İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki ilişkileri artık sıradan bir diplomatik yakınlaşma olarak görmek mümkün değildir.

Son 15 yılda adım adım kurulan ilişki; enerjiyle başladı, Yunanistan’ın dahil olmasıyla üçlü bir jeopolitik yapıya dönüştü, askeri tatbikatlarla derinleşti, İsrail silah sistemlerinin Güney Kıbrıs’a yerleştirilmesiyle güvenlik boyutu kazandı ve bugün Avrupa Birliği savunma imkanlarının da devreye sokulabileceği yeni bir aşamaya ulaştı.

10 Eylül 2026’da İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyaret bu nedenle önemlidir.

Bu İlişki Nasıl Başladı?

İsrail ile Rum yönetiminin yakınlaşmasının dönüm noktalarından biri 2010 yılıdır.

İsrail ile Rum yönetimi 2010’da sözde münhasır ekonomik bölgelerini sınırlandıran anlaşmayı imzaladı. Aynı dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinin ciddi biçimde bozulması ve Doğu Akdeniz’de doğal gaz yataklarının keşfedilmesi yeni bir jeopolitik ortam oluşturdu.

İsrail açısından enerji kaynaklarının güvenliği ve Avrupa’ya ulaştırılması önem kazanırken Rum yönetimi İsrail’i Türkiye karşısında stratejik ortak olarak görmeye başladı.

İsrail’in kendi stratejik değerlendirmelerinde de 2010’dan itibaren Türkiye ile ilişkilerin kötüleşmesiyle İsrail-Yunanistan-Rum yönetimi yakınlaşmasının hız kazandığı açıkça anlatılmaktadır.

Böylece başlangıçta iki ülke arasındaki enerji iş birliği olarak görülebilecek süreç kısa zamanda İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs üçgenine dönüştü.

Enerji, doğal gaz, deniz yetki alanları ve elektrik bağlantısı bu üçgenin ekonomik temelini oluştururken savunma ve güvenlik giderek yapının esas taşıyıcı unsurlarından biri haline geldi.

Enerjiden Askeri İş Birliğine

İlişkiler bununla sınırlı kalmadı.

İsrail ve Rum yönetimi askeri eğitimlere ve ortak tatbikatlara başladı. 2022’de gerçekleştirilen Agapinor tatbikatı bunun en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. İsrail’in kendi diplomatik kaynakları bu tatbikatın İsrail askerlerinin o tarihe kadar İsrail dışında gerçekleştirdiği en büyük tatbikatlardan biri olduğunu belirtmişti. KKTC Dışişleri Bakanlığı ise tatbikata açık şekilde tepki göstermişti.

Bunun anlamını doğru okumak gerekir.

Güney Kıbrıs İsrail için yalnızca komşu bir ada değildir. İsrail’in yaklaşık 300 kilometre batısında, Anadolu’nun hemen güneyinde, Doğu Akdeniz’in merkezinde bulunan son derece önemli bir coğrafyadır.

Türkiye açısından ise mesele daha hassastır.

Çünkü Kıbrıs, Türkiye’nin güney sahillerinin karşısındadır ve KKTC Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik mimarisinin vazgeçilmez unsurudur.

Dolayısıyla Güney Kıbrıs’ın askeri kapasitesinde meydana gelen her ciddi değişiklik doğrudan doğruya Türkiye ve KKTC’nin güvenlik hesaplarını ilgilendirir.

Barak MX İle Yeni Bir Aşama

Bu sürecin en önemli eşiklerinden biri Güney Kıbrıs’ın İsrail yapımı Barak MX hava savunma sistemini edinmesi oldu.

Türkiye 2025 yılında bu gelişmenin adadaki hassas askeri dengeyi bozabileceği uyarısında bulundu.

Burada mesele yalnızca birkaç füze bataryası değildir.

Hava savunma sistemi radar, algılayıcılar, komuta-kontrol ağı ve önleme sistemleriyle birlikte düşünüldüğünde bulunduğu bölgedeki askeri denklemi etkileyen bir yetenektir.

Daha da önemlisi, Güney Kıbrıs’ın İsrail sistemleriyle donatılması İsrail ve Rum askeri altyapılarının zaman içerisinde birbirleriyle daha uyumlu hale gelmesi sonucunu doğurabilir.

İşte dikkat edilmesi gereken esas noktalardan biri budur.

Yunanistan Da Aynı Silah Mimarisine Giriyor

Şimdi bunun üzerine Yunanistan boyutunu koymak gerekir.

İsrail ile Yunanistan arasında 2026’da imzalanan yaklaşık 3 milyar avroluk Aşil Kalkanı anlaşması kapsamında Yunanistan’ın çok katmanlı hava savunma mimarisinde İsrail sistemlerinin önemli yer tutması öngörülüyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu ise bu anlaşmayı açıkça yaklaşık on yıl önce Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile oluşturulan Doğu Akdeniz ittifakının devamı olarak nitelendirdi.

Bu açıklama önemlidir.

Çünkü karşımızda artık birbirinden bağımsız İsrail-Yunanistan ve İsrail-Rum yönetimi ilişkileri yoktur.

Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasında giderek birbirini tamamlayan bir güvenlik mimarisi oluşmaktadır.

Üç tarafın hava savunması, radarları, tatbikatları, istihbarat paylaşımı, deniz güvenliği ve enerji altyapısının korunması alanlarında birbirine yaklaşması Türkiye açısından yakından izlenmesi gereken stratejik bir gelişmedir.

İsrail Artık Bunu Daha Geniş Bir Mimarinin Parçası Olarak Görüyor

İsrail Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Amir Baram’ın Haziran 2026’daki açıklaması da bu nedenle dikkat çekicidir.

Baram, İsrail’in önümüzdeki dönemde Hindistan’dan Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden Yunanistan ve Kıbrıs’a uzanan daha geniş bir ittifak mimarisine hazırlanması gerektiğini söyledi.

Yani İsrail açısından Kıbrıs artık yalnızca ikili ilişkinin parçası değildir.

Daha geniş bir bölgesel güvenlik zincirinin halkalarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Bu gelişmeyi Türkiye’nin mutlaka hesaba katması gerekir.

10 Eylül 2026: Herzog-Hristodulidis Görüşmesi

Son gelişme ise tabloyu daha da belirginleştirmiştir.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog 10 Eylül’de Güney Kıbrıs’a gitti.

Nikos Hristodulidis görüşmenin başında İsrail ile “stratejik ortaklığı her düzeyde” geliştirmek istediklerini açıkça söyledi.

Masadaki konular neydi?

Güvenlik, savunma, enerji, ticaret ve bölgesel gelişmeler.

Hristodulidis ayrıca İsrail’den Güney Kıbrıs’a yaz döneminde haftada 200’den fazla uçuş gerçekleştirildiğini söyledi. Herzog ise Hristodulidis’i İsrail’in büyük dostu olarak nitelendirdi.

Üstelik görüşmelerde Güney Kıbrıs’ın İsrail’den ilave askeri sistemler satın alması da ele alındı.

Daha dikkat çekici olan ise İsrail savunma şirketlerinin Güney Kıbrıs’ta faaliyet göstererek Avrupa Birliği’nin SAFE savunma finansmanı imkanlarından yararlanma ihtimalinin gündeme gelmesidir. Güney Kıbrıs’ın bu mekanizma kapsamında 1,18 milyar avroya kadar finansmana erişebilmesi söz konusudur.

Eğer bu süreç gerçekleşirse çok önemli bir eşik daha aşılmış olacaktır.

İsrail-Rum savunma iş birliği yalnızca ikili silah ticareti olmaktan çıkıp Avrupa Birliği finansmanıyla desteklenen bir savunma sanayisi ortaklığına dönüşebilecektir.

Enerji Boyutu Da Devam Ediyor

Askeri yakınlaşma enerji iş birliğinin yerine geçmemiştir. İki alan birlikte ilerlemektedir.

Afrodit-İşai doğal gaz sahasına ilişkin İsrail-Rum anlaşmazlığında görüşmeler 2026’da ileri bir aşamaya ulaştı. Aynı zamanda İsrail-Kıbrıs elektrik bağlantısı ve Doğu Akdeniz’deki daha geniş enerji projeleri gündemde tutulmaktadır. ⁠

Dolayısıyla ortaya çıkan yapı dört ayaklıdır:

Enerji + savunma + güvenlik + siyasi iş birliği.

Ve bunun üzerine Yunanistan ile Avrupa Birliği boyutları eklenmektedir.

KKTC Açısından Daha Tehlikeli Bir Başka Gelişme Var: Mülkiyet

İsrail-Rum yakınlaşmasının KKTC açısından belki de en fazla dikkat edilmesi gereken fakat yeterince konuşulmayan tarafı mülkiyet meselesidir.

KKTC’de yatırım yapan İsrail vatandaşı Simon Aykut, Rum makamlarınca 2024’te tutuklandı ve kuzeydeki eski Rum taşınmazlarının kullanılmasıyla ilgili suçlamalardan beş yıl hapis cezasına mahkum edildi. Daha sonra cezasının kalan bölümünü çekmek üzere İsrail’e nakledildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığının vatandaşlarına yönelik resmi bilgilendirmesinde ise KKTC’deki taşınmaz işlemleri konusunda Rum yönetiminin hukuk düzeni ve Avrupa ülkelerinde karşılaşılabilecek hukuki süreçler özellikle hatırlatılıyor. 

İşte bu gelişmenin üzerinde özellikle durulmalıdır.

Çünkü mülkiyet meselesi bireysel hukuk davalarının ötesine taşınarak KKTC ekonomisini ve yabancı yatırımları baskı altına alabilecek siyasi-hukuki bir araca dönüşebilir.

Bugün İsrail vatandaşlarıdır.

Yarın başka ülkelerin vatandaşları olabilir.

Rum yönetimi KKTC’deki mülkiyet meselesini Avrupa tutuklama kararları, ceza davaları ve üçüncü ülkelere yönelik diplomatik girişimlerle uluslararasılaştırmaya çalışırsa KKTC’nin ekonomik hareket alanı daraltılmak istenebilir.

Buna karşı hukuki ve diplomatik hazırlık yapılması şarttır.

Bir Tarafta Federasyon Çağrısı, Diğer Tarafta Silahlanma

Burada çok açık bir çelişki vardır.

Rum yönetimi bir taraftan Türk tarafına “güven artırıcı önlemler”, sınır kapıları, federasyon görüşmeleri ve müzakerelere dönüş çağrısı yapıyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Maria Angela Holguín üzerinden yeni müzakere zemini oluşturulmasını istiyor.

Geçmiş federasyon görüşmelerindeki yakınlaşmaların yeniden masaya getirilmesini savunuyor.

Ama aynı Rum yönetimi diğer taraftan silahlanıyor, İsrail ile askeri iş birliğini derinleştiriyor, Yunanistan-İsrail-Rum üçgenini güçlendiriyor ve KKTC ekonomisini mülkiyet davaları üzerinden baskı altına almaya çalışıyor.

O halde sormamız gerekiyor:

Gerçekten güven ortamı mı oluşturuluyor, yoksa Türk tarafı yeniden federasyon masasına çekilirken Güney Kıbrıs’ın askeri, siyasi ve ekonomik konumu mu tahkim ediliyor?

Türkiye Ve KKTC Neye Dikkat Etmeli?

Öncelikle İsrail ile ilişkilerimizi Rum yönetiminin belirlemesine izin vermemeliyiz.

Türkiye büyük bir bölgesel güçtür. İsrail-Güney Kıbrıs ilişkilerinin gelişmesi otomatik olarak Türkiye-İsrail çatışması anlamına gelmez. Ayrıca bugün elimizde İsrail ile Rum yönetimi arasında Türkiye’ye karşı kurulmuş resmi bir askeri ittifak bulunduğunu gösteren bir belge de yoktur.

Ancak strateji niyet kadar kapasiteyi de takip etmeyi gerektirir.

Bugün Türkiye’nin hemen güneyinde İsrail silah sistemleriyle donanan, İsrail ile tatbikat yapan ve Yunanistan’la birlikte aynı güvenlik mimarisine yaklaşan bir Rum yönetimi vardır.

Bunu görmezden gelemeyiz.

Türkiye ve KKTC özellikle şu alanları çok yakından takip etmelidir:

İsrail’in Güney Kıbrıs’a yeni hava ve füze savunma sistemleri satıp satmayacağı; radarların menzilleri ve oluşturacakları müşterek hava resmi; İsrail-Yunanistan-Rum ortak tatbikatlarının kapsamı; Güney Kıbrıs’taki hava ve deniz tesislerinin İsrail tarafından kullanım biçimi; istihbarat paylaşımının seviyesi; insansız hava araçları ve elektronik harp sistemleri; Avrupa Birliği savunma fonlarının Rum silahlanmasına aktarılması; denizaltı elektrik kablolarının güzergahı; İsrail-Rum enerji projeleri ve nihayet KKTC’deki mülkiyet meselesinin üçüncü ülkelerde hukuki baskı aracına dönüştürülmesi.

Kıbrıs Türkiye'nin Güneyden Güvenliğidir

Kıbrıs’a yalnızca Kıbrıs meselesi olarak bakamayız.

Kıbrıs; Anadolu’nun güneyinin, Doğu Akdeniz’in, enerji yollarının, deniz ulaştırma hatlarının ve Mavi Vatan’ın güvenliğiyle doğrudan ilgilidir.

Bu nedenle İsrail-Güney Kıbrıs yakınlaşmasına da tek tek silah satışları veya diplomatik ziyaretler üzerinden bakmak yanlış olur.

Büyük resmi görmek zorundayız.

2010’da deniz yetki alanları ve enerjiyle başlayan süreç bugün İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs güvenlik üçgenine dönüşmektedir. Bunun savunma sanayisi ayağı büyümekte, Avrupa Birliği ayağı gelişmekte ve bölgesel güvenlik mimarisine bağlanmaktadır.

Türkiye’nin yapması gereken paniğe kapılmak değil, gelişmeleri önceden görmek ve karşı tedbirlerini bugünden hazırlamaktır.

KKTC’nin egemenliği ve güvenliği güçlendirilmelidir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz ve hava hakimiyeti korunmalıdır. KKTC’nin hava savunması, radar ve erken ihbar imkanları geliştirilmelidir. Mülkiyet meselesinde Taşınmaz Mal Komisyonunun uluslararası hukuk bakımından sahip olduğu konum etkin biçimde savunulmalı, Rum yönetiminin üçüncü ülkelerde yürüttüğü hukuki ve siyasi girişimlere karşı sistematik bir hukuk diplomasisi oluşturulmalıdır.

Ve en önemlisi:

Türk tarafı bir yandan federasyon masasına çekilmeye çalışılırken diğer yandan adanın güneyinde meydana gelen askeri yığınağı ve değişen ittifak mimarisini görmezden gelemez.

Kıbrıs’ta güven yalnızca müzakere masasında söylenen sözlerle ölçülmez.

Kimin kimi silahlandırdığına, kimin kiminle tatbikat yaptığına, hangi radarın nereye baktığına ve hangi ittifakın hangi coğrafyada kurulduğuna da bakılır.

Türkiye ve KKTC artık meseleye tam olarak bu gözle bakmalıdır.