26 Ağustos görüşmesinden önce çok açık bir uyarıda bulundum.

Şartlar oluşmadan görüşmeyin dedim.

KKTC Cumhurbaşkanı olarak kabul edilmeden, KKTC bayrağı masada olmadan, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü kabul edilmeden, Kıbrıs Türk tarafına yönelik tutuklama kararları ve baskılar devam ederken hiçbir şey olmamış gibi masaya oturmayın dedim.

Buna rağmen Sayın Tufan Erhürman görüştü.

Bunu bugün yeniden tartışmayı uzatmak için söylemiyorum. Çünkü görüşme yapıldı. Fakat görüşmenin ardından yapılan açıklamalar, neden bu uyarıda bulunduğumuzu çok daha açık biçimde ortaya koydu.

Üstelik sorulması gereken çok basit bir soru var:

Neden görüşmeye bu kadar mecbursunuz?

Rum tarafı ne yaparsa yapsın neden görüşmek zorundasınız?

Girne Kalesi’nde yapılacak NEXUS müzik festivaline EXIT’in katılımının engellenmesi için Rum tarafının yürüttüğü diplomatik girişimler daha dün yaşandı.

FC Barcelona Academy’nin KKTC’deki futbol kampının engellenmesi için Rum tarafında siyasi ve sportif girişimler yapıldı.

KKTC’deki mülkiyet meselesi Avrupa Tutuklama Kararları üzerinden ceza dosyasına dönüştürülüyor. KKTC’de iş yapan yabancılar dahi hedef haline getiriliyor.

Ercan üzerinden KKTC’ye gelen yabancı siyasetçiler konusunda baskı uygulanıyor.

Girne’ye hala “işgal altındaki toprak” deniliyor.

Bütün bunları yapan tarafla görüşmek için neden bu kadar acele ediyorsunuz?

Siz görüşmeye mecbur değilsiniz.

Diplomasi, karşı taraf ne yaparsa yapsın masaya koşmak değildir. Devletlerin kırmızı çizgileri vardır. Devletler gerektiğinde görüşür, gerektiğinde görüşmeyi erteler. Bazen masaya oturmak diplomatik mesajdır, bazen de masaya oturmamak diplomatik mesajdır.

Şimdi asıl sorumu soruyorum

Sayın Erhürman görüşmenin ardından şu açıklamayı yaptı:

“Siyasi eşitliğin içeriği ile birlikte Kıbrıs sorununun özünü oluşturduğunu, bu konunun başka konularla ‘al-ver’e tabi tutulmasının düşünülemeyeceğini…”

Ben de KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’a soruyorum:

Siyasi eşitlik nedir?

Siyasi eşitlik diyerek hangi devleti konuşuyorsunuz?

İki egemen devletin eşitliğini mi?

Yoksa kurulması düşünülen federal devletin içerisindeki iki toplumun siyasi eşitliğini mi?

Çünkü bu ikisi kesinlikle aynı şey değildir.

Siyasi eşitlik ile egemen eşitlik aynı kavram değildir.

KKTC’nin bugün temel meselesi, kurulacak federal devlette Kıbrıs Türklerinin kaç bakanı olacağı, merkezi kararlara nasıl katılacağı veya Cumhurbaşkanlığının Türklerle Rumlar arasında dönüşümlü olup olmayacağı değildir.

Temel mesele:

KKTC’nin egemen bir devlet olarak varlığıdır.

Dönüşümlü başkanlık neyin başkanlığı?

Burada tartışmanın gerçek içeriğine bakalım.

“Siyasi eşitlik” tartışmasının merkezindeki meselelerden biri dönüşümlü başkanlıktır.

Kıbrıs Türk tarafı, müzakereler başladıktan sonra bunun yeniden pazarlık konusu yapılmasını istemiyor ve siyasi eşitliğin bir unsuru olarak önceden güvence altına alınmasını istiyor.

Hristodulidis ise farklı düşünüyor.

Özetle diyor ki:

“Dönüşümlü başkanlığa olumlu bakıyorum ama bu yönetim başlığının parçasıdır. Diğer başlıklarla birlikte müzakere edilmelidir.”

Yani Rum tarafı bunu da pazarlığın içerisine koymak istiyor.

Burada çok temel bir soru ortaya çıkıyor:

Dönüşümlü başkanlık neyin başkanlığıdır?

KKTC Cumhurbaşkanlığının mı?

Hayır.

Rum yönetiminin Cumhurbaşkanlığının mı?

Hayır.

Kurulması düşünülen ortak federal devletin Cumhurbaşkanlığının.

O halde tartışmanın geldiği yere bakınız.

Bir taraf:

“Önce dönüşümlü başkanlığı garanti edelim.”

diyor.

Diğer taraf:

“Onu da diğer konularla beraber pazarlık edelim.”

diyor.

Ben tekrar soruyorum:

KKTC nerede?

İki devlet nerede?

Egemen eşitlik nerede?

Eşit uluslararası statü nerede?

Farkında olmadan veya bilerek tartışmanın merkezi, iki devletin birbirini kabul etmesinden çıkıp federal devletin nasıl yönetileceğine kayıyor.

Hristodulidis neden "doğru yoldayız" diyor?

Bir de karşı tarafın açıklamalarına bakalım.

Hristodulidis görüşmeden sonra “olumlu işaretler” gördüğünü ve Kıbrıs konusunda “doğru yolda” olduklarını söylüyor.

Neden acaba?

Çünkü artık yalnız geçiş kapıları konuşulmuyor.

Hristodulidis “çapraz müzakere” önerdiğini söylüyor.

Toprak ile mülkiyet birlikte görüşilsin.

Yönetim ile güvenlik ve garantiler birlikte görüşilsin.

Bunun anlamı nedir?

Bir başlıkta verilecek tavizin başka bir başlıkta alınacak tavizin karşılığı haline gelmesi demektir.

Böylece;

Türkiye’nin garantörlüğü,

Türk askerinin varlığı,

toprak,

mülkiyet,

yönetim,

hepsi aynı büyük pazarlığın parçaları haline gelebilir.

İşte tam burada tekrar soruyorum:

Biz iki egemen devletin geleceğini mi konuşuyoruz, yoksa kurulacak federasyonun şartlarını mı?

“Yakınlaşmalar” kelimesine dikkat

Erhürman’ın açıklamasında çok önemli bir başka ifade daha var:

“Yakınlaşmalar.”

Erhürman diyor ki siyasi eşitlik konusunda netlik sağlanmadan:

“Yakınlaşmalar dahil metodolojinin geri kalan kısımları ve esasa ilişkin konularda ilerleme sağlanması mümkün değildir.”

Bu cümleyi dikkatle okuyalım.

“Yakınlaşmaları kabul etmiyorum” demiyor.

“Crans-Montana’da kalınan yerden başlamam” demiyor.

“Geçmiş federasyon müzakereleri benim müktesebatım değildir” demiyor.

Dediği şu:

Önce siyasi eşitlik konusunda netleşelim, sonra diğer konulara geçelim.

O halde Sayın Erhürman’a çok açık biçimde soruyorum:

Siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık konusunda istediğiniz güvenceyi alırsanız, geçmiş yakınlaşmaları başlangıç zemini kabul ederek esasa ilişkin federasyon müzakerelerine geçecek misiniz?

Bunun cevabı Kıbrıs Türk halkından saklanamaz.

Biz neden "Şartlar oluşmadan görüşmeyin" dedik?

İşte tam olarak bunun için.

Diplomasi yapılmasın demedik.

Görüşmeye karşı çıkmayı bir amaç haline getirmedik.

Dedik ki:

Önce statünüzü kabul ettirin.

KKTC Cumhurbaşkanı olarak kabul edilin.

KKTC bayrağı masada olsun.

Egemen eşitlik kabul edilsin.

Eşit uluslararası statü kabul edilsin.

İki devlet gerçeği kabul edilsin.

Ondan sonra görüşülecek mesele varsa görüşün.

Çünkü siz masaya hangi statüyle oturursanız, müzakere o statü üzerinden yürür.

Karşınızdaki kişi “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı”, siz ise “Kıbrıs Türk toplumu lideri” olarak masaya oturuyorsanız, statü tartışmasını daha görüşmeye başlamadan kaybetmiş olursunuz.

Sonra masada size “siyasi eşitlik” teklif edilir.

Oysa sizin talep etmeniz gereken şey egemen eşitliktir.

KKTC Cumhurbaşkanlığının pazarlığı bu olamaz

Sayın Erhürman,

Siz bir siyasi partinin genel başkanı olarak o masada değilsiniz.

Bir sivil toplum örgütünün temsilcisi değilsiniz.

“Kıbrıs Türk toplumunun sözcüsü” de değilsiniz.

Siz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanısınız.

Dolayısıyla öncelikli meseleniz, gelecekte kurulabilecek federal devletin Cumhurbaşkanlığında Türklerin kaç dönem oturacağı değil;

bugün Cumhurbaşkanı olduğunuz KKTC’nin egemenliğini korumaktır.

Önce:

“Ben KKTC Cumhurbaşkanıyım.”

demelisiniz.

Önce iki egemen devletin varlığını kabul ettirmelisiniz.

Önce egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüyü kabul ettirmelisiniz.

Sonra konuşulacak ne varsa konuşulur.

Tek bir soruya cevap verin

Bu nedenle bütün tartışmayı tek bir soruya indiriyorum:

Sayın KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, siyasi eşitlik diyerek hangi devleti konuşuyorsunuz?

KKTC ile Rum devletinin egemen eşitliğini konuşuyorsanız buna egemen eşitlik deyin.

İki devlet diyorsanız iki devlet deyin.

KKTC diyorsanız KKTC deyin.

Ama kastettiğiniz, kurulacak federal devlette iki toplumun siyasi eşitliği ve bunun içinde dönüşümlü başkanlık ise bunu da açıkça söyleyin.

Kıbrıs Türk halkı neyin müzakere edildiğini bilsin.

Çünkü mesele kelime meselesi değildir.

“Egemen eşitlik” iki devletin statüsünü konuşur.

“Siyasi eşitlik” ise federal yapı içindeki iki toplumun ortak yönetime katılımını ifade edebilir.

Aradaki fark birkaç kelime değildir.

Aradaki fark KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak yaşayıp yaşamayacağıdır.