Orta Doğu’daki savaş, yalnızca bölgedeki güç dengelerini değiştirmedi. ABD’nin askeri gücünün sınırlarını da Çin ve Rusya’ya gösterdi.

ABD hala dünyanın en büyük küresel askeri gücüdür. Uçak gemileri, hava kuvvetleri, nükleer denizaltıları, dünya çapındaki üsleri ve istihbarat ağı bakımından üstünlüğünü korumaktadır. Fakat artık şu gerçeği herkes görüyor:

ABD’nin gücü çok büyüktür ama sınırsız değildir.

ABD, dünyanın her bölgesinde aynı anda ve süresiz biçimde savaşamaz. Orta Doğu’ya uçak gemisi, hava savunma sistemi, savaş uçağı ve mühimmat gönderdiğinde Pasifik’teki gücü azalır. Avrupa’ya kuvvet aktardığında başka bölgelerde boşluk doğar.

Çin’in çıkardığı sonuç budur. Çin, dünya genelinde ABD’den daha güçlü değildir. Fakat kendi kıyılarında, Tayvan çevresinde ve Batı Pasifik’te ABD’nin üstünlüğünü dengelemiştir. Çünkü Çin kendi üslerine, tersanelerine ve füze sistemlerine yakındır. ABD ise binlerce kilometrelik ikmal hatlarına bağımlıdır.

Rusya’nın durumu farklıdır. Rusya, geleneksel hava ve deniz gücü bakımından ABD’den zayıftır. Ancak nükleer güç bakımından ABD’nin dengidir. Bu nedenle Rusya’yı kendi coğrafyasında tamamen yenmek veya teslim almak gerçekçi değildir. Böyle bir girişim, nükleer savaş tehlikesini doğurur.

Dolayısıyla ABD, Çin ve Rusya’dan ayrı ayrı daha büyük bir küresel güce sahip olsa da ikisiyle aynı anda uzun süreli bir savaşı kolaylıkla yürütemez.

Almanya, Amerika'nın Avrupa'da asker ve silah deposudur

Avrupa’daki mücadelenin merkezinde Almanya vardır. Çünkü Almanya yalnızca Avrupa Birliği’nin ekonomik motoru değildir. Aynı zamanda Amerika’nın Avrupa’daki en önemli asker, silah, üs, ulaştırma ve ikmal merkezidir.

Amerika; Avrupa’ya, Orta Doğu’ya, Afrika’ya ve kısmen Asya’ya yönelik askeri faaliyetlerinde Almanya’daki üsleri kullanmaktadır. Asker, mühimmat, araç, uçak ve sağlık desteği Almanya üzerinden sevk edilmektedir.

Kısacası Almanya olmadan Amerika’nın Avrupa’daki askeri varlığı büyük ölçüde aksar.

Bu nedenle Almanya’ya yönelik ciddi bir saldırı karşısında Amerika mutlaka harekete geçer ve NATO’yu Almanya’nın yanında toplar. Türkiye söz konusu olduğunda çeşitli bahaneler üretenler, Almanya söz konusu olduğunda tereddüt etmezler.

Rusya da Almanya’nın bu konumunu çok iyi bilmektedir. Ukrayna’ya gönderilen silahların, mühimmatın ve askeri malzemenin önemli bir bölümü Almanya’daki merkezlerden geçmektedir. Rusya açısından Almanya artık sadece Ukrayna’ya yardım eden bir devlet değil, savaşın ikmal merkezlerinden biridir.

Rusya ile Almanya arasındaki savaş cephede olmaz

Buna rağmen Rusya ile Almanya arasında doğrudan bir cephe savaşı beklemiyorum.

Çünkü doğrudan çatışma, Rusya ile NATO’nun karşı karşıya gelmesi ve nükleer savaş ihtimalinin doğması demektir. Taraflar bu eşiğin aşılmasını istemezler.

Bunun yerine mücadele klasik olmayan yöntemlerle yürütülür:

Patlayıcılı düzenekler, havaalanlarına ve kargo merkezlerine yönelik sabotajlar, boru hatlarına saldırılar, denizaltı kablolarının kesilmesi, enerji tesislerinin hedef alınması, bankalara yönelik siber saldırılar, seçimlere müdahale iddiaları ve savunma sanayisi yöneticilerine yönelik suikast girişimleri…

Alman basınına göre Ukrayna’ya silah sağlayan Rheinmetall’in üst yöneticisi ile bazı savunma sanayisi yöneticilerine yönelik suikast girişimleri Alman istihbaratı tarafından önlenmiştir.

Leipzig Havalimanı çevresinde yaşanan olaylar da aynı mücadelenin parçası olarak değerlendirilmektedir. Almanya bunların arkasında Rusya’nın bulunduğunu iddia etmekte, Rusya ise suçlamaları reddetmektedir.

Örtülü savaşın özelliği zaten budur. Herkes şüphelinin kim olduğunu bilir ama saldırıyı gerçekleştiren taraf sorumluluğu kabul etmez. Kesin delil ortaya koymak da çoğu zaman mümkün olmaz.

Rusya’nın amacı Almanya’yı işgal etmek değildir. Amaç, Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin maliyetini yükseltmek, Alman kamuoyunda korku oluşturmak ve silah sevkiyatını sınırlandırmaktır.

Almanya'nın en büyük silahı ekonomik gücüdür

Almanya’nın Rusya’ya vereceği en etkili karşılık da sabotaj veya suikast değildir.

Almanya’nın en büyük silahı ekonomik gücüdür.

Almanya; Rus vatandaşlarının ve şirketlerinin mallarına, faaliyetlerine ve para hareketlerine ağır kısıtlamalar getirebilir. Rusya’nın ithalatını, teknolojiye erişimini ve Avrupa’daki ticari faaliyetlerini daha fazla sınırlandırabilir.

Daha önemlisi, Avrupa Birliği’ndeki ağırlığını kullanarak çatlak sesleri susturabilir ve Avrupa ülkelerini Rusya’ya karşı daha sert yaptırımlarda birleştirebilir.

Almanya bugüne kadar Rusya ile geçmişten gelen enerji ve ticaret ilişkileri nedeniyle zaman zaman temkinli davranmıştır. Ancak tam anlamıyla sertleşir ve Avrupa’yı da peşinden sürüklerse Rusya ciddi ekonomik zarar görür.

Rusya Almanya’ya sabotajlarla, Almanya ise Rusya’ya ekonomik yaptırımlarla karşılık verecektir. Cephede değil ama enerji hatlarında, bankalarda, fabrikalarda, ticaret yollarında ve istihbarat alanında adı konulmamış bir savaş yürütülecektir.

Avrupa'nın içindeki Rus kalesi: Kaliningrad

Avrupa’daki askeri gerilimi anlamak için haritaya bakmak gerekir.

Polonya ile Litvanya arasında, Baltık Denizi kıyısında yaklaşık 15 bin kilometrekarelik bir Rus toprağı bulunmaktadır: Kaliningrad.

Ben Moskova’da askeri ataşeyken Kaliningrad’a iki defa gittim. Rusya’nın Baltık Donanması, füze sistemleri, nükleer kapasitesi ve önemli askeri üsleri burada bulunmaktadır. Rusya’nın büyük tatbikatlarının bir bölümü de bu bölgede yapılmaktadır.

Kaliningrad’ın Rusya ana karasıyla doğrudan kara bağlantısı yoktur. Sovyetler Birliği dağılıp Litvanya bağımsızlığını kazandıktan sonra Kaliningrad’ın ikmali büyük ölçüde deniz ve hava yollarına bağımlı hale gelmiştir.

Bu nedenle Kaliningrad hem Rusya’nın Avrupa içindeki ileri askeri karakolu hem de korunması zor bir bölgedir.

Rusya ile NATO arasında bir çatışma çıkarsa ilk cephe hatlarından biri Kaliningrad olacaktır.

En kritik nokta: Suwalki koridoru

Kaliningrad’ın hemen yanında NATO açısından son derece önemli bir kara hattı bulunmaktadır: Suwalki Koridoru.

Bu koridor, Polonya ile Litvanya arasındadır. Bir tarafında Rusya’nın Kaliningrad bölgesi, diğer tarafında Rusya’nın müttefiki Belarus vardır.

Suwalki Koridoru, Litvanya, Letonya ve Estonya’yı NATO’nun Avrupa’daki ana gövdesine bağlayan tek kara hattıdır. Rusya ile NATO arasında bir çatışma çıkması halinde Baltık ülkelerine asker, silah, yakıt ve mühimmat gönderilmesi büyük ölçüde bu koridora bağlı olacaktır.

Bu hattın kesilmesi, Baltık ülkelerinin NATO ile kara bağlantısının kopması demektir.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması Baltık Denizi’ndeki dengeyi NATO lehine değiştirmiştir. Fakat Suwalki Koridoru’nun önemi ortadan kalkmamıştır. Tam tersine Kaliningrad-Belarus hattıyla birlikte NATO ile Rusya arasındaki en hassas bölge haline gelmiştir.

Ancak bütün bu hazırlıklara ve karşılıklı tatbikatlara rağmen doğrudan bir Rusya-NATO savaşı çıkacağını düşünmüyorum. Asıl tehlike planlı bir savaştan çok; yanlış hesaplama, kimliği belirsiz bir saldırı veya kontrol dışı tırmanmadır.

Türkiye bu savaşın seyircisi değildir

Rusya-Ukrayna Savaşı artık yalnızca iki devlet arasındaki bir kara savaşı değildir. Karadeniz’de deniz ticaretine, limanlara, enerji tesislerine ve ticaret gemilerine yönelen bir savaşa dönüşmüştür.

Rusya ve Ukrayna, birbirlerinin ticaretine zarar vermek isterken Türk bağlantılı ticaret gemilerini de hedef almaktadır. Bunun bedelini Türk armatörleri, denizcileri, çiftçileri, sanayicileri ve tüketicileri ödemektedir.

Türkiye’nin dış ticaretinin yaklaşık yüzde 85’i deniz yoluyla yapılmaktadır. Karadeniz ticaretindeki kesinti doğrudan Türk ekonomisine zarar vermektedir.

Burada açık bir hukuk kuralı vardır:

İlan edilmiş savaş kaçağı mal taşımayan ticaret gemilerine saldırılamaz. Ticaret gemisini vurmak savaş suçudur.

“Rusya’ya gitmeseydi”, “Ukrayna’ya mal taşımasaydı” denilemez. Hiçbir devlet Türkiye’nin meşru ticaretini engelleyemez.

Türk Dışişleri Bakanlığının diplomatik girişimleri önemlidir. Ancak saldırılar devam ederse Türkiye daha ağır tedbirleri de masaya koymalıdır. Zarar gören gemilerimiz için tazminat istenmesi, sorumlu devletlerin Türkiye’deki mallarına karşı hukuki tedbir alınması, liman ve geçiş imkanlarının yeniden değerlendirilmesi mümkündür.

Boğazlar rejimi ise Montrö Sözleşmesi çerçevesinde, Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’in savaş alanına dönüşmesinin önlenmesi amacıyla kararlılıkla uygulanmalıdır.

Sonuç

Dünyada savaşın şekli değişmiştir.

Artık savaş her zaman askerlerin cephede karşı karşıya gelmesiyle başlamıyor. Bir havaalanındaki patlayıcıyla, kesilen denizaltı kablosuyla, duran elektrik şebekesiyle, çöken banka sistemiyle, vurulan ticaret gemisiyle veya uygulanan ekonomik yaptırımla başlıyor.

ABD hala dünyanın en güçlü devletidir ama gücü sınırsız değildir. Çin kendi coğrafyasında ABD’yi dengelemektedir. Rusya, nükleer caydırıcılığı ve örtülü operasyonlarıyla Avrupa üzerinde baskı kurmaktadır. Almanya ise ekonomik gücüyle karşılık vermektedir.

Kaliningrad ve Suwalki Koridoru, bu büyük mücadelenin haritadaki en hassas noktalarıdır. Karadeniz ve Türk Boğazları ise mücadelenin güneydeki kilididir.

Türkiye, gelişmeleri uzaktan seyreden bir ülke değildir. Türkiye; Karadeniz’in kapısı, Türk Boğazlarının sahibi, NATO’nun en güçlü ordularından biri ve Rusya-Ukrayna savaşında iki tarafla da konuşabilen en önemli devlettir.

Bu yüzden Türkiye tarafların peşinden sürüklenen değil, oyunun kurallarını belirleyen devlet olmak zorundadır.