Haber365’in YouTube kanalında yayınlanan "Bir Bilene Sor" programına konuk olan Avukat Zeynep Küçük, Seda Ateşoğlu’nun sorularını yanıtladı. FETÖ’nün Ergenekon kumpası sürecinde Silivri Cezaevi’nde uyguladığı psikolojik ve fiziksel baskıları, MİT mensubu Kâşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünü, Muzaffer Tekin’in sağlık hakkının gaspedilmesini ve Kurtlar Vadisi dizisindeki "İskender Büyük" karakterine ilişkin dikkat çeken detayları anlattı.
"Güvendiğim bir psikiyatri profesörüne sordum. 'Bu ilaçların birlikte kullanımı ağır sonuçlar doğurabilir' dedi
Silivri Cezaevi’ndeki koşulların insan psikolojisini çökertmek üzerine kurgulandığını belirten Avukat Zeynep Küçük, uzun süreli tecrit ve ağır iç gürültü nedeniyle tutuklularda ciddi uyku bozuklukları yaşandığını ifade etti. Cezaevi hekiminin verdiği ilaçları dışarıdan bir uzman hekime kontrol ettirdiğini belirten Küçük, "Güvendiğim bir psikiyatri profesörüne sordum. 'Kesinlikle içmesin, bu ilaçların birlikte kullanımı ağır sonuçlar doğurabilir, hayati risk oluşturabilir' dedi.
"Sağlık hizmetine erişimi engellemek insan hakları suçudur"
Tutukluların uzman bir hekime veya hastaneye sevk edilmesinin büyük engellerle meşakkatli bir sürece dönüştürüldüğünü vurgulayan Avukat Zeynep Küçük, müvekkilinin sağlık hakkını korumak için hastane kapılarında nöbet tuttuğunu belirtti:
"Sanıkları cezaevinden çıkartıp uzman hekime götürmek, sevk almak başlı başına bir olaydı. Ben avukatı olarak müvekkilimin tüm doktor kontrollerinde yanında yer aldım. Cezaevi aracının hastaneye kaçta geleceğini bilmediğim için sabah 08.00’den itibaren kapıda nöbet tutar, inen tüm tutukluları tek tek kontrol ederdim. Bir insana hak ettiği sağlık hizmetine ulaşmasının önüne geçmek bir insan hakları suçudur ve Kâşif Kozinoğlu olayında olduğu gibi ölümüne sebebiyet verebilir."
"Muzaffer Tekin kanseri haykırdı, görmezden geldiler"
Kumpas davaları sürecinde hastaneye sevklerin son ana kadar bekletildiğini ve tıp hizmetine erişimin kumpasın bir parçası haline getirildiğini vurgulayan Zeynep Küçük, merhum Gazi Muzaffer Tekin’in yaşadığı durumu şu çarpıcı ifadelerle anlattı:
"Muzaffer Tekin 'Benim ailemde pankreas kanseri var, pankreasıma bakın' diye bas bas bağırıyordu. Defalarca dilekçe vermesine ve alakasız hastanelere gönderilmesine rağmen teşhis konulduğunda çok geç kalınmıştı. Son aşamada ben büyük bir mücadele ve kavgayla müdahale edip üniversite hastanesine aldırdım.
Hastanede vücudunun mosmor olduğunu gördüm. Nedenini sorduğumda, 'Ağrıyı hissetmemek için dışarıdan kendi kendime vuruyorum, bu ağrı içerideki ağrının önüne geçsin diye yapıyorum' dedi. Ben buna bizzat tanıklık ettim. Kimseyi kasten zehirlememiş veya ilaçla öldürmemiş olabilirler ama kesinlikle 'Bırakın ölsünler' mantığıyla hareket ettiler."
"GATA’ya götürmeyelim diye operasyonu öne aldılar"
Kendi müvekkili (Veli Küçük) üzerinden FETÖ'nün dinleme ve operasyon zamanlamalarına dair çarpıcı bir detay paylaşan Küçük, gözaltı öncesinde ve sonrasında yaşanan sağlık ihmallerini aktardı:
"Müvekkilimin gözaltına alınacağı gecenin öncesinde çok şiddetli böbrek ve prostat rahatsızlığı nüksetti. Acile götürdük, nöbetçi hekim prostatında şüpheli bir durum olduğunu söyleyince annemle telefonda 'Yarın sabah babamı GATA’ya götüreceğim, kanser olabilir' diye konuştum. Telefonlarımız dinlendiği için GATA’ya sevk edilip operasyonun aksayacağını anlayınca hemen o gece operasyonu öne çektiler.
Gözaltında kaldığı 4 gün boyunca ve sonrasında cezaevine girdiğinde reçeteli ilaçlarını teslim etmemize rağmen kendisine verilmedi. Enfeksiyonu ilerleyince sürekli ağrı kesici yüklediler ve bu durum mide kanamasına yol açtı."
Celepoğlu'ndan kelepçeli görüntü talimatı: "Bir Türk generaline kelepçe taktırmam"
Mide kanaması geçiren emekli generalin hastaneye sevki sırasında yaşanan kelepçe baskısını ve arkasındaki FETÖ talimatını aktaran Zeynep Küçük, süreci şu sözlerle detaylandırdı:
"Mide kanaması geçirmesine rağmen hastaneye sevk etmediler. Mecbur kaldıkları noktada sevk işlemi yapılırken kapıda elinde kelepçeyle bir yüzbaşı bekliyordu. Yüzbaşı 'Komutanım bileğinize kelepçe takmak zorundayız' dedi. Müvekkilim kumpasın ilk yüksek rütbeli emekli generaliydi ve büyük bir medya linçi vardı. Hastane kapısında cezaevi aracından indirilirken kelepçeli o kareyi alıp medyaya servis etmek istiyorlardı.
Müvekkilim 'Ben bir Türk generaline elinde kolunda kelepçe ile görüntü verdirtmem, ben koşarak kaçacak mıyım sizden?' diyerek reddetti. 'O zaman yazı imzalayıp geri dönersiniz' dediler. Yüzbaşıya emrin nereden geldiğini sorduklarında 'İstanbul İl Jandarma Komutanı Hamza Celepoğlu’ndan' yanıtını aldık. Celepoğlu, 'Bunları kelepçeleyecek ve ekranda göstereceksiniz' talimatı vermişti. Müvekkilim o kelepçeyi taktırmamak için tedaviyi reddedip kanama içinde koğuşuna geri döndü.
Ancak kanama o kadar şiddetlendi ki bir süre sonra bilincini kaybetti ve sedyeyle götürmek zorunda kaldılar. Avukatı olmama rağmen bana haber verilmedi, hastaneye kaldırıldığını televizyon alt yazısından öğrendim. Hemen Kocaeli Devlet Hastanesi'ne geçtim. Mide kanaması teşhisi konulmuşken 'İhbar var' gerekçesiyle odamızı bastılar, jandarma odayı boşalttırdı.
Hastanede kalp damarlarında tıkanıklık çıkmasına rağmen devlet hastanesi başhekimi 'Ben bu anjiyoyu yapmam' dedi ve cezaevine geri göndermeye çalıştılar. Dışarıda basın ordusu bekliyordu. Büyük bir kavgayla, bütün samimiyetimle söylüyorum, çığlıklar atarak, beni bastıramayacaklarını anlayıp bu rezilliği de kapatamayacaklarını bildikleri için yani elimdeki tek güç de bu olduğu için işin aslı. Mecbur kaldılar Tıp Fakültesi'ne sevk ettiler.
Doktorları da suçlayamıyorum, iklim öyleydi ki 'Veli Küçük’e anjiyo yaptın' diye o hekimi de tutuklayabilirlerdi. Anjiyo sonrası kasığında kanama riski varken ve normalde en az iki gece hastanede yatması gerekirken bir saat sonra cezaevine geri göndermeye kalktılar.
Bize cezaevine gönderilirken verilen tıbbi tavsiye şuydu: 'Plastik bir balkon sandalyesinin ortasını kesin, Alaturka tuvaletin üzerine oturtun, sakın çömelmesin, tuvalet ihtiyacını öyle gidersin.' Kasığında kanama riski olan 60 küsur yaşındaki hastayı eve değil cezaevine yollarken bu tavsiyeyi verdiler."
Semaver üstünde yemek tarifi
Avukat Zeynep Küçük, tutukluların FETÖ'nün devleti ve cezaevi teşkilatını ele geçirme gücü karşısında ve geliştirdikleri korunma yöntemlerini anlattı:
"Tutuklular şunu biliyordu: FETÖ o kadar güçlü ve cesurdu ki, devletin tüm organlarını, gardiyanından cezaevi müdürüne, adliye başsavcısına kadar ele geçirmişti. İsteseler cezaevinde her an her şeyi yapabilirlerdi. Bu nedenle sanıklar kendilerince önlemler geliştirdi. Kâşif Kozinoğlu’nun da sadece kapalı konserve gıdalar tükettiği biliniyordu.
Hatta yokluk ve çaresizlik tutuklulara çok ilginç çözümler öğretti. Cezaevinden verilen ekmeği suyla yıkayıp hamur haline getiriyor, yufka gibi açıyorlardı. Gelen yemeklerdeki malzeme ve etleri de yıkayarak bu hamurun içine koyup gözleme gibi kapatıyorlardı. Pişirme işlemini ise kendilerine verilen elektrikli semaverlerin üst kısmını kesip tencereye dönüştürerek yapıyorlardı. Çünkü neye dokunsanız, hangi kapıyı çalsanız karşınızda FETÖ'nün ördüğü ifadesiz bir 'insan duvarı' vardı."
Kâşif Kozinoğlu’nun ölümü: "Koğuş arkadaşları ilk günden itibaren şüpheli bir ölüm olduğunu bağırdı"
Kâşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada koğuş arkadaşlarının gözaltına alınmasını sert bir dille eleştiren Avukat Zeynep Küçük, FETÖ panik yaparken asıl sorunun gözden kaçırılmaması gerektiğini söyledi:
"Kozinoğlu’nun ölümünün şüpheli bir ölüm olduğunu ilk günden itibaren bas bas bağıranlar, şu anda gözaltına alınan koğuş arkadaşlarıydı. Bunlar deli mi ki hem adamı öldürsünler hem de çıkıp 'Bu ölüm şüphelidir' diye avaz avaz bağırsınlar? Böyle bir mantık olabilir mi?
Bir cinayette veya şüpheli ölümde sorulacak tek bir basit soru vardır: Bundan kimin menfaati var? Koğuş arkadaşlarının mı, yoksa Orta Asya ve dünya genelindeki FETÖ yapılanmaları hakkında gayet net, derin ve içeriden bilgi sahibi olan bir MİT mensubunun henüz hakim karşısına çıkıp ifade vermeden ölmesinde kimin menfaati vardı? Tabii ki FETÖ’nün."
Kurtlar Vadisi ve İskender Büyük karakteri
Programın en dikkat çekici kısımlarından biri de Kurtlar Vadisi dizisi ve dizideki "İskender Büyük" karakteriyle ilgili diyaloglar oldu. Veli Küçük’ün diziyi veya bahsedilen karakteri cezaevine girene kadar bilmediğini aktaran Zeynep Küçük:
"Bizim de babamın da bu karakterden hiç haberimiz yoktu. Babam Veli Küçük'ün zaten dizi izleme alışkanlığı yoktur. Hayatında televizyonda sadece belgesel, tarih programları ya da Zeki Alasya - Metin Akpınar’ın tiyatro kasetlerini izler. Televizyonla ilişkisi sadece bundan ibarettir.
Cezaevinde bir gün avukat görüşünde bana, 'Ya dedi, bir tane dizi varmış, Kurtlar Vadisi diye... Evet var dedim. Oynuyormuş dedi evet. E orada bir tane İskender diye adam varmış, o benmişim. Sen baktın mı hiç, neymişim ben? Ne yapıyor o İskender orada?' diye sordu.
Ben de 'Takılma ya, bomboş işler, bomboş şeyler, kafanı yorma' dedim. Ben de bir bölümünü başından sonuna izlemiş değildim, sadece ara ara kopuk kopuk gördüğüm şeylerden ibaretti."
Program sunucusu Seda Ateşoğlu ise dizinin FETÖ tarafından manipüle edildiğinin soruşturmalara yansıması ve dizideki Kâşif Kozinoğlu detayı sorusuna yanıt veren Avukat Zeynep Küçük,
"Kâşif Kozinoğlu'nun dizideki çok benzer bir karakter ismiyle senaryoda öldürüldüğünü ve hemen arkasından aynı senaryonun gerçek hayatta uygulandığını diziyi hiç izlememiş biri olarak ben bile biliyorum. Çünkü Avukat Burak Bekiroğlu duruşma salonunda tüm bunların hepsini tek tek ifşa etti.
Şimdi geldiğimiz noktada hala 'Acaba tesadüf mü, şans eseri mi?' diye tartışılıyor. Bir dizide o ismin birebir konulması, o karakterin senaryoda öldürülmesi ve hemen ardından o ismi temsil eden gerçek kişinin gerçek hayatta da aynı yöntemle katledilmesi ihtimali kaç milyonda birdir acaba?"
"Kendi işledikleri cinayetleri başkalarının üzerine yıkmakta ultra uzmandırlar"
Seda Ateşoğlu'nun sorusu üzerine FETÖ'nün propaganda metotlarına ve suç kapatma yöntemlerine değinen Zeynep Küçük, örgütün geçmişten bu yana işlediği cinayetlerdeki taktiğe dikkat çekti:
"Zaten bazı tehditlerde bulunuyorlar. O tehdit eğer bir konuyla ilgili ön alma girişimleri şeklinde böyle cayır cayır Twitter'dan, hiç dumanı çıkmadan başladıysa tamamdır. Çünkü bunlar kendi işledikleri cinayetleri hedeflerine koydukları kişilerin üzerine yıkma konusunda ultra ultra uzmandırlar.
Danıştay cinayetine bakın, Hrant Dink cinayetine bakın... Hemen aklıma gelenler; hepsi FETÖ cinayeti! Ve bunlar bu yöntemi kullanırken insanların hayatlarına hiç acımazlar. Vicdan yok, ahlak yok, dini bir şey de yok içlerinde. Ölen herkesin arkasından sevinç çığlıkları atan masum insan düşmanı bir örgütten bahsediyorsunuz. Onun için Kâşif Kozinoğlu'nun öldürülmesi ve ölmesi, kendi pencerelerinden —ki artık onların penceresinden bakmayı öğrendik— elde ettikleri 'zaferlerden' bir tanesidir."
"65 dakikayı açıklayacaklarına koğuş arkadaşlarını tartışıyorlar: Bir dejavu yaşıyoruz"
Program sunucusu Seda Ateşoğlu'nun "Peki bu kara propagandalar ve söylemler Türkiye'deki FETÖ'yle mücadele atmosferini nasıl etkiliyor?" sorusunu yanıtlayan Avukat Zeynep Küçük, devlet hafızasının tazelenmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Unutmamamız gerekiyordu ama unutuyoruz. Devlet hafızasının tazelenmesi gerekiyor. FETÖ ile mücadele ilk başladığı zaman devlet yetkililerinin çıkıp söylediği şeyleri bir hafızalarını yoklayarak ya da eski kayıtları izleyerek hatırlamaları gerekiyor. Bugün bakıyorum; o gün FETÖ'nün değirmenine su taşıyan bazı köşe yazarları, bazı 'kıymeti kendinden menkul' saçma sapan adamlar hala aynı zihniyetle, aynı yöntemlerle FETÖ topu ortalıyor, bunlar gole çevirmeye çalışıyor. Aslında bir şey değişmemiş. Aynı adamlar piyasadalar ve aynı metotları kullanıyorlar.
Kâşif Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili yapılan araştırmada bir senaryonun dejavu gibi tekrarlandığını görüyorum. Cayır cayır FETÖ bağlantısı olan bir cinayeti çok basite indirgemeye çalışıyorlar; 'Efendim koğuş arkadaşı bir hap vermiş...' Ya kardeşim, sen 65 dakika o adamı hastaneye neden, nasıl ve kimlerin talimatıyla ulaştırmadığını açıkla. Sonra dön, hemen anında düğmeye basarak acil müdahale talebinde bulunan koğuş arkadaşlarına bak. Biz neden savcılarını konuşmuyoruz? Gözaltına alınan cezaevi savcısını bu kadar konuşmuyoruz da koğuş arkadaşlarının gözaltısını cayır cayır televizyonlarda FETÖ'ye su taşır gibi tartışıp duruyoruz?"
"Ergenekon yok, FETÖ var"
Konuşmasının sonunda Türkiye'nin atlattığı tehlikenin büyüklüğünü hatırlatan ve kamuoyuna net mesajlar veren Zeynep Küçük, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
"Türkiye çok büyük bir badire atlattı. Çok, çok, çok büyük bir badire atlattık. FETÖ'nün vicdanı yoktur, ahlakı yoktur, dini yoktur. FETÖ çıkarları uğruna herkesi, her şeyi harcar. Biz ne çabuk unuttuk o darbe gecesini? Bizim sivil insanlarımızın üzerine yağdırdıkları bombaları... FETÖ işte böyle bir örgüt.
Siz kimin hakkında kimi suçluyorsunuz? Ergenekon diye bir örgüt yok. Ama FETÖ diye bir örgüt var! Herkes bunu önüne koysun, vereceği kararları da ona göre versin."
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!