Ne Olacak Bu Fenerbahçe’nin Ahvali?

Ne Olacak Bu Fenerbahçe’nin Ahvali?
Prof. Dr. Levent Şahin
11.03.2026 Çarşamba 17:43 | Son Güncelleme: 11.03.2026 Çarşamba 17:43

Bir İktisat Profesörü ve Türkiye’nin en köklü Üniversitesinin üst düzey yöneticilerinden biri olarak bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok tereddüt ettim. Ancak kürsüde ders anlatırken öğrencilerime hep söylediğim gibi çoklu düşünebilen, konuşabilen, yazabilen insanlara geçmişte olduğundan çok daha fazla ihtiyaç var. Disiplinlerarası düşünmek, artık bir zorunluluk. 

Ben de âcizane esas uzmanlık alanımın dışına çıkıp yan uzmanlık alanım olan futbol üzerine karalamak istedim. Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre Üyesi ve hayatının büyük kısmında futbol başta olmak üzere sporun birçok branşıyla ilgilenen biri olarak bunu kendime reva gördüm. “Ne olacak bu Fenerbahçe’nin ahvali?” yeni bir söylem değil malum. Bugün yaşı henüz 11 olan Fenerbahçeli çocukların bile artık günlük dilde kullandığı bir deyim adeta. İçerisinde karşıt birçok kavramı barındırıyor. Umut-umutsuzluk, sabır-sabırsızlık, üzüntü-sevinç, mağlubiyet-galibiyet ve daha birçoğu. Hiç kuşkusuz dünyada kavramlar zıtlıklarıyla anlam buluyor. Üzüntü yaşayan sevincin kıymetini daha iyi anlıyor ya da umutsuzluk, umutla yeşerebiliyor. Ancak Fenerbahçe gönüllülerine uzun yıllardır kavramların olumsuz kısımları yansıyor ne yazık ki. Yazının buraya kadar olan kısmı daha nesnel ve bilimsel idi. Bundan sonraki kısımda Fenerbahçeliliğimi de karıştırarak yazacağım. 

Fenerbahçe taraftarlarının nesilden nesle aktardığı bir düşünsel miras vardır. Önce bunu anlamak gerekir: Büyük daha doğrusu En Büyük Camia Biziz, Spor gazeteleri hatta normal günlük gazeteler Fenerbahçe kazandığında daha çok satar; en fazla taraftar her zaman Fenerbahçe’dedir; (belirli bir süre önceye kadar) en fazla şampiyonluk bizdedir; derbilerde en fazla galibiyeti Fenerbahçe alır; yeni doğan bebekler isimlerini Fenerbahçe’de efsane olmuş futbolculardan alır; en sansasyonel transferleri her zaman Fenerbahçe yapar; kulüp başkanları hep zengindirler… Bunu sayfalarca uzatabilirim. Ama burada kesmek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bunun ana fikri önemli. Bu düşünsel miras yani bir anlamda babadan hatta dededen evlatlara aktarılan bu miras, son yıllarda üst üste karşılık bulamayınca çok yönlü bir gerginliğe ve umutsuzluğa bıraktı yerini. Şampiyonluklar, travma yaratan maçların akabinde kaybedilmeye, kupalar alınamamaya, yapılan transferler genel olarak hata ve başarısızlıklara, yönetim değişiklikleri kaoslara sürüklendikçe taraftarın da tabiri caizse ağzının tadı kaçtı. Dolayısıyla Ne Olacak Bu Fenerbahçe’nin Ahvali? sorusu başlarda esprili bir dille kullanılırken şimdilerde en büyük gerçeği ihtiva etmeye başladı. Başka yazılarımda işin yönetim ve liderlik boyutlarına hususen gireceğim ama bugün burada biraz saha içine odaklanmak istiyorum. 

Fenerbahçe’nin uzun yıllardır en büyük sorunlarından bir tanesi kendi saha ve seyircisi önünde puan kaybetme lüksünün olmadığı görece zayıf takımlara karşı çok fazla puan kaybetmesi. Yıllardan beri de böyle. Denizli faciasından (deplasman maçıydı), Emre Belözoğlu’nun travmatik maç kayıplarına; Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’yi mental olarak küçülten savunma anlayışı futbolundan Special One Mourinho’nun buram buram kibir barındıran etkisiz futboluna. Daha o kadar çok sayabilirim ki? Aziz Yıldırım Başkan’dan sonrası tufan anlayacağınız. Zaten Ne Olacak Bu Fenerbahçe’nin hali söylemi de Aziz Başkan’dan sonraki dönemde alevlendi. Bu arada Aziz Başkan’ı vefadan yoksun bir şekilde gönderen de yine taraftardı tabi, bunu da tarihe bir not düşüyormuşçasına belirtmekte fayda var. Yani taraftarından başkanına bir kaos süreci yaşıyor Fenerbahçe. 

Bugün Avrupa’dan elenmiş ve lider Galatasaray’ın 4 puan gerisinde ligde ikinci sırada. Biraz önce bahsettiğim gibi iki hatta üç travmatik maçtan da yeni çıkmış durumda. Kendi evinde, puan kaybetme lüksünün hiç olmadığı Kasımpaşa maçında kötü futboluna rağmen 90+’da takımın yıldızı Assensio’nun atmış olduğu şık yarım vole golüyle taraftarını neredeyse çıldırtmış ve sevinçten sahanın içine girebilecek hale getirmiştir. Ne var ki sadece 2 dakika sonra basit bir gol yemiş ve başta çocuklar olmak üzere bir taraftarın kolay kolay hazmedemeyeceği bir hale getirmiştir durumu. İşte Fenerbahçe’nin son yıllarını anlatan güzel bir örnek. Bir sonraki hafta Antalyaspor’un misafiri olmuş ve maça adeta 2-0 yenik başlamıştır. Üst düzey bir gayretle maçı 2-2’ye getirmeyi başarmış ancak uzatmaların son saniyesinde çok müsait bir pozisyonda Nene’nin şutu direkte patlamıştır. Tam bir travmatoloji. Tabi bu kadarı Fenerbahçeli’ye yeter mi? Yetmez. Son oynanan Samsunspor maçı. Yine kendi evinde ve 40 bini aşkın seyircisiyle. Puan kaybetme lüksünün asla olmadığı; bırakın mağlubiyeti berabere kaldığı an Galatasaray’a şampi… dedirtecek bir durumda. Dakika 89; skor tabelasında FB 1 – Samsunspor 2 yazıyor. O anda Türkiye’de maçı izleyen tüm Fenerbahçelilere anket açılsa umutsuzluk %99 çıkardı herhalde. Ama 90+5’te maçın sonucu FB 3 – Samsunspor 2 yazıyordu. Travmaların güzeliydi herhalde bu da. Tekrar Fenerbahçe’yi ligde tutan en azından şansını önümüzdeki 9 haftada devam ettirecek olan. Bırakın son 10-11 yılı. Sadece şu üç maçla ilgili yazdığım şu satırları okuyan Fenerbahçelilerin o gerginliği ve yorgunluğu bir kez daha yaşadığına eminim. 

Travmaların takımı olunca özellikle diğer kulüp taraftarlarının Ne Olacak Bu Fenerbahçe’nin Ahvali? takımı da oluyorsunuz. Bu kaçınılmaz. Herkesin çok iyi bildiği şeyleri bir kez da ben uzun uzun yazmak istemiyorum. Başkanların vefasız dönüşümü, yıllardır yapılan transfer hataları, kulübün saha dışı temsiliyetinin yetersiz olması vs vs. Ben sahada kalmak istiyorum. Çünkü futbolun bir güç meselesi olduğunu en iyi bilenlerdenim. Bugün Galatasaray’ın Avrupa’da acaba yarı final, final görebilir miyiz sorusunu rahatlıkla sorabiliyor olması saha için gücünden kaynaklanıyor. Basit tabirle atanı ve tutanının iyi olması, devre arası transfer dönemini kusursuz geçirmiş olması, Osimhen, Sane gibi dünya yıldızlarını bahanelere sığınmadan çok yüksek bedellerle transfer etmiş olmaları, kusursuza yakın savunma ve orta saha koordinasyonu ve daha birçok futbol gerçeği. Fenerbahçe’nin kadro gücü şu anlık yetersiz gözüküyor. Şampiyon olabilir mi? Tabi ki olabilir. Daha önümüzde çok maç var. Ama Galatasaray’ın daha şanslı olduğunu belirtmekte fayda var. 

Son sözüm de taraftara kızan kitleye. Neymiş efendim maçı erkenden terkediyormuş, yeterince destekleyemiyormuş. Yeryüzündeki tüm meslek grupları (taraftarlık da bir meslek adeta) motivasyonla ivme kazanır. Bir tarafın sürekli fedakârlık yaptığı diğer tarafın hiçbir zaman istenilen karşılığı veremediği ekosistemlerde sürdürülebilirlik çok zordur. Ki Fenerbahçe taraftarı her şeye rağmen her yerdeler. Ellerinden geleni yapıyorlar, açıkçası pes demek lazım bu yorumlara. Ben çok iyi tahammül ettiklerini bile düşünüyorum. Yapılar, hakem hataları, bahaneler… Hepsi bir yere kadar kabul edilebilir. Ama sen önce evinde yenmen gereken maçları kazan. Her sene aynı senaryoyu izlemekten yoruldu taraftar ve söylem değişmedi: Ne Olacak Bu Fenerbahe’nin Ahvali? 


haber365.com