Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı'dan Yunanistan'a çağrı: "Gücün yetiyorsa gel sondaj yap"

Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Pusula programının yeni bölümünde Atina ve Rum yönetiminin "Yunan 2026" tatbikatı üzerinden Türkiye'ye mesaj verme çabalarını sert bir dille eleştirdi. Great Sea Interconnector projesinde Türkiye’den izin alınmadığı sürece hiçbir geminin Türk kıta sahanlığına giremeyeceğini vurguladı.


Haber365 YouTube kanalında yayınlanan Pusula programında Seda Ateşoğlu’nun sorularını yanıtlayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi baypas etmeye çalışan "Great Sea Interconnector" (GSI) denizaltı elektrik kablosu projesini, Fransız ve İtalyan unsurların katılımıyla düzenlenen "Yunan 2026" tatbikatını ve Atina'nın kışkırtmalarını hukuki ve jeopolitik temelde deşifre etti.

"Türkiye'nin onayını almadan Akdeniz'e kablo döşeyemezler"

Great Sea Interconnector projesinin altyapısını ve Türkiye'nin kararlı tutumunun gerekçelerini hatırlatan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Rum-Yunan tarafının müttefik arama stratejisini şu sözlerle ortaya koydu:

"Proje; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin denizaltı elektrik kablosuyla önce Girit’e, ardından İtalya üzerinden Avrupa Birliği’nin ortak elektrik sistemine bağlanmasını hedefliyor. Ancak Türkiye’ye hiçbir bildirimde bulunmadıkları, bizimle koordine etmedikleri ve Türk kıta sahanlığı üzerindeki güzergah onayını almadıkları için Türkiye bu kablo döşeme faaliyetine kesinlikle müsaade etmiyor.

Türkiye geçit vermeyince bu sefer 'Biz Türkiye’ye müracaat etmeyiz, onay almayız, koordine de etmeyiz' diyerek kör bir inada kapıldılar. Şimdi de Türkiye’nin bu haklı ve kararlı tutumunu kırabilmek adına yanlarına üçüncü ülkeleri çekerek kendilerince müttefik arayışına giriyorlar."

"Elektrik ihtiyacı olmayan İsrail'i Türkiye'yi çevrelemek için projeye dahil ettiler"

Projenin bir Avrupa Birliği projesi olmasına rağmen AB üyesi olmayan İsrail'in sürece eklemlenmesindeki jeopolitik amacı Yaycı şu sözlerle ifade etti: 

"Great Sea Interconnector projesi özünde bir Avrupa Birliği projesidir. Fakat işin en dikkat çekici tarafı, bu projeye İsrail’i de dahil etmeleridir. İsrail bu hat üzerinden Avrupa'nın ortak elektrik sistemine bağlanıyor. Halbuki İsrail’in böyle bir elektrik ihtiyacı yok!

İsrail bu adımı, Türkiye’yi denizden kuşatmayı hedefleyen jeopolitik bir ittifakın parçası olarak gördüğü için sürece girdi. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin etkisiyle, zaten İsrail'e yakın duran Avrupa Birliği de üyesi olmamasına rağmen İsrail’i bu projeye ekledi. İsrail; Yunanistan ve Rum yönetimiyle Türkiye’ye karşı hasmane bir tutumda birleşiyor. Ancak şunu da unutmasınlar; Türkiye çok büyük bir devlettir ve bu dengeler her an değişebilir, kimse bu kurdukları plana fazla güvenmesin."

"Biz karanlıkta kalırız ama Türk elektriğini kullanmayız diyorlar"

Yunanistan ve GKRY’nin sırf Türkiye’yi devre dışı bırakmak uğruna milyarlarca euroluk külfete katlandığına dikkat çeken Yaycı, karşı karşıya olunan zihniyeti şöyle özetledi:

"Rum ve Yunan ikilisinde Türkiye düşmanlığı muazzam bir boyuta ulaşmış durumda. Yüzlerce milyon euro, hatta 1 milyar euroyu aşacak bir masrafla denizaltından kablo döşeyip Avrupa sistemine bağlanmaya çalışıyorlar. Türkiye ise çok net bir teklif sundu: 'Bırakın elektriği benden alın, ben zaten ortak sistemdeyim, Kuzey Kıbrıs üzerinden size vereyim.'

Verdikleri cevap ne oldu biliyor musunuz? 'Biz karanlıkta kalırız ama Türk elektriğini kullanmayız!' dediler. İşte karşı karşıya olduğumuz zihniyet bu kadar kin, nefret ve peşin hüküm doludur. Suyumuzu da içmeyiz, elektriğimizi de kullanmayız diyorlar. Türkiye’yi çevrelemek adına her yola başvuruyorlar."

"Kabloya engel olan Türkiye değil, Rum-Yunan ikilisinin cahilce inadıdır"

Projenin durma noktasına gelmesinin sorumlusunun Türkiye gibi gösterilmeye çalışıldığına dikkat çeken Cihat Yaycı, uluslararası deniz hukukunu hatırlatarak işin aslını açıkladı:

"Kamuoyu şunu çok iyi bilmelidir: Kablo döşenmesine engel olan şey asla Türkiye’nin tavrı değildir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 79. maddesi 'Kıyı devletiyle koordine edeceksin, güzergah bildiriminde bulunup onayını alacaksın' der. Türkiye 'Bana bildirimde bulun, benimle koordine et, kablonu da borunu da döşe' diyor.

Kabloya ve projeye engel olan tek şey, Yunanistan ve Rum yönetiminin cahilce inadıdır! 'Türkiye’ye bildirimde bulunursak buranın Türk kıta sahanlığı olduğunu kabul etmiş oluruz' korkusuyla hareket ediyorlar. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 246. maddesine göre kablo serilmeden önce araştırma yapacak geminin de kıyı devletinden izin alması şarttır. 2002’den beri Türkiye’nin izni olmayan tek bir araştırma gemisi deniz yetki alanlarımıza girememiştir, Türk Deniz Kuvvetleri sokmamıştır!"*

"Fransız ve İtalyan gemileriyle mesaj veremezsiniz: Fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış"

Fransa, İtalya, Yunanistan ve GKRY’nin katılımıyla Meis'in güneyinde ve Türk kıta sahanlığında gerçekleştirilen "Yunan 2026" tatbikatı ve yayınlanan korsan Navtex'lere tepki gösteren Cihat Yaycı, Atina basınının köpürttüğü "caydırıcılık" söylemlerini boşa çıkardı:

"Gelen tatbikat dediğiniz şeyde toplasanız üç tane gemi var. GKRY’nin zaten asker diye ortada gezen iki kişisi var, yürüyemiyorlar bile! Fransa ve İtalya’nın birer gemisi gelmiş, Yunan basını bunu 'caydırıcılık mesajı' diye köpürtüyor. Bir kere karasularının ötesindeki deniz alanlarında seyir serbestisi vardır; Japonya da gelir tatbikat yapar, Paraguay da yapar.

Sen oraya üç tane gemi getirip Türkiye’ye mesaj veremezsin kardeşim! Bize öyle bir mesaj gelmedi. Buradan çok net sesleniyorum: Bize bir mesaj gelmedi, veremezsiniz de! Yiyorsa, gücünüz yetiyorsa gelin orada sondaj yapın, araştırma yapın bakalım ne oluyor! Araştırma yapamadıkları için işi tatbikatla maskelemeye çalışıyorlar. Bunların yaptığı 'Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış' durumudur. Biz dağız, gerisini seyircilerimiz anlasın."

"Yunanistan bir takımada devleti değildir: Libya hukuken sonuna kadar haklıdır"

Girit Adası’nın güneyinde Yunanistan’ın hukuksuz iddialarına karşı Libya’nın gösterdiği sert tepkiyi değerlendiren Müstafi Tümamiral Yaycı, Türkiye’nin dünyaya öğrettiği deniz hukuku ilkelerini vurguladı:

"Yunan basını ve yazarları bile hakkımızda 'Bu adamlar programlarda hukukla konuşuyor, bizi zor duruma düşürüyorlar' diye yazmaya başladılar. Evet, hukukla konuşuyoruz! Yunanistan bir takımada devleti değildir. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 46. ve 47. maddelerindeki şartları taşımaz. Dolayısıyla Girit’i veya Küçük Gavdos adasını esas alarak deniz yetki alanı sınırlandırması yapamaz, ihale açamaz.

Libya 'Sen ana karana göre hat çekmek zorundasın, buralar benim deniz yetki alanımdır' diyerek son derece haklı bir duruş sergilemiştir. Bunu Libya’ya da, dünyaya da öğreten Türkiye olmuştur. Yunanistan ile masaya oturan her ülke parmaklarını değil, kolunu kontrol etmek zorundadır."

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!