğü, haritada kapladığı alanla ölçülmez. Yetiştirdiği insanlarla, ülkesine sunduğu hizmetlerle, yaşattığı değerlerle ve gelecek nesillere bıraktığı imkanlarla ölçülür. Of ve Hayrat, bu bakımdan Türkiye’nin kıymetli yörelerindendir.

Paneline katıldığım Of Hayrat Cemiyetinin Ahde Vefa Gecesi, bu birikimin anlamlı bir örneğiydi. İstanbul’da yaklaşık 500 davetlinin buluştuğu gecede eğitim çalışmalarına destek amacıyla 85 milyon lira bağış toplandı. Her yıl 650 ile 1000 arasında üniversite öğrencisine burs veren, kuruluşundan bugüne yaklaşık 15 bin öğrencinin eğitimine katkı sağlayan cemiyetin etrafındaki bu dayanışma, takdiri fazlasıyla hak ediyor.

Bu buluşmayı anlatırken özellikle bir ifadeyi kullanmak istiyorum: Oflular ve Ofluları sevenler.

Çünkü böylesine değerli bir birlikteliğin gönül kapısı, nüfus kütüğündeki kayıttan daha geniştir. Of’ta doğmuş olmak kadar, Of’un insanını sevmek, emeğine saygı duymak, kültürüne ilgi göstermek ve gençlerinin geleceğine katkıda bulunmak da bu dayanışmanın parçasıdır. Bir memleketin sevgisi, o memleketten olmayan insanların gönlünde de karşılık bulduğunda daha geniş bir toplumsal bağa dönüşür.

Of’u anlatırken Türkiye’ye yetiştirdiği insanları ve onların hizmetlerini de anmak gerekir. Bilimden eğitime, ticaretten kamu hizmetine kadar farklı alanlarda emek veren nice Oflu, ülkemizin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bulundukları görevlerde sorumluluk üstlenmiş, iş kurmuş, istihdam sağlamış, öğrenci yetiştirmiş ve topluma hizmet etmişlerdir.

Of, Türkiye’ye kıymetli insanlar yetiştirmiş; Oflular, Türkiye’ye büyük hizmetler vermiştir.

Ofluların vatanseverliğini, devletlerine, milletlerine ve ay yıldızlı bayrağımıza bağlılıklarını özellikle vurgulamak isterim. Memleketlerine duydukları sevgi, Türkiye’ye karşı taşıdıkları sorumlulukla birleşir. Çalışmak, üretmek, zor zamanda dayanışmak ve gençlerin eğitimine sahip çıkmak, bu bağlılığın hayattaki karşılıklarıdır.

Of’a bağlılıkla Türkiye’ye bağlılık birbirini tamamlar. Doğduğu köyü, büyüdüğü sokağı ve ailesinin hatıralarını seven insan, bu yerlerin içinde bulunduğu vatanın değerini de bilir. Hemşerisine uzattığı yardım elini, ülkesine hizmet etmenin bir yolu olarak görür.

Bu bağlılığı anlamak için Of’un tarihine ve Türk köklerine de bakmak gerekir.

Doğu Karadeniz’in Türk tarihini yalnızca 1461’deki Trabzon fethiyle başlatan bir anlatım eksik kalır. Bölgedeki Türk varlığında, Osmanlı öncesinde yerleşen Kuman-Kıpçak topluluklarının da önemli bir yeri vardır. Bu toplulukların Artvin-Trabzon arasındaki yerleşimleri, faaliyetleri ve bıraktıkları izler, bölgenin tarihini anlamak bakımından önemlidir.

Kuman-Kıpçak mirası, ardından gelen Oğuz-Türkmen yerleşimleriyle birlikte okunmalıdır. Of ve çevresine Karaman, Dulkadir ve Akkoyunlu sahalarından gelen topluluklar da yörenin Türk kültürüne katkıda bulunmuştur. Böylece bölgenin tarihinde farklı dönemlere uzanan Türk yerleşimleri ve birbirini tamamlayan kültürel birikimler görülür.

Burada sık yapılan bir yanlışa dikkat çekmek gerekir: Geçmişte Hristiyan olan bir topluluğu doğrudan Yunan kökenli saymak veya Rumca kullanılan her yer adını Türk tarihinden koparmak doğru değildir. Hristiyanlığı benimsemiş Türk toplulukları da vardır. Kuman-Kıpçakların bölgedeki tarihi, bu hususu dikkate almadan anlaşılamaz.

Of çevresinin tarihini yalnız bugünkü kelimelerin söylenişinden hareketle açıklamaya çalışmak da aynı ölçüde eksik kalır. Eski yer adlarını değerlendirirken Türk lehçelerine, kişi adlarına, boy ve oymak adlarına bakmak gerekir.

Bir adın bugünkü Türkiye Türkçesinde ilk bakışta anlaşılmaması, onun Türkçe bağlantısının bulunmadığı anlamına gelmez.

Of adının kökeni konusunda Türkçe açıklamalar da bulunmaktadır. Bunlardan biri, “silah” anlamıyla aktarılan Op sözcüğüyle bağlantıdır.

Of için gündeme gelen “çay kenarı” ve “vadi” açıklamaları da bu araştırmanın konuları arasındadır. Tarihsel Türkçedeki oprı sözcüğünün “çukur, derin dere” anlamıyla ele alınması, akarsu yatağı ve vadi çevresindeki Türkçe söz varlığını incelemek bakımından dikkat çekicidir.

Çevredeki başka adlarda ise Türk kişi ve topluluk adlarıyla kurulan bağlantılar daha açık biçimde görülmektedir. Tarihi Of kazasındaki Balaban, Kıpçaklarda kullanılan bir kişi adıyla; bugünkü Barış yerleşiminin eski adı Komarit, Kumar veya Komar oymağıyla ilişkilendirilmektedir. Kumanit, Kumanondoz ve Komana gibi adlar da Kuman topluluk adının izleri arasında gösterilmektedir. Bunlar, yörenin Türk geçmişini araştırırken göz ardı edilemeyecek örneklerdir.

Trabzon çevresindeki adları aynı dikkatle okumak gerekir. Arsin, “temiz, arınmış” anlamıyla açıklanır.

Tonya bakımından da Türkçe bir kişi adı bağlantısı vardır. Eski Uygur Türkçesinde geçen Kara Tonya adı ve kişi adlarında “kahraman, seçkin savaşçı” anlamıyla ele alınan Tonya/Tonga unsuru, Tunga ve Alper Tunga şeklinde de Türkçe ve Türk isimlerinde yer almıştır.

Faroz ise aslında Türkçe’de “sur dışı mahalle, kenar yerleşim” anlamına gelen Varoz/Varoş’un dönüşmüş halidir. Rumca’daki deniz feneri ile falanla da alakası yoktur. Zira Faroz semti ne deniz kenarıdır ne de deniz feneri konuşlandırılacak bir mevkidedir.

Bu örnekleri hatırlatmamın sebebi, bölgenin tarihini araştırırken Türkçe açıklamaları ve Türk topluluklarının izlerini baştan dışlamanın yanlışlığıdır. Kuman-Kıpçak, Peçenek ve Oğuz mirasını dikkate alan bir okuma, Doğu Karadeniz’in tarihi hakkında daha geniş bir bakış sağlar.

Of’un Türklüğü, insanlarının devletine, milletine ve bayrağına bağlılığı ise yalnızca bir yer adının kökenine dayandırılacak kadar dar bir mesele değildir. Bu bağlılık, nesiller boyunca sürdürülen hizmetlerde, ailelerin taşıdığı hatıralarda ve bugün gençlere verilen destekte yaşar.

Of’un eğitim geçmişi de bu birikimin önemli bir parçasıdır. Of medreseleri, yöre sınırlarının ötesinde tanınmış; burada yetişen din adamları eğitim ve kültür hayatında yer edinmiştir. Bugün üniversite öğrencilerine uzanan yardım eli, öğrenme gayretine sahip çıkmanın günümüzdeki güçlü bir örneğidir.

Ahde Vefa Gecesi’nde eğitime verilen desteği bu nedenle çok değerli buluyorum. Bir öğrenciye burs vermek, onun kitap alabilmesini, barınabilmesini ve eğitimine devam edebilmesini kolaylaştırır. Ailesinin yükünü hafifletir. Gence, gayretinin karşılık bulacağına dair güven verir.

Bugün desteklenen bir öğrenci, yarın bir hastayı iyileştirecek, bir köprü kuracak, bir çocuk yetiştirecek, bilimsel araştırma yapacak veya memleketimizin savunmasına katkıda bulunacaktır. Eğitime verilen desteğin karşılığı, yıllar boyunca toplumun hayatına yansır.

Bir gencin yetişmesine katkıda bulunmak, Türkiye’nin geleceğine hizmet etmektir.

Gençlerimize geçmişlerini öğrenme imkanı verirken onları çağın bilgisiyle de donatmalıyız. Köklerini bilen, düşünmekten ve sorgulamaktan çekinmeyen, mesleğini iyi öğrenen, ahlaklı ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirmek, memlekete yapılabilecek en değerli hizmetler arasındadır.

Ahde Vefa Gecesi’nin bir başka anlamlı yönü de emeğin hatırlanmasıydı. Prof. Dr. Ali Akyüz’ün cemiyete sunduğu hizmetler dolayısıyla Onursal Başkan ilan edilmesi, vefanın yaşayan insanlara gösterilmesinin güzel bir örneğidir. Cemiyet Başkanı Emrullah Tellioğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen buluşma, geçmişte verilen emekle geleceğe yönelik sorumluluğu aynı çatı altında bir araya getirdi.

Büyüklerin emeğini anarken gençlerin eğitimini desteklemek, kuşaklar arasındaki bağı somut hale getirir. Yıllar önce kendisine el uzatılmış bir gencin, imkan sahibi olduğunda başka bir öğrencinin yanında durması, bu hizmetin devamını sağlar. Dayanışma böyle kök salar.

Hemşerilik bağlarının Türkiye’ye katkısı da burada ortaya çıkar. Memleketinden ayrılıp başka şehirlerde çalışan, üreten ve imkan sahibi olan insanların, yetiştikleri yöreye ve gençlere el uzatması kıymetlidir. Bu destekle yetişen her insanın emeğinden bütün Türkiye yararlanır.

Oflular ve Ofluları sevenler, Ahde Vefa Gecesi’nde bu anlayışı yaşatmıştır. Vefayı davranışa, dayanışmayı eğitim imkanına dönüştürmüştür. Of’un yetiştirdiği insanlarla ülkemize sunduğu katkının gelecek kuşaklarda da sürmesi için güçlü bir adım atmıştır.

Başta Emrullah Tellioğlu ve cemiyet yönetimi olmak üzere, bu buluşmaya emek verenleri, bağışlarıyla öğrencilerin yanında duranları ve yıllardır bu hizmeti sürdürenleri kutluyorum. Prof. Dr. Ali Akyüz’e de hizmetleri için teşekkür ediyorum.

Of’un köklerine sahip çıkmak, gençlerinin geleceğine sahip çıkmayı da gerektirir. Ofluların ve Ofluları sevenlerin yetişmesine katkıda bulunduğu her gencin başarısı Türkiye’nin kazancı; vatana hizmeti hepimizin gururudur.