Kıbrıs’ta 26 Agustos’ta yapılması planlanan Tufan Erhurman-Nikos Hristodulidis gorusmesine ilişkin tartışmanın yanlış yerden yürütüldüğünü düşünüyorum.
Mesele, masaya oturulduğunda ne konuşulacağı değildir.
Asıl mesele, bu şartlarda neden masaya oturulacağıdır.
Çünkü ortada henüz ortak bir zemin yoktur. Daha önemlisi, Rum tarafının son uygulamaları güven artırmak bir yana, KKTC’nin devlet niteliğini ve Kıbrıs Türklerinin dünya ile doğrudan temasını hedef alan bir çizgi ortaya koymaktadır.
O halde benim görüşüm nettir:
Önce şartlar kabul edilmelidir. Sonra görüşme yapılmalıdır.
Şartlar kabul edilmiyorsa neyi görüşeceğiz?
EXIT/NEXUS bize neyi gösterdi?
Girne Kalesi’nde yapılması planlanan NEXUS müzik festivaline Sırbistan merkezli EXIT’in katılımının iptal edilmesinin perde arkası Rum basınının kendi haberleriyle ortaya çıktı.
“sistemli ve gizli diplomatik girişimler”Fileleftheros, Rum yönetiminin sonuç almak için “sistemli ve gizli diplomatik girişimler” yürüttüğünü yazdı.
Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos’un Sırp mevkidaşı Marko Duric ile görüşmesinde konu gündeme geldi. Rum Avrupa Parlamentosu milletvekilleri Sırp makamları ve organizatörler nezdinde girişimlerde bulunduklarını açıkladılar.
Sonunda EXIT çekildi.
Rum tarafı bunu saklamadı. Aksine diplomatik başarı olarak sundu.
Daha önemlisi, neden yaptıklarını da söylediler.
DİSİ’li Avrupa Parlamentosu Milletvekili Lukas Furlas’ın yaklaşımı açıktı:
Girne’yi “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki toprağı” olarak görüyorlar.Girne’yi “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki toprağı” olarak görüyorlar.
İşte bütün Kıbrıs meselesini tek cümlede anlatan yaklaşım budur.
Siz Girne’yi KKTC’nin şehri olarak görüyorsunuz.
Karşınızdaki taraf ise KKTC diye bir devlet kabul etmiyor ve Girne’yi kendi toprağı sayıyor.
Bu durumda hangi “güven artırıcı önlemden” bahsediyoruz?
Dün Afzal Khan, bugün EXIT, şimdi FC Barcelona
Üstelik EXIT/NEXUS tek başına bir olay değildir.
İngiliz Milletvekili Afzal Khan’ın Ercan üzerinden KKTC’ye gelişi konusunda da Rum tarafının diplomatik girişimleri olmuştu. Rum basını bunu bugün EXIT olayının önceki örneklerinden biri olarak hatırlatıyor.
Şimdi hedefte başka uluslararası etkinlikler var.
Bunlardan biri de FC Barcelona futbol akademisinin KKTC’de gerçekleştirmeyi planladığı kamp.
Rum siyasi çevrelerinden İspanya’nın ve Rum Dışişleri Bakanlığının devreye girmesi yönünde çağrılar yapılıyor.
Bir düşünün:
Çocukların ve gençlerin katılacağı bir futbol kampından dahi rahatsızlık duyuluyor.
Neden?
Çünkü uluslararası bir markanın KKTC’ye gelmesi istenmiyor.
Bugün EXIT…
Yarın Barcelona…
Sonra bir üniversite, sanatçı, sporcu, akademisyen, milletvekili, yatırımcı veya uluslararası şirket…
Verilmek istenen mesaj açık:
“KKTC ile doğrudan ilişki kurarsanız bunun bir bedeli olur.”
Bu bir izolasyon politikasıdır.
Peki 26 Ağustos'ta neden görüşeceksiniz?
Tam burada Sayın Tufan Erhurman’a sormak gerekiyor:
26 Agustos’ta neyi görüşeceksiniz?
Rum tarafı KKTC’nin uluslararası temaslarını engelliyor.
Girne’yi kendi toprağı sayıyor.
Uluslararası etkinlikleri iptal ettirmek için diplomatik baskı uyguluyor.
Mülkiyet meselesini Avrupa Tutuklama Kararları üzerinden üçüncü ülkelere taşıyor.
Geçiş kapılarında somut ilerleme sağlamıyor.
Ama aynı Rum tarafı diyor ki:
Liderler daha sık görüşsün.
Yeni 5+1 yapılsın.
Geçmiş yakınlaşmalar masaya gelsin.
Crans-Montana’da kalınan yerden devam edilsin.
Federasyon müzakerelerine dönülsün.
Hayır.
Önce temel mesele çözülsün.
Önce müzakere zemini belli olsun.
Sonra görüşülsün.
Önce şartlar kabul edilmelidir
Türk tarafının masaya oturabilmesi için ne istediği yıllardır bellidir:
Egemen eşitlik.
Eşit uluslararası statü.
Ve bunların doğal sonucu olarak iki devlet gerçeğinin kabulü.
Bunlar müzakerenin sonunda Rum tarafından verilecek bir ödül değildir.
Bunlar müzakerenin başlayabilmesinin ön şartıdır.
Çünkü egemen eşitliğiniz kabul edilmeden masaya oturursanız hangi sıfatla görüşüyorsunuz?
Devlet olarak mı?
Toplum olarak mı?
Rum tarafıyla eşit bir egemen olarak mı?
Yoksa Rumların “Kıbrıs Cumhuriyeti” kabul edildiği, sizin ise “Kıbrıs Türk toplumu” sayıldığınız bir masada mı?
İşte önce bunun cevabı verilmelidir.
Statünüz belli değilse müzakere zemininiz de belli değildir.
“Önce görüşelim, sonra bakarız" denilemez
Bize yıllarca aynı şey söylendi:
“Masaya oturalım.”
“Ön şart koymayalım.”
“Önce görüşelim.”
“Çözümü masada bulalım.”
Sonuç?
On yıllarca görüşüldü.
Rum tarafı Avrupa Birliği’ne bütün adayı temsil ediyormuş gibi girdi.
Kıbrıs Türkü izolasyon altında kaldı.
KKTC tanınmadı.
Rum tarafı ise uluslararası alanda “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatını kullanmaya devam etti.
Şimdi aynı filmi yeniden seyretmenin anlamı yoktur.
Önce statü. Sonra müzakere.
Bu kadar basit.
“Siyasi eşitlik" yetmez
Tam da bu nedenle Sayın Erhurman’ın kullandığı terminoloji önemlidir.
“Eşit insanlar…”
“Eşit haklar…”
“Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların eşitliği…”
“Siyasi eşitlik…”
Bunların hiçbiri egemen eşitlik demek değildir.
İnsanların eşitliği zaten tartışma konusu değildir.
Asıl mesele şudur:
KKTC ile Rum yönetimi egemenlik bakımından eşit midir?
Kıbrıs Türkü kendi devletinin sahibi midir?
Yoksa kurulacak ortak devletin toplumlarından biri midir?
Bu nedenle “siyasi eşitlik” ile “egemen eşitlik” birbirine karıştırılmamalıdır.
İki toplum başka şeydir, iki devlet başka şeydir.
Kurucu devlet başka şeydir, egemen devlet başka şeydir.
Federasyon demek KKTC'ye ne olacağını da söylemeyi gerektirir
Sayın Erhurman’ın geçmişten beri savunduğu federal çözüm yaklaşımı bakımından cevap bekleyen temel bir soru vardır:
Federasyon kurulursa KKTC bağımsız ve egemen bir devlet olarak yaşamaya devam edecek midir?
Bu soruya açık cevap verilmelidir.
Çünkü KKTC Cumhurbaşkanı göreve başlarken devletin varlığını ve bağımsızlığını koruyacağına ve KKTC’yi yüceltmek için çalışacağına ant içmektedir.
O halde soru son derece meşrudur:
Varlığını ve bağımsızlığını korumaya yemin ettiğiniz devletin bağımsız devlet niteliğini sona erdirecek bir model savunuluyorsa, bu yeminle nasıl bağdaştırılacaktır?
Burada kimseyi peşinen suçlu ilan etmiyorum.
Federasyonu savunmak tek başına otomatik olarak suç oluşturmaz.
Ama bunun çok ciddi bir siyasi ve anayasal tutarlılık meselesi olduğu da ortadadır.
Siz toplum lideri değilsiniz
Sayın Erhurman’a hatırlatılması gereken en önemli hususlardan biri de budur.
Siz yalnızca “Kıbrıs Türk toplumunun lideri” değilsiniz.
Siz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanısınız.
Dolayısıyla göreviniz KKTC’nin adını, bayrağını, devlet niteliğini ve egemenliğini görünür kılmaktır.
Rum tarafı Girne’ye “işgal altındaki toprağımız” derken sizin daha fazla KKTC demeniz gerekir.
Rum tarafı KKTC’nin uluslararası faaliyetlerini engellerken sizin daha fazla KKTC bayrağı göstermeniz gerekir.
Rum tarafı sizi “toplum” seviyesine indirmeye çalışırken sizin egemen devlet vurgusunu daha güçlü yapmanız gerekir.
26 Ağustos'tan önce üç cümle
Bu nedenle 26 Agustos’tan önce yapılması gereken yeni bir görüşme hazırlığı değildir.
Önce Rum tarafına ve uluslararası topluma üç husus kabul ettirilmelidir:
Bir: Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitliği kabul edilecektir.
İki: Kıbrıs Türk tarafının eşit uluslararası statüsü kabul edilecektir.
Üç: Yeni süreç geçmiş federasyon müzakerelerinin ve Crans-Montana “yakınlaşmalarının” kaldığı yerden devamı olmayacaktır.
Bunlar kabul edilmiyorsa benim sorum çok basittir:
Neyi görüşeceğiz?
Sınır kapısını mı?
Kapılar elbette konuşulabilir. İnsanların günlük hayatını kolaylaştıracak teknik konular görüşülebilir.
Ama bunları kullanarak KKTC’yi yeniden federasyon masasına sürükleyecek bir siyasi süreç başlatılamaz.
Önce devletin statüsü
Bütün bu gelişmeleri yan yana koyuyorum:
EXIT/NEXUS…
FC Barcelona kampına yönelik girişimler…
Afzal Khan…
Diplomatlarla temaslara müdahale…
Avrupa Tutuklama Kararları…
Mülkiyet baskısı…
Girne’yi “işgal altındaki toprak” olarak görme…
Geçiş kapılarında sonuçsuzluk…
Buna karşılık yeni 5+1 isteği…
Geçmiş “yakınlaşmaların” yeniden dosyalanması…
Crans-Montana’dan devam etme isteği…
Federasyon hedefi…
Bütün bunlar bize aynı şeyi söylüyor:
Rum tarafı KKTC’yi eşit egemen devlet olarak kabul etmeden müzakere masasına çekmek istiyor.
İşte buna itiraz ediyorum.
26 Agustos’ta mesele masada ne konuşulacağı değildir.
Mesele o masaya oturmanın şartlarının oluşup oluşmadığıdır.
Benim cevabım nettir:
Önce egemen eşitliğimizi kabul edin.
Önce eşit uluslararası statümüzü kabul edin.
Önce KKTC’yi yok sayarak Kıbrıs Türkünü “toplum” statüsüne indiren anlayıştan vazgeçin.
Ondan sonra konuşulacak konu varsa konuşulur.
Bunlar kabul edilmiyorsa;
Görüşülecek bir şey de yoktur.
Çünkü Kıbrıs Türkünün devleti ve egemenliği müzakerenin konusu değil, müzakerenin ön şartıdır.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!