Türk askerinin yerine Avrupa askeri mi? Girit’te bunun sonucunu gördük!
Elimizde 1890’ların sonlarından, Girit’ten tarihi bir Fransız kartpostalı var.
Kartpostala dikkatle bakın.
Türk askerleri var. Türk topçusu var. Avusturyalı subaylar var. Alman ve Avusturyalı askerler var. Avrupa’nın farklı devletlerinin askerleri Türk askerlerinin yanında Girit’e konuşlandırılmış.
İşte sözünü ettiğimiz tarihi belge:

Bu fotoğraf sıradan bir tarihi hatıra değildir.
Bu fotoğraf, Girit’in Türk hakimiyetinden koparılmasına giden süreci anlamak isteyenler için bir ibret vesikasıdır.
Çünkü yalnızca fotoğrafın çekildiği ana değil, ondan sonra ne olduğuna bakmak gerekir.
Girit’e önce Avrupa askerleri geldi.
Sonra Türk askeri Girit’ten çıkarıldı.
Ardından Osmanlı Devleti’nin adadaki fiili hakimiyeti ortadan kaldırıldı.
Sonra özerk Girit oluşturuldu.
Ve sonunda Girit Yunanistan’a bağlandı.
Bugün Kıbrıs’ta Türk askerinin çekilmesini, Türkiye’nin garantörlüğünün sona erdirilmesini ve bunların yerine Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler veya başka birçok uluslu güvenlik yapısının getirilmesini isteyenlere karşı işte bu fotoğrafı masaya koymak gerekir.
Çünkü biz bu filmin sonunu daha önce gördük.
O gün Avrupa'nın büyük güçleri vardı, bugün Avrupa Birliği var
Bazıları çıkıp, “Ama 1897’de Avrupa Birliği yoktu, bugünkü yapı ile o günkü yapı aynı değildi” diyebilir.
Bu itiraz meselenin özünü değiştirmez.
Elbette o tarihte “Avrupa Birliği” adıyla bir teşkilat yoktu. Ancak Avrupa’nın büyük devletleri vardı ve bu devletler Girit meselesinde ortak bir siyasi ve askeri iradeyle hareket ediyorlardı.
İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Almanya ve Avusturya-Macaristan bir araya geldiler. Girit’e müdahale ettiler. Deniz gücü oluşturdular. Asker çıkardılar. Adada fiili bir uluslararası askeri düzen meydana getirdiler.
Yani mesele tabelanın üzerinde ne yazdığı değildir.
O gün Avrupa’nın güçleri bir araya gelerek Girit’e müdahale ediyordu. Bugün Avrupa Birliği adı altında Avrupa’nın siyasi ve giderek güçlenen askeri yapılanması vardır.
O gün buydu.
Bugün budur.
Bizim açımızdan sorulması gereken esas soru son derece basittir:
Türk askerinin yerine yabancı bir askeri güç mü getirilmek isteniyor?
Eğer cevap evetse, o gücün adına ister “Avrupa gücü”, ister “uluslararası güç”, ister “çok uluslu kuvvet”, ister “barış gücü” deyin…
Bizim açımızdan sonuç değişmez.
Girit'te önce Avrupa askeri geldi, sonra Türk askeri çıkarıldı
Girit’in bize bıraktığı en büyük ders budur.
Türk askeri bir sabah aniden adadan çıkarılmadı.
Önce uluslararası müdahale zemini oluşturuldu.
Avrupa devletleri “barış”, “düzen”, “istikrar” ve “çatışmaların önlenmesi” gerekçeleriyle adaya geldiler.
Yabancı askerlerin Girit’teki varlığı normalleştirildi.
Ardından Türk askerinin varlığı hedef haline getirildi.
Ve nihayet Türk askeri Girit’ten çıkarıldı.
Sonra ne oldu?
Girit özerkleştirildi.
Adanın başına Yunanistan Kralı’nın oğlu Prens Georgios getirildi.
Türk hakimiyeti giderek kağıt üzerinde kalan bir hale getirildi.
Daha sonra Yunanistan’la birleşme süreci ilerletildi.
Ve sonunda Girit Yunanistan’a bağlandı.
İşte stratejik yöntem budur:
Önce güvenlik düzenini değiştirirsiniz.
Sonra Türk askerini çıkarırsınız.
Ardından siyasi ve egemenlik düzenini değiştirirsiniz.
Bu nedenle Kıbrıs meselesinde güvenlik ve garantiler konusu herhangi bir müzakere başlığı değildir.
Bu, doğrudan doğruya varlık ve egemenlik meselesidir.
Türk askeri Kıbrıs'tan asla çekilmeyecek
Bugün Kıbrıs konusunda yıllardır önümüze getirilen taleplerden biri nedir?
Türk askeri çekilsin.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü sona erdirilsin.
1960 Garanti Sistemi ortadan kaldırılsın.
Peki yerine ne konulacak?
“Uluslararası güvence…”
“Avrupa güvencesi…”
“Birleşmiş Milletler güvencesi…”
“Çok uluslu kuvvet…”
“Yeni güvenlik mimarisi…”
Hayır!
Bunların hiçbiri Türk askerinin alternatifi değildir.
Burada en küçük bir tereddüt dahi olamaz.
Mesele, “yeterli bir uluslararası güvence verilirse Türk askeri çekilebilir” meselesi değildir.
Böyle bir ihtimal yoktur.
Mesele, “Avrupa Birliği güçlü bir güvenlik mekanizması kurarsa Türk askerine gerek kalmaz” meselesi değildir.
Böyle bir şey kabul edilemez.
Mesele, “çok uluslu bir kuvvet gelirse Türk askerinin yerini alabilir” meselesi hiç değildir.
Türk askerinin alternatifi yoktur.
Türk askeri Kıbrıs’tan çekilmeyecektir.
Türk askerinin yerine Avrupa Birliği askeri gelmeyecektir.
Türk askerinin yerine Birleşmiş Milletler askeri gelmeyecektir.
Türk askerinin yerine hiçbir yabancı veya çok uluslu askeri güç getirilemeyecektir.
Çünkü Kıbrıs Türkünün güvenliği başka devletlerin iyi niyetine teslim edilemez.
Türkiye'nin garantörlüğü sona ermeyecek
Aynı kesinlik Türkiye’nin garantörlüğü konusunda da geçerlidir.
Türkiye’nin garantörlüğü geçici değildir.
Pazarlık konusu değildir.
Bir federasyon görüşmesinde alınıp verilecek bir taviz değildir.
Bir geçiş döneminin sonunda ortadan kaldırılacak bir mekanizma değildir.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü devam edecektir.
Çünkü garantörlük yalnızca bir antlaşma hükmü değildir.
Garantörlük Kıbrıs Türkünün varlığının güvencesidir.
Garantörlük Kıbrıs Türkünün geleceğinin güvencesidir.
Türk askerinin adadaki varlığı Kıbrıs Türkünün can ve mal güvenliğinin teminatıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Kıbrıs yalnızca Kıbrıs Türkünün güvenliği değildir. Kıbrıs aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğidir.
Türkiye’nin güneyden çevrelenmesini önleyen, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik dengenin merkezinde bulunan Kıbrıs’taki Türk varlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğinden ayrı düşünülemez.
Bu nedenle garantörlükten vazgeçmek yalnızca Kıbrıs Türkünün güvenliğinden vazgeçmek anlamına gelmez.
Türkiye’nin kendi güvenliğini de başkalarının iradesine bırakmak anlamına gelir.
Böyle bir şey düşünülemez.
Avrupa Birliği Kıbrıs'ta tarafsız bir güç değildir
Bir başka gerçeği de açıkça söylemek gerekir.
Avrupa Birliği Kıbrıs meselesinde tarafsız değildir.
Rum yönetimi Avrupa Birliği’nin üyesidir.
KKTC değildir.
Rum yönetimi Avrupa Birliği’nin karar mekanizmalarının içerisindedir.
Kıbrıs Türkü eşit egemen bir devlet olarak bu karar mekanizmasının içerisinde değildir.
Öyleyse soruyorum:
Türkiye’nin garantörlüğünü kaldırıp Kıbrıs Türkünün güvenliğini Rum yönetiminin üyesi olduğu Avrupa Birliği’ne teslim etmek nasıl tarafsız bir güvenlik modeli olabilir?
Olamaz.
Bu, güvenliği tarafsızlaştırmak değildir.
Bu, Kıbrıs’taki güvenlik dengesini Türk tarafının aleyhine değiştirmektir.
Türk askerini çıkaracaksınız.
Türkiye’nin garantörlüğünü kaldıracaksınız.
Sonra Rum tarafının üyesi olduğu Avrupa Birliği’nin askeri veya siyasi güvencesini Kıbrıs Türküne “yeni güvenlik sistemi” diye sunacaksınız.
Bunu kabul etmiyoruz.
1963-1974’ü yaşayan Kıbrıs Türküne kağıt üzerinde güvence anlatılamaz
Kıbrıs Türkü için güvenlik akademik bir tartışma değildir.
Kıbrıs Türkü güvenliğin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmiştir.
1963’te ne olduğunu biliyoruz.
Kanlı Noel’i biliyoruz.
Kıbrıs Türklerinin köylerinden, evlerinden çıkarıldığı yılları biliyoruz.
Gettolarda yaşamak zorunda bırakıldıklarını biliyoruz.
1963-1974 arasında yaşananları biliyoruz.
1974’te Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatının neden gerekli olduğunu biliyoruz.
Ve 1974’ten sonra ne olduğunu da biliyoruz.
Barış geldi.
Türk ve Rum tarafları arasında yarım asrı aşan süredir büyük çaplı bir silahlı çatışma yaşanmadı.
Neden?
Çünkü Türk askeri oradadır.
Çünkü Türkiye oradadır.
Çünkü caydırıcılık vardır.
Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı savaşın sebebi değildir.
Türk askerinin Kıbrıs’taki varlığı savaşın yeniden başlamamasının en önemli güvencesidir.


Girit'in fotoğrafına bir kez daha bakın
Şimdi tekrar o Fransız kartpostalına dönelim.
Fotoğrafta Türk askeri var.
Yanında Avrupa askerleri var.
O gün birisi çıkıp şöyle söylemiş olabilirdi:
“Endişe etmeyin, bunlar yalnızca barışı korumak için burada.”
“Uluslararası güvenlik sağlanıyor.”
“Avrupa devletleri çatışmayı önleyecek.”
“Türk askerine artık ihtiyaç kalmayabilir.”
Sonrasını biliyoruz.
Avrupa askeri geldi.
Türk askeri çıktı.
Türk hakimiyeti ortadan kalktı.
Girit Yunanistan’a bağlandı.
İşte tarih bunun için okunur.
Aynı üniformaları yeniden görmek için değil.
Aynı stratejiyi daha başlangıcında tanımak için.
Kıbrıs Türkü bir daha savunmasız bırakılmayacak
Bugün önümüze hangi isim altında getirilirse getirilsin, Türk askerinin çekilmesini içeren hiçbir güvenlik modeli kabul edilemez.
“Uluslararası güvence” denilmesi sonucu değiştirmez.
“Avrupa Birliği güvencesi” denilmesi sonucu değiştirmez.
“Çok uluslu barış gücü” denilmesi sonucu değiştirmez.
“Yeni güvenlik mimarisi” denilmesi sonucu değiştirmez.
Bizim için ölçü son derece açıktır:
Türk askeri Kıbrıs’ta kalacaktır.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü devam edecektir.
Bunun bir alternatifi yoktur.
Çünkü Kıbrıs Türkünün güvenliği devredilemez.
Çünkü Kıbrıs Türkünün varlığı pazarlık konusu yapılamaz.
Çünkü Türkiye’nin güvenliği başkalarının garantisine bırakılamaz.
Girit’te yaşananları biliyoruz.
Girit’te önce yabancı askerlerin nasıl geldiğini biliyoruz.
Türk askerinin nasıl çıkarıldığını biliyoruz.
Sonrasında neler olduğunu biliyoruz.
Aynı stratejinin Kıbrıs’ta uygulanmasına müsaade etmeyeceğiz.
Bu nedenle sözümüz açıktır:
Türk askeri Kıbrıs’tan çekilmeyecek.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü sona ermeyecek.
Türk askerinin yerine hiçbir yabancı güç getirilmeyecek.
Ve tarihe karşı sorumluluğumuzla bir kez daha söylüyoruz:
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!