Kıtlıktan Çatışmaya, Çatışmadan Barışa IRA: Kuzey İrlanda’da Terörle Mücadele Örneği Türkiye için Uygun mu?
Tuba Çebi
Kıtlıktan Çatışmaya, Çatışmadan Barışa IRA: Kuzey İrlanda’da Terörle Mücadele Örneği Türkiye için Uygun mu?
13.11.2025 Perşembe 12:15

TBMM’nin Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinden aralarında CHP’den Oğuz Kaan Salıcı ve Sezgin Tanrıkulu’nun bulunduğu bir heyetin, komisyondan bağımsız olarak, İngiltere merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) daveti üzerine Dublin’e gidecekleri gündeme gelmişti. GörüşmelerdeIRA’nın silah bırakma sürecinin bir model olarak yakından incelenmesi amaçlanmıştı. 

Terör örgütlerinin çözüm süreçleri hem güvenlik politikaları hem de toplumsal uzlaşı açısından önemli dinamikler barındırır.Bu bağlamda, Kuzey İrlanda’daki İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IrishRepublicanArmy – IRA) ve GoodFridayAgreement (Hayırlı Cuma Anlaşması) süreci, silahlı çatışmadan siyasi çözüme geçişin uluslararası düzeyde başarılı bir örneği olarak kabul edilmektedir.Ancak PKK terör örgütü;uzun soluklu çatışma, tarihsel, coğrafi ve toplumsal bağlam açısından IRAiletaban tabana farklılık göstermektedir.Bu çalışmada, IRA terör örgütününtarihsel arka planı, örgütsel yapısını vesilahsızlanma süreci açıklanarak, bu iki grubun taban tabana farklıolduğu değerlendirilmiştir.

IRA’nın tarihi, bu ada üzerinde üç farklı politik tahayyülün çarpışmasıdır:

İrlanda Cumhuriyeti’nin milliyetçi ideali,

Kuzey İrlanda’nın mezhep temelli kimlik gerilimi,

Birleşik Krallık’ın ada üzerindekisömürge hakimiyeti.

IRA bu üç unsurun kesişiminde doğmuş, büyümüş ve nihayetinde bu terör sorunu siyasallaşarak çözülmüştür.Ancak örgütü yalnızca bir terör örgütü olarak değerlendirmek, onu tarihsel ve sosyopolitik bağlamından koparmak olur.IRA’yı anlamak; sömürgecilik altında kalan kimliğin ve dini bölünmeninetkileşimini anlamaktır.

İngiltere’nin İrlanda üzerindeki egemenliği 12. yüzyıla kadar uzanan uzun bir süreçtir. 1169 yılında Anglo-Norman askerlerinin İrlanda’ya çıkması ve 1171’de II. Henry’nin İrlanda Kralı ilan edilmesiyle İngiliz egemenliği resmen başlamıştır. Ancak bu dönemde İngiliz kontrolü sınırlıydı ve iç bölgelerin büyük kısmı Gaelic İrlandalılar tarafından yönetiliyordu. 16. ve 17. yüzyıllarda Tudor ve Stuart kralları, İrlanda’yı doğrudan İngiliz yönetimi altına alma politikalarını yoğunlaştırmış, özellikle kuzey bölgelerine Protestan İngiliz ve İskoçları yerleştirmiştir. Bu bilinçli iskân politikası, Katolik İrlandalılar üzerinde kalıcı bir şekilde demografik ve toplumsal değişim yaratmış ve bölgedeki toplumsal gerilimin tohumları atılmıştır.

19’uncu yüzyılda, İngiliz egemenliği ve sistematik ekonomik ayrımcılıkdramatik sonuçlar doğurmuştur. 1845–1852 yılları arasında yaşanan Büyük Kıtlık, milyonlarca İrlandalının açlık ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalmasına yol açmış, İngiliz yönetiminin yetersiz ve çoğu zaman sert ve sınırlı yardım politikaları krizi derinleştirmiştir. Aynı dönemde İrlanda’dan tahıl ve diğer gıda ürünlerinin İngiltere’ye ihraç edilmesi, halkın açlık karşısındaki çaresizliğini artırmış ve İngiliz egemenliğine karşı öfkeyi büyütmüştür. Büyük Kıtlık, kitlesel göçleri tetiklemiş ve toplumsal huzursuzluğu derinleştirerek milliyetçi ve bağımsızlık hareketlerin temelinin atılmasına neden olmuştur.

İrlanda bu süreçlerde özellikle Büyük Kıtlık sırasında kitlesel göçler vermiştir. Bu göç, tarihsel olarak çok önemli etkiler yaratmıştır. Patates kıtlığı milyonlarca kişinin açlık ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalmasına yol açmıştır. Bu dönemde yaklaşık 1 milyon kişi açlıktan ölmüş, milyonlarca kişi de yurt dışına göç etmiştir.En çok göç edilen ülkeler ABD, Kanada ve Avustralya olmuştur. ABD özellikle İrlanda göçmenleri için merkezi bir hedef haline gelmiştir; New York, Boston, Chicago gibi şehirlerde yoğun İrlanda toplulukları oluşmuştur.Uzun vadeli etkilerine bakıldığında bugöçler, İrlanda nüfusunu kalıcı olarak azaltmış ve kıtlık öncesi yaklaşık 8 milyonluk nüfus 20. yüzyıla gelindiğinde yaklaşık 4 milyon civarına düşmüştür. Aynı zamanda İrlanda diasporası, ABD ve diğer ülkelerde siyasi ve finansal destek sağlayarak İrlanda milliyetçi hareketlerinin güçlenmesine katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Biz ve Onlar Ayrımı : Katolik İrlandalılar ve Protestan İngiliz-İskoçlar

Kuzey İrlanda’daki çatışmanın kökleri 17. yüzyıl İngiliz yerleşim politikalarına uzanır.1609’da Kral I. James, Ulster Plantasyonu ile İngiltere ve İskoçya’dan binlerce Protestan yerleşimciyi bölgeye göndermiştir.Amaç, Katolik İrlandalı nüfusu dengelemek ve krallığa sadık bir topluluk oluşturmaktı.Bu politika, İrlanda’nın kuzeyini demografik bir laboratuvara çevirdi.

Bu ikili yapı, yüzyıllar boyunca hem ekonomik hem politik anlamda toplumsal ihtilafa dönüştü.Protestanlar toprak, eğitim ve devlet kurumlarına erişim açısından ayrıcalıklıydı.Katolikler ise dışlanmış, ikinci sınıf bir topluluk olarak konumlandı. Bu durum kimlik temelli grup ayrışmasına neden oldu.Sosyal psikolojide, Henri Tajfel’in Sosyal Kimlik Teorisi bu konuda temel çerçeveyi sunar:İnsanlar aidiyet duydukları grupları “biz”, diğer gruplardan “onlar” psikolojik olarak ayrışma eğilimine sahiptir.

Kuzey İrlanda’da Katolik – Protestan ayrımı yalnızca dinsel değil, aynı zamanda etnopolitik bir kimlik ayrımıdır:

Katolikler: Yerel, sömürgeleştirilmiş, mağdur İrlanda kimliği,

Protestanlar: İngiliz, düzeni temsil eden, egemen İngiliz-İskoç kimliği.

Bu ikilik yıllar boyunca siyasal söylemlerle pekişerek derinleşmiştir.

Sonuçta ortaya çıkan duygusal harita veİngiltere’nin adada yüzyıllardır devam eden tutumu da bir travma olarak yerli halkın zihninde yer almasıyla birleşince, bir grubun diğer grubu varoluşsal bir tehdit olarak algılamasına neden olmuştur.

İrlandalılar İngilizlere Karşı Ayaklanıyor

20’inci yüzyıl başında bu toplumsal koşullar ve ekonomik durum adada silahlı direnişe dönüşmüştür. 1913’te kurulan militan milliyetçi bir örgüt olan IrishVolunteers hareketi kuruldu. 1916’da İngiliz yönetimine karşı ilk büyük isyanEasterRising (Paskalya Ayaklanması) yaşandı.IrishVolunteers hareketinden 1919’da IrishRepublicanArmy (IRA) doğdu. 

1919–1921 arasında İngilizlere karşı İrlanda Bağımsızlık Savaşı yürütüldü.Bu savaş sonucunda imzalanan Anglo-Irish Antlaşması (1921), adayı ikiye böldü:IrishFreeState (İrlanda Bağımsız Devleti) ve NorthernIreland (Kuzey İrlanda). Birleşik Krallık’ın bir parçası olarak kalan veUlster eyaleti olarak adlandırılan Kuzey İrlanda, anlaşma uyarınca iç işlerinde özerk; savunma, dış politika ve vergi politikalarında Londra’ya bağlıydı.Bu yapı, 1972’ye kadar yani 50 yıl sürdü.

Bu bölünme, IRA içinde büyük bir krize yol açtı:Bir kesim bağımsızlığa giden ilk adım diyerek antlaşmayı onaylarken, diğer kesim bunu ihanet olarak değerlendirdi.1922–1923 İrlanda İç Savaşı yaşandı. Bu yaşananlar örgütün bölünmüş ulus travmasının taşıyıcısı haline gelmesine yol açtı. Bu savaş İngiliz hakimiyetini reddeden kesimlerin teslim olmasıyla sona erse de IRA silah bırakmadı ve örgütlenmeye devam etti, mücadele ekseni adanın kuzeyinde gerçekleşti. II. Dünya Savaşı sırasında IRA, İngilizlerin İrlanda’dan çıkarılmasına yardımcı olması için Adolf Hitler’den yardım istemesi üzerine, İngiliz yönetimi beş IRA liderini idam etti ve çok fazla kişi tutuklandı.

Kuzey İrlanda, 1921’den itibaren Protestan çoğunluğun yönettiği yarı-özerk bir bölge haline geldi.Katolik azınlık, konut, istihdam, eğitim ve oy hakkı gibi temel alanlarda sistematik ayrımcılığa maruz kaldı.

1960’ların sonunda patlayan Kuzey İrlanda’daTheTroubles adı verilen iç çatışma dönemi başladı.Bölgede Protestanların oluşturduğu silahlı gruplar ortaya çıktı: UlsterVolunteer Force1966 yılında kuruldu; UlsterDefenceAssociation 1971’de kuruldu; RedHandCommando. Protestan milislerin faaliyetlerinin yanı sıra düzeni sağlamak amacıyla 1969’da Kuzey İrlanda’ya gelen British Army’ninKatolik mahalleler üzerinde baskıyı arttırması gruplar arası çatışmaları derinleştirdi. IRA, Katolik toplumu savunmak ve İngiliz varlığını sona erdirmek amacıyla yeniden yapılanmış (ProvisionalIrishRepublicanArmy– PIRA olarak adlandırılır),1970’ten başlayarak İngiltere topraklarında hedefler belirleyerek saldırılarda bulunmuşlardı: 1974 Mingham bombalamaları, 1991 Downing Street roket saldırısı, 1996 Manchester bombalaması. Artık IRA İngiltere için iç güvenlik tehdit unsuru haline gelmişti.

Kuzey İrlanda bölgesindetırmanan kriz,Kuzey İrlanda Parlamentosu’nun çalışamaz hale gelmesine yol açtı.1972’de İngiliz hükümeti, Stormont’u feshederek bölgeyi doğrudan Westminster’dan yönetmeye başladı.1972–1998 arasında Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık’ın doğrudan bir parçası olarak, İngiliz İçişleri Bakanlığı’na bağlı idare edildi. Ancak Katolik azınlık bu durumu meşru görmedi. 

IRA’ya sivil destek ve sempati ‘Kanlı Pazar’ adı verilen 30 Ocak 1972’de gerçekleşen 13 Katolik protestocunun öldürülmesiyle daha fazla arttı. Amerika’daki İrlandalıların finansman desteğini aldı. Bununla birlikte kaynaklara göre en az on yıl savaşmaya yetecek kadar silaha tedariğini de sağladı. 1980’lerden sonra IRA’nın siyasi kanadı SinnFéin de etkin olmaya başladı. Siyasi kanata da toplumsal destek artıyordu. Kuzey İrlanda’da Protestan ve Katolik çatışması toplumsal olarak da günden güne yorucu hale gelmeye başlıyordu. 

SinnFéin önderleri Gerry Adams ve MartinMcGuinness, Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi (SDLP) başkanı John Hume ile birlikte mezhepsel şiddete barışçıl bir çözüm arama politikası eksenin bir araya geldi. Ateşkesin İrlanda ve İngiliz hükümetleri tarafından çok taraflı görüşmelere katılımla sağlanacağı noktasında mutabakata varıldı.IRA, Ağustos 1994’te silahlı faaliyetlerini durdurduğunu ilan etti. Ekim ayında da Kuzey İrlanda’daki Protestan paramiliter gruplar tarafından benzer bir ateşkes ilan edildi. SinnFéin,IRA’nın siyasi uzantısı olması dolayısıyla görüşmelerde istenmemesi sorunlara neden oldu. Ancak Kuzey İrlanda’daki mezhepsel çatışmanın çözümünün bir parçası olarakSinnFéin temsilcileri, şiddetsizlik ilkelerini destekleyeceklerine yemin etmeleri üzerine, Eylül 1997'de başlayan çok partili görüşmelere dahil edildiler.  IRA Temmuz 1997’de silah bıraktığını açıkladı.

1990’ların başında taraflar, karşılıklı acı veren bir çıkmaz noktasına gelmişti.Ne IRA İngiliz ordusunu yenebiliyor ne de İngiltere şiddeti tamamen bastırabiliyordu. Toplumsal yorgunluk ve uluslararası baskı (özellikle ABD’nin arabuluculuğu) süreci olgunlaştırdı.

1998’de Good Friday Agreement(Hayırlı Cumlar Anlaşması) imzalandı. Anlaşma Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzey İrlanda’daki 8 siyasi parti vesürece arabuluculuk eden ABD desteği ile sağlandı. Kuzey İrlanda’nın bugünkü statüsünü tanımlayan belge1998 Good Friday Agreement dört temel unsuru içeriyordu:

1. Siyasi temsil: Sinn Féin meşru aktör olarak tanındı.

2. Silahsızlanma: IRA silahlarını kullanılamaz hale getirme taahhüdü verdi.

3. Mahkûm affı: Siyasi suçluların 2 yıl içinde serbest bırakılması.

4. Güç paylaşımı: Katolik–Protestan partiler arasında koalisyon yönetimi.

Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık’a bağlı özerk bir bölge halini aldı. Ancak kendine has egemenlik ilkesi de getirildi. Birleşik Krallık, Kuzey İrlanda’nın statüsünü ‘halkın çoğunluğunun isteği doğrultusunda’ belirleme ilkesini kabul etti.Yani Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık veya birleşik İrlanda içinde kalması, halkın demokratik iradesine bağlı olacak.İrlanda Cumhuriyeti de kendi anayasasındaki ‘Kuzey İrlanda üzerindeki doğrudan egemenlik iddiasını’ kaldırdı.Böylece, iki ülke karşılıklı egemenlik ve rıza temelli bir statü üzerinde uzlaştı.

Kuzey İrlanda’da güç paylaşımı belirlendi. Kuzey İrlanda’da yeni bir Bölgesel Meclis (NorthernIreland Assembly) kuruldu.Bu meclis Protestan–Katolik dengesine dayalı bir şekilde çalışacak; tüm büyük partilerden temsilciler yer alacaktı.Meclis’in yürütme organı olan Kuzey İrlanda İcra Kurulu, farklı topluluklardan bakanların birlikte görev yapmasını öngörüyordu.Amaç, hiçbir topluluğun diğerine siyasi üstünlük kuramamasını sağlamaktı.

Birleşik Krallık ve İrlanda Cumhuriyeti, İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda temsilcilerinden oluşan British–IrishCouncil’ı kurdu. Ayrıca hükümetler arası düzeyde (İrlanda–Birleşik Krallık) kararlar almak için British–IrishIntergovernmental Conference oluşturuldu.

Silahsızlanma konusunda, IRA ve diğer paramiliter örgütlerin tüm silahlarını uluslararası denetim altında teslim etmesi öngörüldü. Bu süreçte, ABD ve Kanada temsilcilerinden oluşan bağımsız bir DecommissioningCommission (Silahsızlanma Komisyonu) kuruldu.Silahsızlanma adım adım, güven temelli ve şeffaf bir biçimde gerçekleştirildi.

Kuzey İrlanda’daki tartışmalı RoyalUlsterConstabulary (RUC) adlı polis gücü yeniden yapılandırıldı.Yerine, toplumun her kesiminden temsilcileri içeren Police Service of NorthernIreland kuruldu.Amaç, polis teşkilatını tarafsız, hesap verebilir ve etnik-dini açıdan dengeli hale getirmekti.

Mahkumların serbest bırakılması konusunda, silahsızlanma sürecine katılan örgüt üyelerinden belirli şartları karşılayanlar için erken tahliye programı uygulandı.Bu madde, barış sürecinde en çok tartışma yaratan ama güven inşasında önemli bir adım olan bölümlerden biriydi.

IRA ve PKK: Tarihsel ve Sosyo-Politik Bağlamda İki Farklı Gerçeklik

Tarihsel süreçler incelendiğinde, IRA ile PKK arasında yüzeysel benzerlikler bulmak mümkündür: Her iki örgüt de silahlı eylemlerde bulunmuş, siyasi temsil mekanizmaları geliştirmiş ve kimlik temelli bir söylem üzerinden argüman oluşturmuştur. Ancak daha derin bir analiz, bu iki örgütün doğuş nedenleri, sosyoekonomik zeminleri, tarihsel bağlamlarının niteliksel olarak birbirinden tamamen farklı olduğunu göstermektedir.

IRA, İngiliz sömürgeciliğinin tarihsel sonuçlarından doğmuş bir örgüttür. 12. yüzyıldan itibaren İngiltere’nin İrlanda üzerindeki egemenliği, toprak el koymaları, dini ayrımcılık, ekonomik sömürü ve siyasi baskı ile şekillenmiştir. Özellikle 19. yüzyıldaki Büyük Kıtlık (1845–1852) döneminde İngiliz yönetiminin İrlanda halkına karşı izlediği ihmalkâr ve ayrımcı politikaların ortaya çıkışın temel nedenselliğini oluşturur. İngiliz yöneticiler, kıtlık döneminde İrlanda’dan tahıl ve et ihracatına devam ederken, İrlandalı Katolik köylüler açlıktan kırılmıştır. Bununla birlikte İngilizlerin Protestanları yerleştirerek demografik yapıyı değiştirme çabaları ve Katoliklere yönelik sosyal dışlama politikaları, kolektif bir kimlik bilincini güçlendirmiştir.Bu kimlik, hem dini hem ulusal bir mücadele biçimi kazanmıştır.IRA’nın toplumsal tabanı, kuzeydeki Katolik İrlandalı halkın sömürgeye karşı özgürlük talebi üzerine inşa edilmiştir. 

PKK ise bu anlamda bambaşka bir zeminde doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı sonrası dönemde ulusal egemenliğe dayalı bir ulus-devlet modelini benimsemiş; etnik köken farkı gözetmeksizin vatandaşlık temelinde bir eşitlik anlayışı oluşturmuştur. Kürtler, Türklerle aynı anayasal haklara sahip olmuş, siyasal temsilde yer almış, kamusal alanda görev almış ve toplumsal yaşamın her alanına entegre olmuştur. Ancak PKK, 1970’lerde yükselen ideolojik hareketlerden, özellikle Marksist-Leninist görüşlerden etkilenerek, Kürt milliyetçiliği üzerinden suni bir ayrışma yaratmaya çalışmıştır. Bu yapı, yerel bir halk hareketinden ziyade dış etkilerle beslenen, fonlanan ve yönlendirilen bir örgüt modeli olarak ortaya çıkmıştır.PKK’nın kimlik siyaseti, IRA’daki gibi ‘varoluşsal bir sömürge tepkisi’ değil; ‘yapay biçimde ideolojik olarak inşa edilmiş bir ayrışma projesi’ olmuştur.

Sonuç olarak, IRA ile PKK’nın doğuş nedenleri, tarihsel arka planları ve toplumsal dinamikleri birbirinden temelden farklıdır; bu nedenle, bu iki yapıya yönelik çözüm arayışlarının da aynı model üzerinden yürütülmesi mümkün değildir. Her çatışma, kendi tarihsel bağlamı ve toplumsal gerçekliği içinde ele alınmalıdır.